9 Kasım 2021 Salı

Başarısız iletişim




Roblox diye bir oyun var. 6-12 yaş çocuğu olanlar bilir, çılgınlıqqq. Edo'nun (ve tanıdığım bütün çocukların) pandeminin başlarından beri en çok oynadığı şey bu. 

İnteraktif bir oyun platformu. Arkadaşlarıyla buluşup aynı kanalda oynuyorlar falan, baya sevdikleri bi şey. Dijital çağda çocukların sanal sosyal ortamı da işte en çok bu roblox.. 





Eline tabletle doğan; 15 aylıkken ekran kilidi açan veletlere “digital natives” deniyomuş. Çok hoşuma gitti bu tanımlama. Yani native olarak ediniyo çocuklar artık dijital becerileri, anasının ak südü gibi. 


Yakında gelişim tablosuna da eklenir bunlar ben size diyem. Hani vardır ya çocuk gelişiminde çocuğun yapması beklenen evrensel zımbırtılar listesi:

2-4 ay: başını dik tutma 
6-8 ay : emekleme 
10-14 ay: yürüme 
13-16 ay: ekran kilidi açma (skfjjfjf) 
18-24 ay: 2 kelimeli cümle kurma 
24-36 ay: app store dan oyun indirme (skdkjfkf) 

 Böyle güncellenecek bu, yakındır. (Ayları mayları götümden attım hep. Unutmuşum a gızlar) 

Edo bebekken (neredeyse 10 yıl öncesi) ekran çok gömüldüydü.

Çocuğa ekran vermek = cahillik & köwlülük 
Çok ekran izni verenler = leş anne 
SIFIR ekran = analığın pirliği, şah sultanlığı, babaerenliği, nirvanası, fenafillahı, gelinecek en nurlu mertebesi 
Ekran = çocukları mal eden bütüüüüün zihinsel gelişimini sikip atan bir deccal.. 
gibi şeyler bellemiştik o vakitler. 

Hiç unutmam bir makalede bir uzman şöyle demişti “emekleyen bir bebeği yanan bir sobanın yanında bırakmak ekrana maruz bırakmaktan daha az ihmaldir” (çüş amına koyim!)

Bu cümle çok üzmüştü beni.. Yorgunluktan, bıkkınlıktan, yalnızlıktan oturup ağladığım günlerde bir de yarım saat ekran verdim diye ırzıma şerefime leke sürülmüş gibi hissederdim.

2 dönüm tarla satıp çoluğunun çocuğunun rızkını pavyonda yemiş emmi gibi hissederdim.

ipadden peppa pig açtığım her günün akşamında “bunun adı low level hayat” hissederdim.

Google arama çubuğuna “Bebekle seyahat” yazdığımda bir listeler çıkardı ki karşıma, düşman başına. 

2 saatlik yolculukta bebeyi eğlemek için 1 valiz eşya.
-aqua doodle, yazboz tahtası, falanca filanca oyuncak önerileri (hepsini de aldım)
-oyun hamurları, boyama setleri
-magnetli yapboz setleri -sağlıklı atıştırmalık listeleri…
Ulan amk, zaten indisi kalktısı 1 saat sürüyo uçağın; çocuk zaten kucağına bağlı. Manyak mısın kırk yılın başı yarım saat tablet açmıycam diye bu nasıl bir eziyet? Aç tableti geç be aşkısı…

Kimse kusura bakmasın oğlan matematikte canevar!! 3 basamaklı sayıları kafadan çarpıyo. Bayaa yetkili bi abi oldu zihinsel gelişimde. Ekran verilmeyen çocuklar kuantum fiziği çözüyordur şu an inş (meh meh meh)

Neyse, allaha şükür geçtik artık o tripleri. Ekran ve hareket dengelendiği müddetçe full artı full okeyim!

Amaaan nerden nereye geldim. Ne diyorduk: Roblox!

Evladım benden ne zamandır robux (=roblox parası) satın almamı istiyordu. 

Ben de “benim kartım senin app store’a tanımlı değil, babanın alması lazım; ondan iste” falan diye geçiştiriyordum çocuğu. (Yalan değil bu arada, şifrelerini falan bilmem beyimin)

Sonradan şunu fark ettim çocuk hiç babadan isteyemedi!

Gelip gelip beni darladı “ne zaman alcaz?” diye. Ben de saf saf hep aynı cevabı verdim: alırız, ederiz, du bakalım, söleriz babana… 

Dünden beri bana 3 kez daha hatırlattığı için bügün Haris'e açtım konuyu. Edo roblox parası istiyor falan diye. 


 Şehzademiz roblox parası tahsis etmenizi ister hünkarım.



Buraya kadar olanların ben de farkında değildim! Tam 1 geleneksel türk aile modeli gibi gelişmiş olay:

Erkek evladın babayla iletişimi yoktur. İsteğini/derdini/beklentisini anaya anlatır; ana uygun zaman kollayıp götün götün yanaşarak lisan-ı münasiple babadan icazet alır.. Bu süreçte baba esip gürler. Bir şekilde ananın ara bulucu & kulisçi & nabza göre şerbet dağıtıcı hakem heyetliğiyle mevzu sonuca bağlanır.

Haris esti gürledi. Hayır efendim almam dedi. Ben karşıyım öle gereksiz şeylere dedi. Ayda 5€ sikko robloxa vericeğime gider 500€ verir playstation alırım fifa oynasın dedi.

Ben dedim ki: Harisciğim, bak şimdi:

1-sana göre gereksiz olabilir ama Edo gerekli görüyor.
2-sen fifayı tercih edebilirsin ama Edo robloxu tercih ediyor
3- sen en son ne zaman app store dan oyun indirip oynadın? (Ben söyliyim: 2010 yılında..) Eksta para verilen uygulamalar “candy crush canı satın alma” mantığında değil artık.. sandığın kadar “gereksiz” olmayabiliyor… 

Neymiş bre bu mel-un Roblox!


(Bu konuşma yapılırken Harisin surat 5 karış, sinirleri gergin ve sesi birkaç desibel yükselmiş durumda tabi)

Döndü Edo’ya sordu:

-Neymiş bu robucks? Roblox? Olayı ne? Napcan parayla? Napılıyo?

-her şey!

-ne biçim cevap bu? Doğru düzgün anlatmıyosun. Sen bana böyle cevap verirsen ben de almam.

İkisi de tripleşti. Konu kapandı… 


 Almazsan alma aq



Ben işte bu noktada aydım iletişimin boktanlığına. Gelin iletişimi biraz daha inceleyelim:

-Haris bugüne kadar robloxu hiç merak etmemiş. Çocuğunun tablette saatlerce neyle oynadığına ilgi duymamış. Oğluyla hiç roblox muhabbeti yapmamış. Kriz anında diyor ki “neymiş bu aq robloxu anlat da dinleyek” 

-Edo roblox konusunu babasıyla hiç konuşmamış. Bu kadar sevdiği, aylardır heyecanla oynadığı oyununu babasıyla paylaşmamış. İşi düşünce para konusunu çözsün diye anasına gitmiş. Babası sorunca diyor ki “tatava yapma para verceksen ver, geç” 

Şimdi Edo karakter itibariyle ketum bir çocuk. Duygularını heyecanlarını falan pek paylaşmaz. Bıcır bıcır her şeyini anlatmaz. Onunla iletişim kurmak, ona dair bir şeyler öğrenmek, duygularını anlamak, heyecanına ortak olmak çaba gerektirir! Çünkü göstermez. Kimseyi dünyasına kendiliğinden buyur etmez… (Evet bildiniz, ayyyyynı babası) 

Ben kendi çabamla öğrenmiştim robloxu.. Oynadığı ilk zamanlardan itbaren yanına oturup; neymiş, nasıl oynanıyormuş, en güzel oyunlar hangisiymiş, hangileri tırtmış, kaç tane arkadaş eklemiş, hangi arkadaşının hangi nick’i varmış, arkadaşlarla nasıl irtibat kuruluyormuş gibi teknik ve geyik soruları harmanlayarak hepsini tek tek sorarak öğrenmiştim..

Sorularıma cevap alabilmek ve ilgisini çekebilmek içinse mesela ses tonuma ve beden dilime dikkat etmiştim, aralarda espriler şakalar yapmıştım, bütün ilgimi vererek oyunu anlamaya çalışmıştım, vaaay çok iyimiş falan diye heyecanlanır gibi yapmıştım, yanında otururken arada öpüp koklamıştım… Roblox neydi, roblox emekti!





Ben şunu istiyorum. Edo duygularını sevdikleriyle, güvendikleriyle paylaşan bir insan olsun. Sorunlarını konuşarak, kendini doğru ifade ederek, makul argümanlar üreterek, sakince tartışmayı becererek çözen bi insan olsun. Tatlı dilli olsun. Güler yüzlü olsun. Ceylan gözlü olsun dkfjfnfjfjfn

Off hemen cıvımıyım ama bu iletişim konusu üzerine çokça düşünüyorum bu ara. İletişim resmen bir sanat ve çok incelikli ayarları var yaw! Çünkü optimal sonucu almak için tek bir yolu yok; karşındaki insanı çözümleyip yöntemini de ona göre geliştirmen gerekiyor.

Kimi insana kibarlık minnoşluk tatlışlık iş gördürürken; kimisinde sert ton, resmi üslup, tehditvari içerik çalışıyor. Kimisinin ciğerini empatiden yakalarken; kimisinde konuya duygularını katmıyormuş gibi görünmen icap ediyor.

İletişimde en başarılı olanlar da karşısındaki insan özelinde konum alanlar oluyor. Başarısızlıkla sonuçlanan iletişim ise karşısındakini tartmadan “benim fikrim o, argümanım bu, beklentim de şu” diyip çözüm bekleyenlerinki…

Evet sana göre bunlar doğru ve ya mantıklı olabilir amk ama böyle çözemezsin.

Ben bunu nasıl öğretebilirim çocuğuma? Hiç bir fikrim yok… karakter midir, rol model aldığı ebeveynden öğrenilen kodlar mıdır, beyindeki empati bölgesiyle ilgili nörofizyolojik bir durum mudur nedir “iletişim” becerisinin kaynağı bilmiyorum.. içinden çıkamıyorum. 

Edo’yla duygularımızdan konuşabilmek, karşımızdaki insanla bir sorun yaşayınca oturup düşünmek, hatalarımızı kabul edebilmek, telafi etmeye çalışmak, özür dilemek, bizim için önemli olan şeylerin önemini anlatabilmek.. gibi konularda çok mesai yaptım.

Bazen sonuç aldığımı görüyorum: bir bakıyorum çocuk çatışmasını (örn kardeşiyle) güzellikle çözmüş, hata yaptıysa gönlünü almış/bedelini ödemiş; hakkını savunmasını da biliyor, istediği olmayınca makul davranmasını da…

Bazen bakıyorum sanki 1 arpa boyu yol kat edememişim... son derece sabit fikirli, empati ve duygu yoksunu, ajan provokatör, eleştiriye tahammülü sıfır, haklı olduğunu ispatlamak için ortalığı yakıp yıkan, davranışına gerekçe üretmek için 40 takla atan biri gibi davranıyor… 

Sonra yine dönüp kendime bakıyorum. Ulan sanki ben “iletişim duayeni” miyim amk? Şöyle incelikli böyle önemli diyorum da bunu çocuklarıma örnek olacak şekilde uygulayabiliyor muyum acaba? Bu konuda pek bi 10 numara olduğumu düşünüyorum ama ya değilsem? Kesin değilimdir :/

Ebeveynliğin kadim duvarı “ben nerede hata yaptım?”a tosluyorum böyle günlerin sonunda..




29 Haziran 2021 Salı

Dev Dosya: Alman usulü (3)

 




Türkü türkü Avusturyam serimizin bugünkü bölümünde çocuk doğum günlerini anlatayım. Üstelik bu aralar zanum evladum fraulein Maya’nın haftada minimum 2 adet doğumgünü partisine gitmesinden mütevellit, ziyadesiyle muhattap olduğum bir konu. Sıcağı sıcağına. 




Baştan söyleyeyim burada pinyata yok :(




Çocuk Doğumgünleri 


Doğumgünü davet aşamasında (en az 2 en çok 5 hafta öncesinde) ana 1 whatzap grubu kurar. Davet edilecek çocukların analarını gruba ekler. 


“Doğumgününe davetlisiniz” der yeri zamanı bildirir. Herkes ajandasına bakıp 24 saat içinde “geliriz tşk” ve ya “o gün başka planımız var gelemeyiz üzgünüm” şeklinde geri dönüş yapar! 


“Hayırlısı be gülüm, bakarız ederiz, kısmetse geliriz” diyen olmaz. Çünkü herkesin planı programı aylar öncesinden bellidir eheuheu.


Davet sahibi kardeş getirilebileceğini, annelerin isterse kalabileceğini özellikle belirtirse ona göre davranılır. Belirtmezse kardeşe o gün başka program yapılır. "Buncağızı da götürüverem nolcek" denmez:) 


Doğumgünü gerçek gününde değil o ay içindeki bir hafta sonunda ve ya davetli çoğunluğuna uyan bir günde yapılır. Temmuz-ağustos doğumlu çocukların doğumgünü haziran ve ya eylülde yapılır. (Okul zamanı)


Çocuk doğumgünlerinde alınacak hediye için 3 yöntem vardır. 


1-Sepet yöntemi: 


çocuk oyuncakçıda kendine bir sepet yapar. 


Doğumgününden 2 hafta önce çocuk anasıyla oyuncakçıya gider sepetini doldurur. Anne davetli sayısına ve hiyerarşisine göre, alınabilecek opsiyonlar konusunda çocuğu yönlendirir. 




Şöyle


Şöyle bir bölüm olur oyuncakçılarda. Sepetindekileri buraya aktarırsın. Üstüne Çocuğun adı-doğum günü partisi tarihi yazılır. 


Çocuğun okul-kreş ark.larının alması için belirlenen hediyelede uygun fiyat aralığı “12-15€” dur. Asla şaşmaz! 


Çocuk doğumgünleri genelde kapalı oyun alanlarında yapılır. Davetli çocukların giriş ücretini doğumgünü ailesi öder. Giriş ücreti + pastası içeceği derken aileye çıkan masraf= çocuk başı 12-15€ arasıdır! Şimdi taşlar yerine oturdu değil mi? Asndjjdnfnfjfj 



Sepet 12-15€; 20-30€ ,50€ ve üstü gibi fiyat bantlarında ürünlerle doldurulur. Sırasıyla okul arkadaşları, aile dostları-kuzenler, anane dedelerin falan alması içindir. 







Hediyeyi almak için belirtilen oyuncakçıya gider, sepeti bulur, içinden bişey seçer kasaya götürüp ödersiniz.


Paketler mağazalarda yapılmaz. Paket mi olacak diye sorulmaz. (Sadece oyuncakçı değil hiç bir mağazada hediyelik paket yapılmaz.) 


Hediye paketi konusu ayrı bir zanaattır burda asmdmmfkf


-Kalın kağıttan kaliteli, süslü paket kağıdı

-kumaş kurdele

-ayrı bir süslü karton torba

-renkli zarf içinde doğumgünü temalı kart 







Tüm bu zımbırtıyı toplayıp kallavi bir paket yaparsınız evde. 

“Hele bir paket yapam da dostlar alışverişte görsün” derseniz, hediyeye verdiğiniz paranın yarısını pakete vermeniz gerekir ashdhhdhd








Ucuz malzemeden tırt paket yapmak özensizlik sayılır.

Hediyeyi açmadan önce paketlere de övgü düzülür. 


Davetli sayısı netleşince ana hediyeyle ilgili kararı bildirir. (Adettendir önce gruptan biri sorar: Çocuk hediye olarak ne ister?) bu aşamada anne “çocuğum filanca oyuncakçıda sepet yaptı oradan seçebilirsiniz” der. Ve ya 2. yöntem olan ortak hediyeye gidilir. 



2-ortak hediye yöntemi (para toplama) 


Anne wp grubunda yine alınacak hediyeyi bildirir. Örn: çocuğum fiyatı şu olan şu oyuncağı arzu ediyor. Kişi başı 13€ ödenecek. Uygun mudur? 


Herkes uygundur der. Ana teşekkür eder. 


Hediye ana tarafından alınır paketlenir doğumgününe hazır edilir. Parası davet günü herkesten (payına düşen miktar) zarf içinde tahsil edilir. 



3-ipucu yöntemi: 


Bu pek tercih edilen bir yöntem değildir. Sepet yapmaya zaman olmadıysa, davetli sayısı azsa, para toplamak istenmiyorsa, doğumgünü evde kutlanacaksa vs nadiren başvurulur. 


Anne çocuğun ilgi alanlarını söyler “pokemon kartlarını, el işi (etkinlik) yapmayı, lego oynamayı seviyor” gibi fikir verir. Bu çerçevede bişey seçmeyi size bırakır. 


Ama bu yöntem çocukta olan bir şeyi ve ya başkasıyla aynı şeyi alma riski içerdiğinden pek tercih edilmez. Bu durumda hediyenin fişini ve ya değişim kartı götürmek, “dilerseniz değiştirin” demeyi atlamamak lazım. 


Hediye olarak kıyafet ve ya kitap alınmaz. Mutlaka oyuncak olmalıdır. Çocuklara oyuncak almanın yılda 2 kez boku çıkarılır: noelde ve doğumgününde. Çocuk noel ve doğumgünü hediyelerini planlamaya aylar öncesinden başlar. 


Doğumgünleri 2 ve ya 3 saat sürer. 

Genelde 14:00-18:00 saatleri arasında bir zaman dilimi olur. Ve yine en yaygın mekan: yukarıda bahsettiğim kapalı oyun alanıdır. 



oyun alani



Bu alanlar doğumgünleri için sıkça kullanıldığından; oyun sahasının dışında bir de kutlama alanları bulunur. Uzun masa etrafına dizilmiş sandalyeler; kağıt tabak-bardak, plastik masa örtüsü modunda gayet kitsch dizaynı vardır. 




yeme alani



Sunum masası, konsept, 1 kamyon balon, “prenses Helganaz Aleynasu 6 yaşında” yazılı banner falan tarzı şeyler zinhar olmaz agsvddhdh 


Çocuklar oyun mekanında buluşur.

Doğumgününe süslü kıyafet, tütü, etek vs giyilmez. Saç baş özel yapılmaz. Rahat Hareket etmeye uygun spor kıyafetler; genellikle tayt-tişört giyilir. 


Doğumgünü annesi de kot-tişört-spor ayakkabıyla gelir. Ortalıkta dolaşır. Çocukların getir götürünü yapar.


Çocuklar İlk önce oyun alanına gider. At gibi terleyerek azıp kudurulur. 


Oyun süresi bitince kutlama alanındaki masada çocuklara Çocuk menüsü fast food yedirilir (genellikle chicken nuggets ve patates kızartması, bazen pizza) Analara yiyecek bişey ikram edilmez. Çocuğunun tabağından artanı yiyene ses edilmez ahshdhdd Ama içecek ikram edilir. Ne içersiniz diye sorulup kahve falan ısmarlanabilir. 


Ardından mum üflenip pasta kesilir. 

Hediyeler açılır. 

Doğumgününe katılan çocuklara gitmeden önce küçük paket içinde hediyelikler verilir (paketin içinde iqramlık boy çukulata şeker, bi milyoncudan alınma anahtarlık-lastik top-toka-çıkartma-düdük-kalem/silgi gibi ıvır zıvırlar olur)

Alma saatinde de ebeveynler gelip çocuklarını mekandan alır. 


Bu oyun alanı partisi dışında: 

-dans workshopu

-at binme

-çiftlik (ineğiydi, lamasıydı, tavşanıydı) 

-buz pateni 

-bowling

Gibi alternatifler de olabiliyor doğumgünlerinde. 

Ama en uygun fiyata çıkanı kapalı oyun mekanı olduğundan; en yaygını o. 


Bi de son zamanların modası: sarayda kutlamak! Buranın ünlü bir sarayının bir odasını (gerçek saray) çocuk doğumgünleri için ayırmışlar. Gızlar prenses kostümü giyiyor, sacher turta yiyor, mozart dinliyor, müze görevlileri eşliğinde gerçek bir premses odasında partiliyor ehhehe şapşikler <3 






Doğumgünleriyle ilgili son bir kaç bilgi daha ekleştireyim: 


-ilkokul çocuklarında partiye davetli çocuk sayısı 6-8 civarıdır genelde. Öncesindeki organizasyonu yapan ve gelenler fixleyen ana olsa da; çocuk da arkadaşlarına “davetiye” dağıtır. 


-çocuklar arasında partiye çağırılmadı diye darılmaca gücenmece olmaz. Aşırı olgunlar bu konuda. Nasıl olmuyor hayret ediyorum. Beni çağırmasalar kahrımdan ölürdüm heralde andndnndnd çağırmayanların ağzına sıçmak üzere intikam yeminleri ederdim! (çocukken çok hırslı ve kıskanç bir velettim :P) 


-davetlileri belirlerken “o bizi çağırdı biz de onu çağırak” eğilimi vardır. Benim çocuğumu çağırmıyolla demeden önce; siz acaba güzel partiler düzenleyip yeterince çocuk ağırladınız mı? Onu da düşünmek lazım. 


-davete icabet etmek çok önemlidir. Genel olarak çocukların randevuları ajandaları çok önemlidir. Bütün aile fertlerinin ajandaları eşit öneme sahiptir. “Çocuk bugün oraya gitmeyiversin onun yerinde daha güzel program yaptık şuraya gidelim. Hem orda daha çok eğlenir” diye iyi niyetle bile program değiştirilemez :) 



ajanda gibi ajanda (temsili deil)



-benim çocukluğumda doğumgünü olayı “ananın eşi dostu aqrabası” ve onların çocukları ekseninde dönerdi. Anasını babasını tanımadığın çocuğu çağırmazdın. İnstadan gördüğüm kadarıyla bu gelenek devam ediyor. Elti görümce çatlatmalıqq doğumgünleri yapılıyor. (“Onlarda/bizde” görseli eklemeye gerek duymadım. Herkesin kafasında bir sahne belirdi bence skdmmfmfnf) 



Bu seri almanların “para harcama” tutumları üzerinden ilerleyecekti. 

Alman usulü ve cimrilique efsanelerinin ardındaki detayları gün güzüne çıkarmak amacıyla yola çıkılmıştı. Ama mealesef detayların bokunu çıkardığım için seri bitmek bilemiyor :))) 


Büyük ihtimal gelecek sezon devam edeceğiz tatlıqısslar. Haftaya memlekete gidiyoruz. Biliyorsunuz yazları tükkanı kapatıyorum, yeni mal gelmiyor :/ Herkese şahane bir yaz olsun <3 Auf wiedersehen! 


14 Haziran 2021 Pazartesi

Beyazı ipek





İlkokul 4e gidiyorum. Okul üniversite hastanesinin lojmanlarının olduğu muhitte. Haliyle bütün herkes prof ve doçent çocuğu. (Lojmanda oturan tayfa bu çünkü) birkaç da civar köyden gelen köy çocuğu var. O kadar... 

 Biz lojmanda oturamıyoruz tabi, babam o zamanlar asistan. Annem de o okulda öğretmen. Şehir merkezinde yaşıyoruz. 

Bir gün Zeyno diye bir arkadaşım geldi bize oynamaya. (Benden bir yaş küçüktü. Öyle aman aman kanki değildik. Annelerimiz arkadaştı. Hatta o kız bir sebeple o gün bizde kalacaktı)

Gayet güzel oynadık, eğlendik. Kız durup dururken biraz hüzünlendi. Bana dedi ki “Başak, senin hiç maddi durumu size göre kötü olan bir arkadaşın var mı? Evi güzel olmayan, oyuncakları o kadar güzel olmayan falan?”

Sorunun üzerine zerre düşünmeyip hemen magazin kısmıyla ilgilendim. “Kim kız o? Melo mu yoksa?” "Meloların evi nasıl ki? Nasıl oyuncakları var?" falan dedim. (Melo bunun bff'i)

Bir sürü soru sordum ansndndnd Kız konuyu değiştirdi. Evet Melonun ailesi bi acayip. Birlikte özel ders alıyoruz. Bi hafta onlarda bi hafta bizde... bizde olunca ders bitiminde benim ailem hocaya parayı zarf içinde veriyo. Melonun babası parayı adamın eline sayıyo, çok utanç verici dedi... 

Vay ayı falan diye bi miktar Melonun babasını gömdükten sonra oynamaya devam ettik. 

Aradan uzuuuuun yıllar geçti. Ve ben bir gün durup dururken Zeynonun kastettiği “fakir” insanın ben olduğumu farkettim ansndnndndndn

Oha dedim Zeyno o gün beni kastetmişti galiba :D (Zeynonun tanıdığı en fakir insan olma ihtimalim ciddi anlamda kuvvetli ansnsndnd)

Evimiz gerçekten pek de güzel değildi. Eşyalarımız kaliteli ama oldukça uyumsuz ve alakasız şeylerdi amdkjdhd. Şimdi size elimden geldiğince bizim salonun bazi özelliklerini betimleyeceğim. 

Gül kurusu fon üzerine bordo kadifeden damask desenli kabartmalı duvar kağıdıyla kaplıydı. Bi nevi Neo-varak dönemi! ansjdndnf şimdilerde yandaş ihale zengini kesimin rağbet ettiği osmanlı-arap esintileri varaklar falan zamanlar kimsede yoktu tabi.. bizim evde olması son derece ilginçti. 



Duvar kağıdı bunun aynısı. Pembişli fon üzerine bordo kabartma 




Ev kiralıktı. Eve tadilat yapacak paramız yoktu. Üstelik orada ne kadar yaşayacağımızı da bilmiyorduk. Annem duvar kağıtlarının bu kitschiğinden gizli bir zevk alır, “ev sahibi bunları almanyadan getirtmiş meh meh” diye taşak geçerek misafirlere anlatmaya bayılırdı.  

İşin trajik boyutu duvarlar değildi ama! Koltuklardı. Annem yeni gelinken aldığı minimal ve düz renk bej kadife koltukları, sivasa taşınmadan önce “kilim deseni” kaplatmıştı. 

Acı kahveli, hakili, kremli; enine çizgili kilim desenli kumaş düz beyaz duvar kombiniyle hafif etnik; yanına bol sahaf kitaplı kitaplık dekoruyla hafif entelektüel bir hava yakalayabilecekken, bordo kadife kabartmalı pavyon duvarıyla nükleer facia görüntüsü yaratmıştı... 

“Çoluk çocuk mına koyuyor koltuğun, kilim deseni kaplatam leke göstermez” mantığıyla düşünen anam o koltuklarla ve o duvar kağıtlarıyla güle oynaya 5 sene yaşadı.



Allah kahretmesin koltuk da bu style 



Koltuk ve duvarı hayal etmekte çok zorlanmadıysanız resme bir item daha ekleyeceğim. Sütlü kahve ve kiremit tonlarında büyükcene hereke halısı... 

Babam bu halıdan bahsederken “beyazı ipek” derdi. Babama göre halının adı buydu. 

Yine yıllar sonra farkedecektim ki halının dokumasındaki beyaz iplikler ipekmiş.. ondan öyle diyormuş. Oysa ben o güne kadar “beyaz-ı ipek” şeklinde telaffuz ediliyor sanıyordum “çeşm-i siyah” der gibi ansjdjdjd.

Hatırladığım kadarıyla buna benzer bi motifti. Renkler farklı. 



Yalnız salon çok büyüktü. O koca koca masa sandalyeler, kitaplık falan köşelerde duruyor ortada yine hayvan gibi alan kalıyordu. 

Okuldan gelince Sertap Erener’in lal kasetini takar, kasedi sardıra sardıra “mecbursun” parçasını bulup açardım. 

Salonun ortasında dönerek dans eder ve kavanozdan sarelle kaşıklardım. Yıldızlı dönen eteğimi giyer, kafama külotlu çorap takar; onu “uzun saç”mış gibi hayal ederdim. (Kilotlu çorapları saç yaptığımız oyunlarda benim adım “Bedriye” kardeşiminki “Naciye” olurdu. Asjdjdjfkjf.)

Bir gün öyle hızlı dönmüştüm ki kaşıktaki sarelleler svisss sviss diye beyazı ipeğin üstüne saçıldı hep. Wtf!! diye kaldığımı hatırlıyorum ama sona ne yapmıştım unuttum.

İşte böyle, o evi hayal meyal hatırlıyorum. Ama bana hiç de kötü gelmiyordu ev ve eşyalar. Mutlu ve hayatından aşırı memnun bir çocuktum.

Lojmanda yaşayan arkadaşlarımın evleri çok güzeldi. Ana-babalarının yurtdışında gittiği kongrelerden gelirken getirdiği oyuncaklar, biblolar, kırtasiyeler, kıyafetler falan olurdu. Yazın Antalyada “tatil köyü”ne, kışın erciyeste kayağa giderlerdi.

Ama hiç “Bizim niye bundanımız yok? Benim babam niye yurtdışına kongreye gitmiyor?Biz niye öyle tatillere gitmiyoruz?” diye sorguladığımı hatırlamıyorum. 

Parasızlığı, diğer arkadaşlarımla eşit şartlarda olmayışımı görmüyordum. Zerre sikimde değildi ansndndnnd 

Bir de Gülnur teyzeler var hikayede. Gülnur teyzeler bizim oturduğumuz apartmanın 1. katında yaşıyordu. Sonradan yeni yapılan bir apartmana taşındılar.

Yeni apartmandaki evleri çatı dubleksti! İlk kez öyle bir modern mimari görmüştüm.. hem şehrin içinde bir daire, hem de dubleks. 

Gülnur teyze dünya tatlısı bir kadındı. Çerkez güzeli; ince uzun bedeni, zarif yüz hatları, ela gözler, kısacık siyah saçlar, beyaz ten, karakteristik burun.. çok asil gadındı.

Evini de çok zevkli döşemişti. Bayılırdım onlara gitmeye. O ev benim hayallerimin eviydi. Geceleri hayal kurarken o evin bizim evimiz olduğunu hayal ederdim. Kendime o evden oda seçer hayalimde döşerdim. O evin içinde arkadaşlarımla oynar, partiler düzenlerdim... 



Gülnur teyzelerin ev, temsili. sdfgsdg



O ev bana gerçek hayatta da keyif verirdi, hayalimde de güzel duygular yaşatırdı. O eve gittiğimde evin odalarını dolaşmaktan daha çok mutfakta Gülnur teyzeyle muhabbet etmeye bayılırdım hatta.

Beni ilgiyle dinler, anlattıklarıma kahkahayla gülerdi. Sıcacık bir sevgiyle bakardı. 


Yani “kıskançlık, haset, öyle bir eve sahip olamanın ezikliği-burukluğu, hüznü” gibi duygular asla uyanmazdı bende.


Bazen düşünüyorum ben de şimdilerde... çocukların arkadaşları bizim eve gelince “Edoların havuzu var, bizim niye yok?” falan diye sorguluyor olabilirler mi? 



Bu havuzun esansı eksiktir agam


Bizim ev azıcık lükslü olsa da; yaşadığımız semt zengin muhiti değil. Çocukların sınıf arkadaşları arasında hali vakti yerindecene kalıyoruz biz.


Çoğunluğu bizim imkanlara sahip değil. (İmkan= Edo ve Mayanın kendilerine ait ayrı odaları olması, afilli tatillere gidebilmemiz, havuz ve bahçe olması falan) Böyle düşününce bi buruk hissediyorum işte.. ama sonra aklıma kendi çocukluğum geliyor böyle. Yok canım diyorum o kadar da zikinde değildir çocukların ısısısııs. 



Biterken: Almanlıqq serime bu yazıyla ara vermek istedim bugün. Almanlıq to be continued.. :) 




31 Mayıs 2021 Pazartesi

Dev Dosya: Alman usulü (2)

 



Dev Almanlıqq dosyamıza bugün “hediye”  temasıyla devam ediyoruz. Aklıma gelen tüm hediyeleri derliyorum! 







Yeni ev hediyesi ve bebeğe doğum hediyesi: 



Genelde para toplanıp ortak olarak alınır. Böyle şeyleri hayırlamaya tek tek gidilmez zaten topluca gidilir. 


Bebek için olana “baby shower” ev hayırlamasına “house warming” deniyor. Adından anlayacağınız üzere kadim adetler değil amerikadan apartılmış yeni versiyonlar sanırım bunlar :) Eskiden nasıl oluyormuş bilmiyorum, benim gittiklerim hep bu şekildi.



“Neye ihtiyaç var?” diye sorulur. Hediye alınacak şahıs davetli sayısına göre kafasında makul bir miktar belirleyerek, o fiyat bandında bir ihtiyaç kalemi söyler. Marka/model/renk tercihi belirtir :) ve o alınır. 


Hoşgeldin ebubekir sıddık bebek



Böyle bir hediye belirlenemediyse: direkt para toplanır ve ya hediye çeki verilir. 


Hediye seçimi, hediyeyi seçecek olanın “kişisel zevk” ine bırakılmaz. 



Düğün: 


Düğünlerde para takılır. Takılacak para mutlaka sunumlu olmalıdır ajdjjfjfjfjf 

Bkz. Şöyle:


Yuro katlama sanatı: yurogami 





Bana bu aşırı angarya geliyor. Bir de o paraları çözmekle, düzleştirmekle uğraşacaksın :// Ama Avusturlar bunu çok komik ve eğlenceli buluyor. 



Balayı temalı bunun aynısından sunum çok gördüm djdjjfjf.


Beyimin yakın bir arkadaşı kız bacısına 1000€ takmış düğünde. Ama nasıl? Bankadan 1000 adet 1€ almış ve çuvala koymuş! Eki eki eki diye yarılmış herkes (göz deviren emoji) 


Valla bana böle bişey yapılsa dev küfür ederim anshdnndnd. Olmaz olsun öyle kardeş! Anam bunu doğuracağına taş doğuraymış. 



Doğumgünü: 


30-40-50-60.. gibi yuvarlak yaş doğumgünleri özel organizasyonla kutlanır. (düğün organizasyonu cosplay) 


Mekan ayarlanır. Aylar öncesinden davetiye bastırılır! Dağıtılır. 40-50 sonrası boomerlık yaşlarında “tema” da olur hatta partide. Ona göre giyinilir ahdjdjdhd Dress code davetiyede yazar. 


davetiye temsili



Mekanda aperatif yiyecek servisi yapılır, bazen açık büfe kurulur. Sınırsız içki olur. Hatta bazen geceye özel şovlar olur “müzik grubu, striptiz, sihirbazlık, blakjack tarzı kumar masası vs” Bunların hepsini davet sahibi organize eder ve öder! 


Doğumgünü bireyine alınacak hediye genelde o kişinin hayalindeki şeye para yardımıdır. (Tatil, motosiklet falan örneğin) Küçük bir stand kurulur. Oraya alınacak şeyin temsili resmi falan asılır, komik laflar yazılır. Anı defteri konur. Kutuya para atılır. Para attığına dair imza atılır eheuheue. 


O gece hayvan gibi yiyip içeceğiniz için yüklü bir miktar ateşlemek gerekir tabi hediye parası olarak. “Düğün ve çeyrek altın” paritesinde düşünün sjjdjdjfjf. 



Benzer organizasyon bir de “emeklilik” kutlamasında yapılır. Daha sade ve şovsuz olanıdır tabi. Ama emekli olan dayı, iş arkadaşlarına böyle mekan kapatıp yemeli içmeli bir davet düzenler yine. Dayıya emeklilik hediyesi alınır. 


Bir de “bekarlığa veda gecesi” önemlidir. Gelin team, damat team falan özel tişört bastırıp bir örnek giyinme, “çılgınlıque” lar yapma, bar bar gezme şeklinde aksiyonu bol partilerdir. Burada yalnız organizasyon ve ödeme kısmını gelin-damat yapmaz. Kankitoları halleder. 


Bir eve misafirliğe gidildiğinde: 


şarap ve(veya) çiçek götürülür. Yanında ufak tefek “özel düşünülmüş/üretilmiş” şeylerin bulunduğu bir poşetle gelinir. 


Hediyeler paketli değildir ama poşet süslüdür. 

Şöyle bir poşet hazırlanır:





Hediyeliqq item’lar hediyeyi getiren tarafından tek tek çıkarılarak tanıtılır; hikayesi anlatılır. Örn: 


-bu şarap babamgilin köyün şarabı. Ve ya bu şarabı geçen gittiğimiz filanca köydeki şarap evinde içtik çok beğendik size de aldık. (Şarabın tadı ve özelliği hakkında yorumlar) 


-minik bir kavanoz reçel ve ya yemeklik

sos. (Yine kimin yaptığı, nereden alındığı, içerik bilgisi eşliğinde) 


-çocuklara minik bir paket jelibon-şeker (marketten alınmış bir jelibona “bunu özellikle seçtim, vegan, içinde glikoz şurubu yok, palm yağı yok gibi bilgiler. Ahsndndn) 


-ev yapımı kek/turta tarzı tatlı. (Pastaneden alıp götürmek adet değildir. Zaten baklava kadayıf diye bişey de yok adjdjfjnf)


-yine köyden kermesten alınma ekmek, meyve-sebze ve ya evde özel çekirdekten kendilerinin kavurduğu 200gr kahve falan gibi eklentiler olabilir poşette :) 


-şarap yerine tasarım şişeli ve ya özel (buğday, siyah vs) 6lı bira da olabilir. 


Ama gelir gelmez ayakta, ürünlerin tanıtımı ve her ürüne “woow, çok iyimiş” falan diye aşırı bir ilgi alakayla teşekkür etme faslı bana komik geliyor hala :) aşamıyorum bunu. Ajsjdjjdjd 








Hediyenin azı da çoğu da ayıptır. Pahalı hediyeler de rahatsız eder. Götüreceğin hediyenin “Orada yiyip içeceğin şeyleri karşılayacak ve ya bi tık üstü” gibi maliyeti olmalıdır kabaca. 


Bir eve, bahçede mangal partisine kalabalık grup davetliyseniz (örn: 4-5 aile) davet sahibine “ne getirelim” diye sormak görgü kuralıdır. 


Bunun yalan versiyonu bizde de var gerçi  “bişey lazım mı, gelirken alalım” diye sorulur bizde de ama asla “lazım” denmez, ayıb olur ajsjdjdjd. 


Davet sahibi genelde bişey iteler size. Mezeyi sen yap, tatlıyı sen yap diye görev dağılımı yapar. Sadece zahmet açısından değil maddi açıdan da liste verebilir: sen 2 paket sosis al, sen karpuz al gibi. Yani “bunların hepsini ben almayayım siz de alın bişeyler, getirin de yiyek” babında.


Ben bunun çok ayıp bişey olduğunu düşünüyordum başlarda akdjdjfjfj çok zor alıştım. (Götürmeye değil de, kendim başkasından istemeye) 


Ama sonradan tecrübelerime dayanarak gayet de güzel bir kural olduğuna karar verdim! 


Başlarda “bişey istemez, canınızın sağlığı” diyordum ve ırgat gibi her şeyi ben hazırlayıp servis etmekten helak oluyordum. Kimse de istifini bozmuyordu aq. 


Şimdi hiçbir şeyi kendim önceden hazırlamıyorum. “Patlıcan ve biber alın gelin” diyorum ve patlıcan salatasını misafirler geldikten sonra yapıyorum eheuheue. 


Çünkü patlıcanın tanesinin 2€ olmasından ve bir patlıcan salatası maliyetinin 15€ olmasından bıkdımmm. Amskjdjd. “Sen çok güzel patlıcan salatası yapıon gız yapsana” diyene “ok bebişim patlıcan getir” diyorum. Hohoyt! 


bu Fasulya 7,5 lira



Ben onu yaparken, birine domates doğratıyorum, birine masa kurduruyorum vs. Çünkü ben ayaktayken oturan insan görmeye tahammül edemiyorum artık :))) 


Ay bi de size bomba: sizden istenilen şeyler alınıp götürüldüğünde, artan/kullanılmayan olduysa giderken geri alabilionuz! “Aaa bu biber arttı alıyom geri” diye askjdjdjjdhdjd 

(Onu ben hiç yapmıyorum tabi ama bana yapanlar var ahahahhahah) 


Yurt dışından getirilen hediye: 


Eskiden tatillerde kart atma modası varmış. Tatile Gittiğin ülkenin resimli kartpostallarından alıp, arkalarına tatilinin nasıl geçtiğini anlatan kısa notlar yazıp; oranın postanesinden memleketteki sevdiklerine atıyorsun. Bu geleneği hala devam ettirenler var. 


Sevgili Helga yenge

Yozgat tatilimiz şahane geçiyor. İnanılmaz romantik bir şehir. Adeta cennetten bir köşe! Hans amcama selam eder yeğenim jürgen’i gözlerinden öperim. 



Gittikleri yerlerden ailelerine ve sevdiklerine küçük hediyeler getirirler. 


Tatil hediyesi, ve ya organizasyon dışı bir doğumgünü, bebek; tebrik-teşekkür hediyesi gibi hediyelerde ilginç bir yaklaşımları vardır: 


-Yükte hafif pahada ağır 

-kişinin normalde para vermeyeceği kadar gereksiz ama hediye gelirse sevineceği kadar şık:) 

-kişiye özel düşünülmüş/üretilmiş ürünler seçmek yaygındır. 


Örneğin bebek hediyesi olarak 1 adet plastik “mama kaşığı” gelebilir. O kaşık butik bir mağazanın tasarım ürünüdür. “Unique” bişeydir. Kaşığın sapında bebeğin adı yazdırılmıştır. Ve bu minnacık tek kaşığın fiyatı 25€ dur misal! Yani sen olsan o paraya onu hayatta almazsın andjjdjf (kendilerine de öyle şeyler almazlar zaten. Hediye olarak başkasına alırlar) 






Yani 25€ya büyük bir pakette gösterişli bir nevresim seti, bornoz seti falan alacaklarına zük kadar kaşık alırlar. 


Aynı mantıkla kadınlar birbirine tek bir “chanel oje” alır mesela! Benzer fiyata Mango’dan kazak almaz.. Çünkü mangodan kazağı sen zaten alırsın kendine; ama chanel oje hayatta almazsın flormar alırsın sjdjjfjfjfh Ben bu olayı çok sevdim burda <3 hakkaten çok hora geçiyor bence. ehehe


Hediye yazım burada bitirecektim ki çocuk doğumgünlerini yazmadığımı farkettim. OMG! Ona ayrıca değineyim bence bir sonraki yazıda. Almanlıq serisinin ilerleyen bölümlerinde görüşmek üzere..