7 Ocak 2016 Perşembe

Kardeş şart mı?



Şart. 

Öncelikle tek çocukların en büyük argümanı şudur: "Hiç kardeş eksikliği hissetmedim. Kardeş gibi, hatta kardeşten öte arkadaşlarım, birlikte büyüdüğüm kuzenlerim vardı benim." 

İşte tam olarak da bu zaten, hiç sahip olunmayan birşeyin eksikliği hissedilmez. 

Anne olmadan önce de evlat sevgisi nedir bilmiyorduk. Hayatımız boyunca hiç çocuğumuz olmasa bile eksikliğini hissetmeyecektik. Harika tatillere gidecek, Dünyayı gezecek, 1000 kitap fazladan okuyacak, 3000 film fazladan izleyecek belki de şahane bir yaşamımız olacaktı. Ama bu duyguyu bilemeyecektik. 
Ya da milyon dolarlarımız yok ve biz o parayla neler yaşayabileceğimizi, nasıl bir hayatımız olacağını bilmiyoruz. Bilemiycez. 
Ama sahip olduğumuz ufak tefek maddiyat bizi konfor içinde yaşatmaya yetiyor. Hamdolsun durumumuz iyi, çok mutluyuz milyon dolarların eksikliğini hissetmiyoruz diyoruz. Mesela ben, paraşütle uçaktan atlamak nasıl bir his onu da bilmiyorum ve eksikliğini hissetmiyorum.

Benim de çok sağlam dostluklarım var, kardeş gibi büyüdüğüm, birlikte yüzlerce komik anımız olan kuzenlerim var. Ama bir kardeşin yerini tutar mı? Açık ve net söylüyorum tutmaz. 
Nedir peki kardeşi diğerlerinden ayıran? Dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım:

Bir kere aynı karnı paylaşmış, aynı memeden süt içmişsinizdir, böyle bir mucize ve romantiklikle başlar herşey. Gerçek hayatta bu bilgi ne işimize yarıyor diyebilirsiniz, Haklısınız. Onu ben de bilemiyorum. Ama farklı bir içgüdüsel bağ herhalde. 

Hayattaki en önemli varlıklarınızdan anneniz ve Babanız aynı kişilerdir. Annenize anne, babanıza baba diyen (evlenince hasıl olan kayıngiller yapmacıklığı hariç) insandır o da. 

Aynı evin içinde, aynı kültürle, kurallarla büyümüşsünüzdür. Birbirinizin büyüme aşamasında her dakikaya tanıklık etmişsinizdir. Evet boylamsal uzun Süreli dostluklarda, akrabalıklarda da bu tanıklık durumu var. Ama "her dakika" diyorum. 

En vahşi kavgaları onunla edersiniz. Tekmeli tokatlı, Allah yarattı demeden saç çekmeli ciyak ciyak bağırmalı kavgalar hep onunla olmuştur (işte arkadaş ve kuzende böyle bir kavga konsepti yok mesela:) harika stres attırır, en ilkel saldırganlık ve savaş dürtülerimizi tatmin eder, kendimizi minik aslan yavruları gibi yırtıcı ve ormanlar kralı hissettirir:)  Gelecekte de kahkahalarla güleceğimiz anılara sahne olur. 

Allah kimseye vaktinden önce yaşatmasın, ama anne babamızın hastalık ve kayıp süreçlerinde sarılacağımız en büyük desteğimiz olacaktır. Çünkü tam olarak "aynı" şeyi hissediyor, aynı yerlerden acıyor olmak en büyük paylaşımdır. Bu duyguyu ve desteği ondan başka hiçkimse veremez. 

Hiç canınız sıkılmaz, sıkılsa bile birlikte sıkılır. İki kişilik can sıkıntıları, yaratıcılığın dibine vurdurur. Partners in crime olunur. Anneden azar yerken bile, yandaşınız-kader ortağınız vardır :) Napsak da şu olaydan yırtsak diye birlikte kafa patlatılır.

Evet arkadaşlarımızın da sevincine sevinir, onlar üzülünce üzülürüz. Mutluluklarını yürekten dileriz, dertlerini dert ediniriz. Ama kardeşte yaşadığımız durum bunun çok daha fazlasıdır. Onun keyfi yerindeyse; bizdeki keyif eşşekte olmaz! Onun derdi varsa, içimizde öküzler oturur. Nefes alamıycak kadar, kalbimizi mıncıklıyorlarmış kadar üzülürüz. 

Çok yoğun ve ambivalant duygular yaşanır kardeşlikte. Işte bu başka hiç bir arkadaşlıkta olmaz. Deli gibi kızıp, "beter olsun it" diye beddualar edebiliriz, sorumsuzluğuna bencilliğine saç baş yolabiliriz. Ağzımıza gelen herşeyi, yüzüne söyleyebiliriz. 2 dk sonra hiçbişey olmamış gibi geçer ama bu uç duygular. Arkadaşlıkta karşılıklı özveri ve saygı vardır. (Kardeşte bencillik ve saygısızlık diz boyu :))) Ama işte bu duygular öyle güzel harmanlanır ki, hayatın tadı tuzudur. Kardeşimizin Yaptıklarının onda birini bir başkası yapsa çok kırılırız, üzülürüz ve bir noktadan sonra ilişkimizi sorgularız. Hele ki onun tarafından sevildiğimizi hissettiğimiz o nadide anlar yok mu? Candır kardeş can.

Tek çocuklar şımarık olur, bencil olur, paylaşmayı bilmez, takım çalışması bilmez, sosyal skilleri şöle böle olur, kendine güveni olur/olmaz, ama şu bu avantajı da vardır, kendi başının çaresine bakar bıdı bıdı gibi saçmalıklara katılmıyorum. Onların kardeşle alakası yok. Onlar karakter, aile-çevre etkisi, eğitim, bilgi, görgü ve niceleriyle şekillenen şeyler. Tek çocuk olup dünyanın en tatlişko insanı da olabilirsiniz, 10 kardeş olup en bencil/kötücül insanı da!
Benim kardeşlikte anlatmak istediğim şey, kardeş sahibi olmanın bizi nasıl bir insan yaptığı, bize neler kattığı değil. Bize nasıl hissettirdiği! Ve bu hissiyatı da siz kardeşi olmayanlar sorry ama bilemiyorsunuz :) 

Evet sevgili tek çocuklar, malesef sizin için tren kaçtı. Artık bu saatten sonra bir kardeşiniz olamıycağını varsayıyorum ve daha fazla üstünüze gelmiyorum:) 
Bu arada benim bir kardeşim var. 2 ve ya daha çok kardeşim olsa nasıl olurdu onu da ben bilemiyorum ve eksikliğini hissetmiyorum:) Hatta belki sizin gibi "peki bir kardeş (daha) ister miydin?" Sorusuna da "yek yeaa iyi böyle" diyorum.

şimdi gelelim tek çocuklu (ve ikinci çocuğu düşünmeyen) genç annelere... 

Tek çocuk annelerinin en büyük argümanları ise şunlar oluyor: (top 3) 

1-"maddi durumumuz müsait değil. Iki çocuk yapıp da kıt kanaat geçineceğimize, bütün maddi imkanlarımızı tek çocuğumuza sereriz, kolejlerde okuturuz, tatillere gideriz."
2-"çok çalışıyoruz, zamanımız yok. Bütün ilgi ve alakamızı tek çocuğumuza vakfetmek istiyoruz. Zaten işten gelince 1-2 saat vaktimiz oluyor, bir de haftasonları.. O da bir tanesine anca yetiyor. İkinciyi yapmak "bencillik" olur.' 
3- "hamileliğim zordu, bebeğim kolikti, post natal depresyon/travma yaşadım, ikinciye cesaret edemiyorum" 

Şimdi son 2 argüman zaten doğumu takip eden max. Ilk 3 yıl için geçerli. Yani hamilelik ve doğum-doğum sonrası sıkıntıları yaşanıyor ve bitiyor. Hafızamız öyle birşey ki kötü anıları silmeye, bizde minimum hasar bırakmaya ayarlı. Evet çok zor zamanlar, ama geçip gidiyor be hacı. Doğum izni, bakıcı, kreş sorunları çok yıpratıyor, üzüyor, yoruyor çalışan anneleri... Ama bu döneme dair anılar hem çocuk tarafından hatırlanmıyor (bakıcı tarafından primer ihtiyaçları karşılanmış ve ya erken dönemde kreşe başlamış çocuklarda buna bağlı bir gelişimsel problem bulgusu yok) yani dönüp baktığımızda bu problemleri yaşayacağımı bilseydim bu çocuğu da yapmazdım diyor muyuz? Asla demiyoruz, çünkü iyi ki o var! O bizim herşeyimiz! 
O zaman insan hayatında üç yıl nedir ki? Üç yıllık sıkıntı ve stres için bir ömür boyu bu güzellikten mahrum kalınır mı? Evet 3 yılı atlatınca, zaten bebelerin anaya yapışık olma durumu geçiyor kardeş de ömürlük can yoldaşı oluyor. Bir anne için de 2 çocuk demek, 2 kat aşk, iki kat eğlence, iki kat burun sızısı, iki kat göz nuru demek... Aynı kişilerden çıkan farklı gen ve huy kombinasyonlarıyla, bambaşka bir insan, bambaşka bir dünya demek. 

Gelelim maddi kaygılara ve ülkenin boktan geleceğine. Bir kere iki çocuk sanılanın aksine 2 kat değil, olsa olsa 1,5 kat masraf :) (gel vatandaş gel ikinci çocukta damping!) çünkü giyim, eşya vs gibi şeyler yeni alınmıyor. Yeni alınanlar, ilk çocuğa alınanların yanında devede kulak kalıyor. Kreşlerde, okullarda, kurslarda %50 kardeş indirimi yapılıyor. Arabaya, uçak koltuğuna, otel odalarına 3 kişi yerine 4 kişi sığışıveriyorsunuz. Bir de şimdi bu söylediğim şey biraz varoş kaçacak, belki burun kıvıracaksınız ama; çocuğu veren Allah rızkını da veriyor. (Ha bu arada açlık sınırında yaşayıp, 5-6 çocuk yapana, çocukları sersefil edene en çok küfrü ben basarım. Aklım almaz bu cahilliği! Benim dediğim Rızık olayı bunun tamamen dışında! Yani çocuğun bez, süt, giyinme, barınma ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsak; tek derdimiz extra kolej parası, 5 yıldızlı otellerde tatil parasıysa eğer iste bu noktada bu kadar garantici olmaya gerek yok diyorum... Ayarlanıyor onlar bir şekilde ya. Tek çocuğuna aslanlar gibi bakan, ikinciye de bakar! 

Bu yazdıklarım tamamen benim düşüncem tabii, iknasal bir takım çalışmalar içinde değilim :) burada bahsettiğim her madde de istisnai örneklerle çürütülebilir zaten. Ben sadece kendi adıma konuşuyorum. Kendimi kardeşimsiz, Edo'yu Maya'sız düşünemiyorum. Yazının başına dönecek olursak: Kime göre şart? Bana göre :) 






























5 yorum:

  1. Meleğim.. 1 saattir bastan basladim okuyorum yazilarini..bir yandan cok eglendim bir yandan da kizdim bizi neden bu yazilardan haberdar etmedim şimdiye kadar diye.. Son yazi kaldi okumadim.. Kardeş şart dayatmasindan tiksiniyorum bu aralar belki de ondandir..Anca bu kadarina firsatin oluyodur tahmin edebiliyorum ama daha sık yaz meleğim.. Çok okunasi..

    YanıtlaSil
  2. Meleğim ay bu benim top secret bloğum nerden buldun 😂 yazıyorum zaten arada, ama öyle kendimle konuşur gibi, kenarda dursun diye :) son yazıyı okuma o zaman diyem ben sana :)

    YanıtlaSil
  3. Şart değil diyenlerdenim ;) Çünkü hiç bir şey şart olmamalı be Başakcım, herkesin şartları, hayalleri, istekleri farklı farklı.. Ne o öyle şart şurt.. Sevgiler.

    YanıtlaSil
  4. Tek Cümleye indirgeyip şart şurt diyince biraz Faşist duruyor haklısın :) son cümleyi biraz keskin bitirmişim.. ama dedim ya, tüm bunlar zaten bana göre şart. Mesela bana göre ekmek kadayıfını kaymaklı yemek de şart, birayı buzzz gibi içmek de şart, çocuklara kitap okumayı sevdirmek şart, yayalara yol vermek şart, kuyrukta beklerken diğer insanların sırasını kapmamak şart! Tüm bu şartlar bizi sınırlandıran, dayatılan şartlardan değil üstelik; aksine bizi mutlu eden, yaşamımıza değer katan şartlardan.

    Ha bir de tabi, ben ikinciyi yaptım, en zor zamanlarını (Kısmen) atlattım şuan benim tuzum kuru. Bana, atıp tutmak kolay :)))
    Yoksa ne kadar zor ve önemli bir karar olduğunu anlamıyor değilim.

    YanıtlaSil
  5. Bende şart sitemlerdenim. İki çocuğum var ve iyi ki de ikinci olmuş. Kardeşliği yaşamayan hiç bilemeyecek...bir de düşünsene senin çocuğun tek çocuk ve eşi de tek çocuk eeee çocukların hiç akrabası kuzeni yok...büyük bir kayıp bence.

    YanıtlaSil