Şu kayak tatilleri bittiğinden beri kafamı toplayıp da yeni bişey yazamadım. İçimden gelmedi. Günler olabildiğince sıkıcı, soğuk ve birbirinin aynısı iken; aklım da kardeşimin ameliyatındaydı...
Skolyoz hastalığı vardı. Omurga eğikliği anlamına geliyor. Gelişimsel bir bozukluk; dış etkenlere bağlı olarak oluşmuyor. Tabi erken teşhiste yüzme, spor, ağır kaldırmama, sağlıklı yaşam, duruşta oturuşta postüre dikkat etmek gibi koruyucu önlemlerle ilerlemesi minimuma indirilebiliyor bazen ancak yine de bazen ne yaparsan yap ameliyat kaçınılmaz oluyor.
Bizim oğlan kendine pek dikkat etmez, ama yine de aktif hareketli sportif bir yaşamı vardı. Uzun saatler oturmazdı mesela. Kilo problemi yoktu. Ama tabi ağır kaldırma, yarın yokmuş gibi yaşama, alkol sigara, sex drugs rakın roll hey yavrum hey!
Omurgada eğiklik olduğu ergenlikte teşhis edilmişti. Skolyoza bağlı orta çapta bir disk ameliyatı da 15 yaşında geçirmişti hatta.
Yıllar boyunca hiçbir semptomu olmadı. En ufak ağrısı, sıkıntısı olmadı. Okul bitip askerlikten tecil olayları sınıra dayanınca; heyet kararıyla askerlikten muaf raporu almaya karar verdi. Zira skolyoz teşhisi direkt askerlikten muafiyet sağlıyor.
Ancak heyetin istediği MR filmlerinde bir de ortaya çıkıyor ki; skolyoz dehşetengiz boyutlara ulaşmış. Sinirlere baskı uyguluyormuş ve felç kalması an meselesiymiş! Aldı bizi bir döt korkusu bir panik!
Derhal alanında 1 numara omurga cerrahını bulduk ve kardeşcağızımı Türk hekimlerine emanet ettik.
Ameliyat tarihi almak ve alınan tarihin sürekli ertelenmesi çok sıkıntılı oldu. Tam 3 kere tarih değişti, hatta bunlarıdan biri hastane yatışı yapıldıktan sonraydı. Çocuğun yaşadığı stresi tahmin edersiniz sanırım...
Ameliyatın büyüklüğüne değineceğim ama, genel olarak kardeşimin yaşadığı şok ve travma kısmı daha zorlayıcıydı...
Çünkü skolyozda cerrahi müdahale son çaredir ve buna hasta yaşam kalitesi yerlerde süründüğü için, dayanılmaz ağrılar çektiği için, omurganın göğüs kafesine baskı yapıp solunum güçlükleri yaşadığı için ve daha bir sürü semptom yüzünden "yeter amk nolcaksa olsun" diyip karar verir... Hatta yaşayacağı tüm post operasyon sıkıntılarına fit olur. Ameliyattan sonra herşeyin daha rahat olacağı umuduna 4 elle sarılır...
Bizde bunların hiçbiri olmadığından Ekin'in durumu kabullenmesi çok zor oldu (ki hala kabullenmedi.. Şuan isyan ve depresyon aşamalarında)
![]() |
| Omurgayı düz konuma getirmek için takılan vidaların röntgen görüntüsü. Görüntü anonim ama bizimki de aynı böyle. 26 adet vida takıldı. Ameliyat kesisi enseden kuyruk sokumuna kadar... |
Ameliyat geçen hafta başarıyla gerçekleşti. Tam 13 saat sürdü ne siz sorun ne ben anlatayım, öldüm öldüm dirildim. Sonrasında da duramadım zaten buralarda bastım gittim. Haftasonu 2 gece kaldım dün döndüm. Bugün itibariyle de taburcu oldu. Herşey yolunda çok şükür.
Bu 2 günlük istanbul ziyaretimde Türk insanının akıllara durgunluk veren davranışlarına onlarca kez maruz kaldım ve bakınız şöyle bir gözlem bile patlatıverdim:
Bilimsel ve analitik düşünebilen; muhakeme yapan, bilgiyi işleyen insanla zır cahil arasındaki en temel farkı buldum!
Düşünen insan bilgiyi aktarırken mutlaka referans kullanıyor. Yeni bir bilgiyi aktarırken mutlaka kaynağını belirtiyor. Bilgiyi edindiği kaynağı spesifik olarak hatırlayabilirse; okuduğu kitap-gazete-yazar adı, tv de izlediyse program adı belirtiyor. Ve ya "komşumdan duydum, Facebook'ta gördüm, geçen Bi yerde okudum/izledim" diyor.
Yani bu ne demek? Ben bu bilgiyi edindim ama doğruluğundan emin değilim, kendi içimde sorguladım; siz de bu referansın eşliğinde değerlendirin verdiğim bilgiyi demek. Ama cahil insan bilgiyi "bu böyledir" şeklinde veriyor. Yeni bilgiyi hiç proseslemeden ediniyor, körü körüne inanarak sunuyor ve "bu böyledir" diyerek sizin de %100 inanmanızı bekliyor. Hatta neredeyse bilginin kaynağını belirtmeyi prestij kaybı olarak görüyor. (Bu böyledir, çünkü ben diyorum, ben biliyorum) Dahası inanmadığınızı sezerse çok sinirleniyor ve anlam veremiyor...
Bu gözlemimde rol oynayan taksici Laz abiyi sempatiyle anıyorum şuan.
Gerçi şu iki günlük İstanbul maceralarımdaki taksici sohpetlerimi yazsam 3 yazılık konu çıkar. Evet, her yere taksiyle gittim. Çünkü yuro zenginiyim ayol! Havaalanında inince bir 100€ karşılığı tl çektim ve saç saç paraları Leyla'ya fon müziğiyle taksilerden inmedim, bütün arkadaşlarıma bişeyler ısmarladım, yidirdim içirdim, ufak tefek hediyelikler aldım, bahşişler dağıttım, lokmalar döktürdüm 41 pare top atışı yaptırdım askfkflgşg harca harca bitmedi, kral Faik hayatı sürdüm resmen :D (100€ nun bizdeki alımgücünü 100 lira gibi düşünün. Marketten tost ekmeği kaşar domestos alıyosun, döner-ayran yiyosun, Bi bira içiyorsun bitiyo gibi düşünün. Ama eğonomimis çoğiyi olduğundan ülkemisde 1yüro=4 lira. Hayat standartım Bi anda 4 kat yükseldi :)))
Dönelim Laz abiye. Ben aksanını çok sempatik bulduğumdan açtığı muhabbetlere katıldım, domuzluk yapmadım kendisine. Evet Laz aksanı diye bişey var! Şive, ağız ya da lehçe falan değil bayaa aksan bu olay bana göre. Ama tabi muhabbet ilerledikçe Laz abimiz "allahü teala" paragraf girişli uzun tiradlarına başladı.
-Hiç birşeyi yoktan var edemezsin. Yaratamazsın. Elinde olan hammaddeyle bişey yaratabilirsin ama o yaratmak değil üretmektir. Dedi
-çok doğru dedim
-Kuran'da bir ayet var. Biz dünyayı üfleyerek ve döndürerek yarattık diyor Dedi. Hani kilden testi yapılışını düşün Dedi. Kili koyuyorsun döne döne yuvarlak bir şekil almaya başlıyor ya Dedi.
-çok etkileyici abi devam et dedim. (Gerçekten böyle Bi ayet olup olmadığını bilmiyorum. Ki zaten o da bilmiyor eminim. Kuran'ı hiç okumadığına Nasıl emin olduğumu sormayın ama eminim) gerçekten etkilenmiştim eğer böyle bir ayet var ise de abinin bu benzetmeyi kurması çok hoşuma gitmişti. Metafor severim.
-dünya dönüyor diyen adamı astılar biliyo musun? Dedi
-biliyorum abi Galileo o adamın adı dedim.
-adamı asacakları zaman son arzun nedir diye sorarlar biliyo musun Dedi (bu kısmı biraz daha dramatize ederek uzattı)
-biliyorum tabi. Ee Galileo ne demiş dedim.
-Adam (Galileo nun adını artık iyice öğrense de ilgisini çekmedi bu bilgiyi gereksiz bulup hafızasına yerleştirmeyi düşünmedi sanırım. Galileo ona göre hala "adam"lığını koruyor. Adamın dibi Galileo) boynuna urgan geçirilince bile sözünden dönmemiş dünya dönüyor demeye devam etmiş Dedi. (İlginç kısmı geliyor) ve Adam eklemiş: müslümanların kitabında yazıyor bu demiş! Bunu ben söylemiyorum zaten Allah söylüyor Müslümanların kitabında var bu bilgi demiş...
-....
Abim bunu hiç bir referansa ihtiyaç duymadan o kadar net "kesin bilgi, yayalım" şeklinde anlattı ki etkilenmemek mümkün değildi..
Yani bu çıkarımımla bilimsel düşünce gelişiminde referansın önemini anladım... Referansa ihtiyaç duymayan insanı hiçbirşeye ikna etmen mümkün değil... Önüne kanıtlar da dizsen, istatistik verileri de döksen, Excel tablolarıyla grafiklerle sunum da yapsan, Bilal'e anlatır gibi de anlatsan onun gözünde yok hükmünde!
Neyse efendim bu kadar uzun aranın üstüne böyle uzun bir yazı giderdi zaten ama daha da uzatmadan size reverans yaparak bitiriyorum!
Ailemle, sevdiklerimle birlikte, bebelerimden uzak 2 gün bana ilaç gibi geldi. Kardeşcağızımın iyi olduğunu gözlerimle görmek paha biçilmezdi. Götün götün yazıyı bitirirken son bir reverans daha!



Geçmiş olsun kardeşine inşallah hem fiziken hem de psikolojik olarak kolayca atlatır, kolay değil gerçekten. Gitmekle çok iyi yapmışsın uzaktan çok daha fazla büyütüyor gözünde insan.
YanıtlaSilLaz abi hikayesine gülmeli mi ağlamalı mı bilemedim. Ne yazılı çok var böyle insanlar. Geçende ablam da anlatıyor. İşte insanların enerjisinin olduğu iyi kötü etkilediği, maddelerin de enerjisinin olduğundan konu geçiyormuş ( ki bunları detektörlerle ölçmek çok kolay) bunu duyan inançlı bir abimiz diyormuş ki, nerden çıkarıyorsunuz böyle şeyleri gözle görmediğinize inanmayın. Ablam da o zaman sen de Allah'a inanma deyince ne diyeceğini bilememiş tabi. Boş konuşmaları bir yana hiç akıllarına sorgulamak dahi gelmemesi ne acı :(
Çok teşekkürler gececiğim. Amin inşallah kısa zamanda toparlar eski hayatına kavuşur. Aile ve kardeş ne kadar can, ne kadar önemli bir kez daha anladım. Tabi Allah kimseyi sağlıkla sınamasın...
SilValla ben de bu cahil, dayanaksız söylemlerde he he deyip geçmeli mi; yoksa insanların perspektifini değiştirmeye yönelik argüman üretmeli mi bilmiyorum... Bazen ne yaparsan yap boşa kürek çekersin bu insana hiçbir şey anlatamazsın diye düşünüyorum; bazen de bu insanlar hiçbir karşı argüman duymadıkça, ufuklarını genişletecek hiç kimseyle fikir alışverişinde bulunmadıkça kendilerinden korkulduğunu çekinildiğini düşünüp gemi iyice azıya alıyorlar cehalet sürekli katlanarak büyüyor kültür halini alıyor gibime geliyor...
Benim hikayemdeki Laz abi gerçekten sempatik ve iyi niyetli Bi insandı, ama bazıları çok korkunç kendi görüşünden olmayana hakarete vardıran konuşmalar yapıyor açık açık hayat tarzını kınayıp üstüne geliyorlar, saygısız ve kabalar, kötü niyetli ve acımasızlar... Ne yapmalı ben de çıkamıyorum işin içinden.
Büyük geçmiş olsun Başak, umarım hemen toparlanir ve bu hastalikla ilgili son sıkıntısı olur kardeşinin... Hic belirti vermeyip sonra bir anda patlayan hastaliklar korkulu ruyam oldu, hepimizden uzak olsunlar!
YanıtlaSilTespitlerine bayıldım bu arada... Hani bahsettigin "ben diyorsam kesin dogru" dayatmasi var ya, onun bi tık ustu de şu; o işin uzmanı, o işin kurucusu/ o seyin mucidini bile hedef alarak "onlarin oyle kasildigina bakma onlar bilmiyor o iş şöyle boyle..." diye anlatmaya kalkan tipler... Güzel memleketimizde bunlardan gecilmiyor, hatta laf aramizda bunlarin hepsi pitir pitir amir olmuslar son yillarda ve ben senelerdir bu cehalet ustadlariyla bir arada calisiyorum... Ay icim yine daraldi Allahim aklima mukayet ol... Oyle işte...
Ahh o korkulu rüyadan bizzat bende de mevcut :(
Silİş bilmez, kof, izansız insanların işlerin başında oluşu çürütüyor zaten sistemi... Sadece sokaktaki adam değil ki sorun, devletin ve özel sektörün her kademesi bunlarla dolu... Çok acı gerçekten.
Demek istediğini çok iyi anlıyorum. Sana bol bol sabır ve sağduyu diliyorum.
Ah Başakım.
YanıtlaSilAnca okudum ve ayakta alkışladım tespitlerini.
Sen neyse ki taksiciyle akraba değilsin. Bir de o tarz beyinlerle zorunlu akraba olmayı tatsaydın, ne halaylar çekerdin çilenden.
ayh girmiyorum bu konuya ama sesli mesajlardan biliyorsun sen, KV mevzularımı.
kardeşinin yaşadığı stresi az çok tahmin edebiliyorum. benim de doğuştan bir omurilik problemim var. her ne kadar gelişimimde sıkıntı yaşamadıysam da öyle bir sorun var. hatta bırak gelişimi, 33 yıllık tarihimde hiçbir davamız olmadı kendisiyle. benim de 10 sene aradan sonra nisanda bir MR olacak. göreceğiz bakalım neler olmuş neler bitmiş.
yine de konu aynı yere geliyor.
konuya hakim uzman eller, doğru zaman, doğru teşhis ve güvenmek.
büyük bir macera atlatmışsınız.
gelip bizzat ailenle olman çok iyi olmuş.
yazı eksiğini de bundan gayrı tamamlaman dileğimle.
reveransına reverans.
olmaz mı ayol ayıpsın akraba faunasında da var taksici kafaları ashdkflfl
SilMendili elime alıp derhal tilililili diye halay başı oluyorum tabi ki böyle muhabbetler duydukça.
Konuşmuştuk zaten seninle, yav he he mi diyelim, gereken cevabı mı verelim diye :) konu kilitbahir.
İyi dileklerine çok teşekkürler zanum evlağdum. İnş toparlayacak kısa sürede bizim Koçyiğit. Senin MR sonuçları da sıkıntısız çıksın inşallah. Sırtlan gibi çıksın o sırt! Öpüyorum kocaman. Önce sağlık.
Başakçım çok geçmiş olsun, umarım bundan başka ameliyata tedaviye hiç gerek kalmaz ve uzuuuun sağlıklı çok mutlu yıllarca keyfince yaşar!
YanıtlaSilBenim bir arkadaşımın 4 yaşındaki oğluna bu teşhis konuldu, sen bu konuda çok deneyimlisin, senin iletişim bilgilerini verebilir miyim?
Çok teşekkür ederim. Amin. Cerencim tabi ki verebilirsin, bildiğim her şeyi severek paylaşırım. Ancak çocuk skolyozu çok farklı bir konu, omurga sürekli büyüdüğü uzadığı ve geliştiği için bu vidalama operasyonu çocuklara yapılmıyor. Bir de aslında panik yapılacak birşey değil. Ufak çaplarda skolyoz eğikliği hepimizde var aslında :) önemli olan açının büyümemesi.. Arkadaşın Türkiye'de yaşıyorsa "Azmi Hamzaoğlu" bu konudaki en yetkin isim. Onun fikrini almasını ısrarla tavsiye ederim. Bunların dışında her türlü deneyim ve destek sunmaya hazırım :)
Sil