![]() |
Bayramda babaanneme giderdik. Te Sivas'tan osmaneli'ye. Babamın dedemden yadigar açık metalik yeşil ford taunus'u vardı. Koltukları koyu yeşil kadife kaplamalı.
Annem arka koltuğun önüne, valizleri yığar üstüne yorgan falan serer koltuk hizasına getirirdi. Çift kişilik yatak gibi olurdu, yayla gibi olurdu, bize öyle gelirdi...
İlk başta hiç kot farkı olmayan, cillop gibi mekan biz kardeşimle itişip tepiştikçe mayın tarlasına dönerdi.
O yol bitmezdi arkadaş. Öyle mola verip, dinlenme tesislerinde yemek falan da yemezdik. Bu tarz lükslere paramız yoktu. Annem sandöviçler, meyveler, abur cuburlar, yolluklar hazırlar; arabada onları yerdik.
2,5 litrelik şişeden plastik bardaklara doldurup sidik gibi kola içerdik.
Panik atak, can sıkıntısından vefat edeyazma ve deneysel darlanmalar eşliğinde babaannemin evine varırdık.
Halamlar İstanbul'dan yola çıktıkları halde hep bizden sonra gelirlerdi. Pencerenin önünde Sıla'yı beklerdik. Sıla halamgızı. En sevdiğimiz bayram ekürimiz. (Ege sanırım o ara piyasada yok. Varsa da bebek)
Babaannemin küçük evinde sınırsız yatak kapasitesi ve bir yüklük dolusu yastık yorgan vardı. Hepsi de birbirinden alakasız patchwork güllü yorganlar ve mavi-beyaz kalın çizgili çarşafların kombiniydi. (Patchwork diyip ambiyansı bozar gibi oldum, artık kumaştan alakasız yamalama style diyeyim siz anlayın)
Üçerli beşerli yatardık odalarda. Sabah erkenden kalkardık. Babannem sobayı yakmış, çayı demlemiş, patatesleri biberleri kızartmış ve mükellef bir kahvaltı sofrası kurmuş olurdu. Ama ne keyif! O kahvaltının tadı hiçbirşeyde yoktu!
Kahvaltı sonrası bayramlıkları çekerdik. Waikikiden alınma yepisyeni kotlar kazaklar salopetler falan. Waikikinin Lcw olmadığı yıllar ama baqın. Maymunlu olduğu yıllar.
El öpüp bayram harçlığı cukkalama kısmı en sevdiğimiz bölümdü elbet. Zaten babam-halam-Babannem kombosunun vereceği meblağ fixti. Tedavüldeki en büyük kağıt parayı verirlerdi. Bunları hep hesaplardık, hepimiz mali müşavir olacak çocuklardık. Kuş kadar harçlık veren cimri akrabalarla taşak geçerdik. Bizim çocuk aklımızla off ya onlar para vermiyo diye mızıklanıp, laf giydirdiğimiz akraba gıybetleri babamları çok güldürürdü.
Sonra işin sıkıcı ötesi kısmı başlardı. Köye gitme, yaşlı tayfa ziyaretleri falan filan. Biz gitmeyelim evde kalalım diye ağlansak da mecburen giderdik. Ha tabi cash verilme ihtimali olan yerlere koşa koşa gidiyorduk ama. Öyle de piranaydık, öyle de barakudaydık.
Biz köye vardığımızda kurban çoktan kesilmiş olurdu. Balkondan arka bahçeye bakar hayvanın parçalanma, yüzülme, iç organlarının ayrılma, işkembe yıkanma falan sahnelerini izlerdik hep. Ortalık kan gölü, vahşetli +18li , işidli ortam.
Buna rağmen, çok acayip ama: Zırnık etkilendiğimi hatırlamıyoum. Dünyanın en normal şeyiydi sanki. (Şimdi düşündükçe kafayı yiyorum ya nasıl olur? Nasıl bir çocuk bu görüntülere maruz kalır? Ben edonun ölü sinek görünce bile travmatize olacağını düşünüyorum şuan çünkü)
Hatta diğer çocuklar kesimi izlediklerini uzun uzun anlatır hava atarlardı. Biz de izlemek üzere gaza gelirdik ama sabah ezanında kalkmamız gerektiğinden hep kaçırırdık. Tabi ki ne kadar tembihlesek de büyükler tarafından asla kaldırılmazdık.
Ziyaretler bol miktarda kavurma, zeytinyağlı yaprak sarma ve baklava içerirdi. Evde olduğumuz vakitlerde, oyunların eğlencenin makara kukaranın dibine vurulurdu.
Harika bi senaryosu olan ve hayatımda en çok eğlendiğim oyunlardan biri "kabzımallık" oyunu yine böyle bir bayram gününde icat edilmişti.
Yüklük dediğimiz (bi nevi köy stili gömme dolap) olay büyük bir kamyonun kasası oluyordu. İçindeki yastık yorgan da karpuz. Biz üç ırgat (sıla, ekin, ben) birimiz yüklüğün tepesine, birimiz ortaya, birimiz de karşıdaki yatağa dikilip; karpuzları birbirimize atarak kamyondan yatağa boşaltıyorduk. Ama kan ter içinde kalarak ve bir an önce bitirmek için dev stres yaparak! Arada "karpuuuuz kan" diye bağırıp anırarak gülmeyi de ihmal etmiyorduk. Sonra nedense bir anda polis (sanırım zabıta'yı kastediyoruz) ihbarı alıp, kaçak mallarımızı boşaltır boşaltmaz topuklamak üzere hunharca bağıra çağıra yüklüğe tırmanıp dolabın kapılarını kapatıyorduk. İnanılmaz aksiyonlu bi oyundu, kısa sürede gelenekselleşti ve uzun yıllar oynandı.
Bir diğer absürd oyunumuz "şalvarın içine eşya toplamaca" oyunuydu. Üçümüz de babamnemin şalvarlarından birer tane giyer çorapları paçaya sokar, içine artık yürüyemeyecek hale gelene kadar ne bulursak toplardık. En çok ve en abuk parçaları toplayan kazanırdı. Ekin'in şalvarından bir kez ütü ve canlı köpek çıkmıştı. Köpeğin içerde olduğunu envanter sayımı bitene kadar farketmedik asdfkljhj. Bu oyunu oynarken yaşanan aksiyon ve kahkahanın da haddi hesabı yok tabi.
Yeaaani ben şimdi aslında bayram fan'ı bi insan değilim. Hiç olmadım.. Bayram ritüelimiz de bundan ibaretti. Namazlı niyazlı, dini esintili; önem verilen bir gelenek falan değildi zaten bu olaylar aile içinde. Babannem için giderdik, bir arada olmayı severdik...
Çocukluğumu ve canımın içi güzeller güzeli rahmetli babannemi anayım istedim bayram münasebetiyle.
Keşke yine ona gitseydim pamuk elini öpüp harçlığımı cukkalasaydım (Canım benim 30 yaşında olsam da öptürürken elinin altına sıkıştırdığı parayı toka etmeyi ihmal etmezdi hiç. Tam bir drug dealer gibi, çaktırmadan, ciddiyetle..Ne gülerdik) efsane sarmalarından yiyip, dizinde yatsaydım.
Ela-yeşil gözlü, bembeyaz tenli, kocaman memeli, 34 numara ayaklı minyon bir afeti devrandı benim babannem. Korkunç zeki, yaratıcı, mucit; aynı zamanda kimsenin yaşam tarzına yorum yapmayan, açık fikirli, sağlam duruşlu, karakterli, imanlı bir hacıydı da... Bilgeydi, çalışkandı, atom karınca gibi koştururdu. Kızına, gelinine torunlarına kıyamaz; bize hiçbir iş yaptırmazdı. Ömrü vefa ettiğince hiçbirşeyden şikayet ettiğini görmedim. İyice yaşlanıp, hastalığının son evresine geldiğinde bile fiziksel sıkıntılarından yakınmazdı. Yaşlılığa, yalnızlığa, hastalıklara, bizim onunla yeterince ilgilenmediğimize dair tek bir ima, tek bir sitem duymadım. Sanırım en sevdiği torunu da bendim. İlk göz ağrısıydım. Çocukluk anılarımı anlatmaya bayılırdı, özellikle komik olanları. Şahane masallar uydururdu. Masal kahramanları da konu komşu akraba falan olurdu ki; absürdlük tavan yapsın. İştahla yiyen, alengirli tarifler deneyen bir kadın olmadı hiç. Tabağına kuş kadar bir porsiyon alır, tarhana çorbası ve kuru ekmekle karnını doyururdu. Bir tek 'peynir helvası'na bayılırdı ama. Gülerken göbeği hoplar, ay Başak sus kız diye beni dürterdi. Ah ben onu nasıl anlatayım ki size... Çok seviyorum, çok özlüyorum...
Bu yazımı okuyan herkese mutlu bayramlar!

Ah Başağum.
YanıtlaSilYazının ilk yarısına ne güldüm.
İkinci yarısında duygularım kabardı.
Çok çok güzel bir yazıydı. 2 gündür veledi ateşler içinde birinin, ekşi suratına ve uykusuz ruhuna dokundun. Teşekkürler.
Kıyamam ya, geçmişler olsun :(
SilBizimkiler de kuzen mona'yla bol temaslı, tükürüklü, suratlara hohlamalı bir pazar geçirdikten sonra öğrendik ki; ertesi gün mona'da su çiçeği döküntüleri başlamış :)
Şimdi dehşetle beklemedeyiz virüs bizi ne zaman vuracak diye...
Çok teşekkür ederim beybi, çok içimden gelerek yazdım...
ikinize de geçmiş olsun bu arada :(
SilRuhu şad olsun, mekanı cennet olsun, ne güzel bir kadınmış hakikaten.. Ev de evmiş ama :) Kuytu köşelerinde ne maceralar saklamıştır, ne mutlu sana...
YanıtlaSilİyi bayramlar Başak, biz bu gelenekleri devam ettiremeyeceğiz galiba.. Dün annemler Mayaya bayram harçlığı vermeye kalktılar, bizimki ne anlasın, oyuncak etti paraları, sonra ben ellerini yıkattım para pis diye, zaten el öpmekten kendim de hazzetmem ama babam grip, öptürmedim çocuğu aman bulaştırmayın hamile hamile çekemem diye surat astım. Ay kendimden tiksindim şu an.. Eski güzel insanlar gibi olabilecek miyiz, o bilgelik yaşla mı gelecek yoksa karakter meselesi mi en baştan :(
Çok teşekkürler cerencim, senin de anneanneciğinin ruhu şad olsun.. Bayram demek bana göre en çok da aramızda olmayan tonton büyüklerimizi sevgiyle, rahmetle anmak demek çünkü :,( tabi ki, her an her dakika, aklımızda kalbimizdeler ama, Bayram'lar başka..
SilEski kadınların cefakarlığı, fedakarlığı, tamahkarlığı, çalışkanlığı hiçbirimizde yok ve olamaz da bence... Onlar apayrı bi dünya.
Ya bizde de öyle.. Bayram'ın lafı bile geçmedi hatta bizde.. Siz yine iyisiniz :)
Edo para kavramına hafiften ilgi göstermeye başladı ama çok komik. Geçen Dedi ki "anne senin arabayı satıp Toyota alalım" Dedi. "Olabilir oğlum, değiştireceğimiz Zaman düşünürüz, senin de fikrini alırız" dedim :) sonra yok yok vw, alalım, yok Nissan alalım falan saymaya başladı hepsine okey mokey bakarız diyorum:) en sonunda "lamborgini" alalım Dedi. "Aaa onu alamayız bak, ona paramız yetmez. O çok pahalı bir araba" dedim. Bu koşa koşa cüzdanını kaptı geldi. İçindeki centleri gösterip, "yoooo var işte paramız alabiliriz" diyo. :-))))
Yani şuan para bilinci bu seviyede ama yine de okey bence asdfkljhj :)
Markette bazen eline 1-2€ verip ekmeği falan ödetiyorum, acayip hoşuna gidiyo.
Şalvara çok güldüm benzerlerini yapmışlığımız var bizim de. Hep beraber olunan o kalabalık bayramları ben de özlüyorum. Bi de bizde torun çoktu anane ve babannemin 20 ye yakın torunu vardı düşğn curcunayı.
YanıtlaSilNur içinde yatsın babannen. İyi ki böyle bir insan çıkmış karşına, darısı başımıza, bizim torunlarımıxa
Hep özenmişimdir kalabalık kuzenli ailelere :) benim babamlar 2, annemler 3 kardeş. Toplamda 6 kuzenim var ve en büyük benim düşün :) ama kuzen eğlenceli bir olay ya, kafa dengi ve yaşıtı kuzen sahibi olanlar çok şanslı ;)
SilAmin gececim, cümlemizin rahmetli büyükleri Nur'lar içinde yatsın :(
Yalnız ben karar verdim, tam 1 Alman babannesi olucam. Yaşlılığımda zinhar torun bakmıycam ve dünyayı gezicem. :Pp
Nur içinde yatsin babannecigin Basakcim. Karakter olarak ayni benim babannem, hiç sizlanmazdi, dağ gibiydi.. Nur içinde yatsin.. Gözlerim doldu valla okurken. Bizim bebeler bunlari hiç yaşayamayacak, ona da üzülüyorum biraz..
YanıtlaSilÜzülme Lale'm ya, tamam bir eski toprak hatunlar gibi olamayız ama bizde de ne numaralar var be :))) biz de gayet makara kukara eğlenceli sevgi dolu ananeler babaanneler oluruz bence :) el öpme bayram falan kısmı cort tabi ama mesela torununa yeni çıkmış iPhone 29s alan babanne ben olabilirim :)))))
Sil