26 Eylül 2016 Pazartesi

Çocukluğumun tatilleri gibi bir tatil (Ve Almanlık)



Çocuklu hayatımızın tatil ekürisi, ayrılmaz 8li olduğumuz, tatil voltranı oluşturduğumuz pek sevgili W. Ailesiyle bu kez de kendimizi Hırvatistan yollarına vurduk. 

Önce içi pek lüks ve konfor vadetmeyen ama kocaman bahçesinde salıncağı, kaydırağı, trambolini, havuzu; zeytin ve nar ağaçları olan denize sıfır bir ev tuttuk "Pomer" adında küçük bir tatil beldesinde.

Denize sıfırlık görsel şölen çekmekten gayrı bir işe yaramadı gerçi çünkü deniz yosunlu ve kestaneliydi. Yüzülecek gibi değildi. Sahili kumsalı falan da yoktu. Çakıl taşlı dik bir yamaçtan direkt denize iniliyordu.  Evin bir adet de deniz bisikleti vardı. Onunla biraz açılıp yüzeriz desek de, karşı koya kadar olan mesafe hep sığdı. Ve yosunlar hiç azalmıyordu. Hani kasetlerin içindeki fışır fışır bant mekanizması var ya. Böyle kaset sarınca yumak gibi çıkıverir içinden! Heh ona benzer bi oluşum var denizde bildiniz mi?Yosun dediğim şey oydu. 

Araba yolculuğumuz fena geçmedi. Yol tam 6 saat sürdü. Kahvaltıdan sonra 9.30-10 gibi çıkmıştık evden. Çocuklar arabada 3 saat falan uyur diye düşünüyorduk. 3ün 1ini uyudular. Yani 1 saatcik uyudular. 2 saat çizgi film izlediler (yuh dediğinizi duyar gibiyim tatlıqısslar) her mık demelerinde aburcuburu kakaraktan aralarda 5er 10ar dk da öyle kazandım. 1 saat de öğle yemeği molası verdik. Öyle böyle derken yedik işte 6 saati. Detaya girmiyorum. 

Evimize vardık, odaları kapıştık. Alışverişe çıkıp dolabımızı doldurduk. 

Günlerimiz gayet güzel geçti. Sabah hepberaber evde güzel bir kahvaltı, sonra bebeleri salıp bahçede oynatma saat 11de 2numaraların uyku, 1 numaraların iPad saati. 12.30 -1 civarı da öğle yemeği yiyip gezilerimize başlıyorduk. 


Evde yemekler hiç külfet olmadı bize, keyifle hazırladık hep. Pratik ve sağlıklı şeyler. Salatalar, bahçeden topladığımız taze domatesli avokadolu soslar, makarnalar; eve yakın balık pazarından aldığımız taze deniz ürünleriyle risottolar! Mutfakta 2-3 kişi toplaşıp 20 dakkada hazırlıyorduk herşeyi. 
Evde bol kapkacak, iyi yıkayan bir bulaşık makinesi de vardı. 
Tatilde yemek yapmak mı ıyyyyy! diyenlere tavsiyem: yemek işi tek bir kişinin (ya da sadece kadınların) üzerine kalmadıkça hem pratik hem sağlıklı hem de ekonomik oluyor, biz çokça tercih ediyoruz.

Her güne farklı bir program yaptık. Ya çevredeki kent-kasaba merkezlerini gezdik, dondurma yedik; ya milli park alanlarında doğa ve ormana vurduk ya da güzel bakir plajlarda denize girdik. Akşamları bazen dışarıda yedik. Eve yakın harika bir restorant bulup oraya dadandık. Her seferinde ortaya farklı yemekler söyleyip paylaştık. Renkli hareketli ve balıklı bir tatil oldu. 

Çocukluğumun tatillerini hatırlattı bana bu tatil. Yazları (o vakitler annem ilkokul öğretmeni olduğundan 3 ay iznimiz vardı) Çanakkale'ye ananemlere giderdik. Kuzenlerle oyunlar oynar, sokaklarda sürter, kalabalık çocuklu sofralarda yemekler yerdik. Öğleden sonraları deniz sefası yapardık. Koca plaj çantalarını yiyecek, içecekleri yüklenir arabayla plaja giderdik.
Hazırlık ve gidiş aşamaları stresli olurdu. Anamızgilin hazırlıkları bitmez, "hadiii yaaa gidelim artık" diye mızır mızır mızırdanırdık. Kova kürek takımımıza katmak istediğimiz plastik yoğurt kaplarını, boş blendax şişelelerini, evden arakladığımız bilimum alet edevatı ananeme kaptırır, "onlar götürülmez" diye zılgıtı yerdik. 

Plajda şezlong kiralamaz, yere örtüler sererdik. Bol bol yüzme ve kumda oynama; aralarda çöküp çantadan çıkan börek çörek meyveleri iştahla gömme, sonra oyuna devam fasıllarıyla akşamı ederdik. 

Tozdan kirden, deniz tuzundan çingeneye bağlamış vaziyette eve döner, totomuzdan 3 külo kum çıkartarak duş yapardık :) duş sırasında kavgalar patlar, herkes yıkandıktan sonra ıslak saçlarla pür-i pak akşam yemeğine otururduk.

İşte bunun aynısını yaptık! Ne zamandır yapmıyordum o kadar iyi geldi ki! Uzun yıllardır Ay aman ya Offf sefillik diye burun kıvırıp daha steril ve daha organize tatiller ayarladığımızdan, bu tatil bana büyük bir nostalji ve keyif yaşattı. 

Çocukken annemlerin neden bizim kadar denize girmediğini aklım mantığım almazdı. Annem aralarda şöyle bir serinler çıkar, teyzem de gözden kaybolana kadar balık gibi yüzerdi. Nedense onlar da hep bizimle yüzsün isterdik. Hadi gelin diye darladıkça klasik "siz yüzün ben burdan bakıyorum" ayağı çeker; güneşlenmeye, kitap-gazete okumaya, muhabbete sararlardı. 
Saatlerce denizde olmak dünyanın en süper şeyiydi! Şu yetişkinleri anlamak mümkün değildi! Ama malesef ben de artık yetişkinler dünyasındayım ve ellerim buruşana kadar balık-yengeç kovalamak; suyun içinde 1536 kez takla atıp amuda kalkmak, dipten kum çıkarma challenge ları yapmak o kadar eğlenceli gelmiyor bana da :)) 


Çocuklara gelince, Edo ve clara bizden bağımsız takıldı ve inanılmaz güzel oynadılar. Koşturdular, muhabbet ettiler. 1 adet sticker book ve 1 kutu pastel boya hayat kurtardı. Gittiğimiz her yerde taş, sopa, kozalak falan toplayıp boyadılar. 
2 numaralardan maya kişisi fırsat buldukça canımıza ot tıkadı :) mızır mızır darlandı ve sürekli kucak istedi. Yalnız denizde ve kumda müthiş oynadı! Saatlerce ve acayip konsantre bir şekilde abisine denizden su taşıyarak; usta başı büyüklerden talimat alıp kumdan kale inşaasında amelelik ederek şükelaaa vakit geçirdi. 
Ama acayip emzik bağımlısı haa, Nası bıraktırıcam hiç bilmiyorum. En son evde bütün emzikleri saklamıştım, gün içinde hiç vermiyor sadece yatakta veriyordum. Aramıyordu da... Bazen biryerlerden bulup ağzına tıkınca geri istiyordum "ver emziğini maya. Gündüz emmeye gerek yok! Sadece uyku zamanı" diyordum gayet uysal bi şekilde çıkarıp veriyordu bana. Ancak burda sürekli emzikle takılmak istiyor. Vermeyince kıyameti koparıyor. İnat edip vermedim bakalım ne kadar direnecek diye, tam 1 saat ağladı! Yaptığım ne kadar yanlış olsa da, verdim yaa. Ameaaan tatildeyim hacı, uğraşamıycam. (Bayandan az kullanılmış 2. el bahane. Vuruk çizik yok, sigorta kaydı temiz) 

Uyku düzenlerinde hiçbir cortlama olmadı. Ya yemin ediyorum efsolar efsosu bu benim bebeler. Annesinin gülü onlar yaaa. 7 dedin mi koy yatağa, çek kapıyı çık. 

Alman anası V. ve has köwlü Türk anası bendeniz'in çocuk yetiştirme tarzlarında yine evladiyelik farklar gözlemledim :)) 
Kısaca özetlemek gerekirse onun çocukları daha uysal ve laftan anlayan cinsten; benimkiler daha çingen, inatçı ve başına buyruk. 

O çocuklarına (ikisi de zafiyet geçirecek kadar zayıf olmasına ramen) "bir bardak su rica edebilir miyim lütfen" dedirtmeden su bile vermezken; ben benim pehlivanlardan "anneeeaaah eppek" diyene aman buyur çocuğum yeter ki sen ye diyerekten hizmetçilik ediyorum. 
Onun çocukları donuna mayosuna kadar kendileri giyinirken, benimkiler terlik bile giymeyi beceremeyip kendilerini yerlere atıyo :)) 

Ancak uyku kısmında rakipsizim şu dünyada (Ehueheueh du bakalım çocuklarım on numara uyuyo havası atmanın daha ne kadar ekmeğini yiyebilirim acaba) onun çocuklarının diş fırçalama yatakta 350 sayfa kitap okuma, ağlama zırlama uyumayız hafız daha oynıyacağdık isyanları 45 dk sürerken benimki 3 dk bile sürmüyor kıpppps. 

Nostalji demişken, akşamları da kağıt oynadık:) ben bunlara ihaleli batak öğrettim. Bu tarz iskambil oyunlarını seven varsa, mutlaka Alman'larla bi oynayın derim :) yeni öğrenmelerine rağmen canavar gibi kağıt sayıyorlar, ne stratejiler ne hırslar ya rabbi :) 

Ben Türk marketinden 2 paket çekirdek de getirmiştim. Akşamları birayla çitledim. 

Bi de yeri gelmişken bi gözlem daha aktarmak isterim. Almanlık beklemez! Şimdi Alman'larda acayip bir huy var. Şöyle ki her duruma uygun takım taklavat giysileri, öte berileri oluyor. Mesela şnorkelle azıcık balık izlemek mi istiyorlar! Hop balık adam kostümleri, acayip alengirli Deniz ayakkabıları, özel silikondan en ilgincinden bir çift paletleri, yine dünya paraya alınmış son teknoloji Deniz gözlükleri falan giyiliyor :))) ya hadi Maldivler'de olsan, saatlerce sürecek Efso bir şnorkeling turu yapacak olsan tamam çek en kralından takım taklavatı. Ama hacım, yüzeceğin toplam 10dk. Göreceğin balık da kaya balığı asdfghjk bunun için hiç üşenmeyip koca bir valiz dolusu profesyonel ekipman taşıyıp 15-20 dk onları giyinmeye harcıyorlar. Herşeyi çok ciddiye alıyorlar ve aşırı profesyonel icra ediyorlar :)
Süse püse prim vermez ve gereksiz harcama yapmazlar bak! Mesela günlük kullanım için 1 güneş gözlükleri varsa çeşit olsun diye asla 2. Yi almazlar! Ama bisiklet gözlüğü, koşu gözlüğü, rüzgarlı hava gözlüğü, bok püsür gözlüğü diye 5-6 çeşit gözlükleri vardır. Beyaz camı, sarı camı, aynalısı, siyah camı, yapılan aktiviteye göre farklı materyali ve ergonomisi olan "aktiviteye özel güneş gözlükleri" vardır. Hiç üşenmeden hepsini taşırlar. Anahtar kelime "üşenmemek" sanırım ya. Biz Türklerin arşa fezaya çıkmasının önündeki tek engel üşengeçlik! Bunu çok net gördüm. 

Çocuk ekipmanları da öyle. Kaliteli ve dayanıklı alıp 1 kez alıyorlar. Bende ise bütün planlar günü kurtarmak üzerine kurulu. Mesela clara 4 yıldır aynı kolluğu takıyor. (Zannımca yüzmeyi öğrenene kadar da takar. 1 kollukla ömür geçirir, sonra da evinin garajında kolileyip torunlarına saklar) Kalınca bir köpükten birbirine geçmeli cins bir model. 30€ya satılıyor. Valizde devasa yer kaplıyor. Ben edoya dandirik 5 liralık şişme modellerden alıp duruyorum. Kaç kere aldım, kaçını kaybettik, kaçını patlattık hesabını bilmiyorum. Ama yine de o ayı gibi şeyleri ordan oraya taşıyacağıma, şişmeliyi söndürüp çantama atıveririm. Bu bana daha pratik geliyor. Mayoda falan da öyleler. Yüksek uv korumalı kollu bacaklı pahalı şeyler giyiyorlar yine bebeler. Bizde ucuz ama çeşitli, modelli Çingen style saldım çayıra mayolar (hatta çoğunlukla nü) :Pp
Yani aslında birbirimize kültür şoku yaşatmada ve uyumsuzlukla son nokta iki aileyiz. Bir tarafta 50 faktör bembeyaz güneş kremine bulanıp mumyalanmış, dalgıç gibi giydirilip ensesi kulağı kapalı çeneden bağlamalı şapkalar takılmış, Deniz ayakkabılı sarı bebeler; diğer tarafta bizim yalın ayak başı kabak, cıbıl kara marsıklar :)) biz onlarla, onlar bizle sürekli taşak geçerekten çok eğleniyoruz ama. Sanırım bu uyumsuzluğun uyumunu seviyoruz en çok :) 

İnsanları tatilde tanırsın derler ya, bu beraber yaptığımız 9. Tatildi (hepsi 1er haftalık) en ufak bir konuda bile fikir birliğine varamadığımız, birbirimize kurulduğumuz, uyuz olduğumuz tek bir an bile yaşamadık. Dünyanın en uyumlu, hiçbirşeyi dert tasa etmeyen, ortamın olumlu özelliklerine odaklanıp herşeyden keyif almaya bakan, enerjik tatlı komik insanlar (mütevazilik edemiciiim biz de öyleyiz ama) 
Mesela bir restoranda yemekler tırt mı çıktı, hesap göte mi kaçtı, otel beklentinin altında mı kaldı; şikayet edip meymenetsizlik yapacağımıza durumla taşak geçip amaaan koy götüne tatildeyiz ulan moduna, goygoyuna geçiyoruz hemen. Çocuklar da çok iyi anlaşıyor. 4ünün de güzel bir uyumu var. Birbirleriyle oyuncaklarını yemeklerini paylaşıp; hiç arıza çıkarmıyorlar. İtiş kakış tarzı kavgalar sıfır! Bazen oyuncak kavgasına biraz hır çıkar gibi olsa da hemencecik barışıyorlar. Çok büyük bir şans ne diyeyim... Bu ailenin her bir ferdini ayrı ayrı seviyor, yazımı bitirirken hepsinin gözlerinden öpüyorum. 

Ek1- dönüş yolu ballı börek geçti. Uyku-atıştırma-çizgifilm-iPad-boş muhabbetler ve şarkılar eşliğinde mola vermeden çok rahat geldik. 

sunumsuz yakalandim ya :( yanina kahve mahve dantel koyup sekil yapamadim :((

Ek2- tatilde şu kitabı okudum (gidiş yolunda başlamıştım- dönüş yolunda bitirdim. Mükemmel tayming) beyimin memleketten birkaç yazar okuyayım diye bu dayıyı ve meşa selimoviç'i almıştım aylar önce. Kitaba bayıldım. Kurguyu biraz sıkıntılı bulsam da, dil ve anlatım sağlamdı. Çevirmeni de taktir ettim. Keyifli ve ilginç bir kitap. 










10 yorum:

  1. Senin 2 numaranın, yukarda duvara yaslanıp eppek yiyişi :))))

    Zalımsın küçük kız.

    Bana da çok sevimli geldi tatiliniz. Canım çekti her şeyden. O yemeklerden, kaset bantlı deniz manzarasından, uyuyan çocukların ardından gelen o sohbetten, goygoyculuktan..

    Fakat harbi vaşak, nasıl başardın sen bu uyku işini?
    Bizimki uzunca sürede dalıyor. Sen 7 de kapıyı çekip çıkınca, kaç dakika sürüyor dalmaları uykuya?

    Ben de bizimki dalmadan kendi işime bakamıyorum. Dün 20:30 yatağa gittik, 22:00 daldı. Bu akşam 20:00 götürücem, artık erken kararıyor. Bakalım neler olacak. Öğle uykusuna da erkenden yatırdım bugün.

    2 saat çizgifilme hiç de hööö demedim tatlıqııs. Ben 45 dakikalık urla yolunda bile full ekranla oyalayabiliyorum bazen. Hırçınlık durumuna göre yani.

    Nebileyim vaşak ya. Bazen süper tatlış, mini mini handmade vakit geçirebilirken, uykular- yemeler - içmeler tam reçete gibiyken, bazen de her şey alt üst, saçmadağınık ve huzursuz ilerliyor.

    Fakat henüz hiçbir tatilimiz, tatil gibi geçmedi. Du bagalım, kısmetseseneyeyazadiyorumevladım.



    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Uyku konusunda yaptığım özel bişey olduğunu düşünmüyorum, Nasıl oldu onu da bilmiyorum ama süreç kendiliğinden gelişiverdi:) çoçukların mizacı, biyolojik uyku ihtiyacı (o da her bünyede farklı sonuçta; kimi 9 saatle gece-gündüz döngüsünü tamamlarken kimi 11-12 saatlere çıkıyor. Mesela 12 saat uyuyan bir çocuksa gece 10-sabah 10 yerine; sistematik olarak gece 7/8-sabah 7/8 e çekilebilir belki..ama 9 saat uyuyan çocuğa yapacak bişey yok bence! Onun olayı o demektir) birazcık ucundan da benim istikrar ve kararlılığım diyebilirim. Ama çoğunlukla şans diyeyim... Ha bir de uyku desenini iyi gözlemleyip öğle uykusunu kısaltmak ve ya bitirmek işe yarayabilir. (Bende yaradıydı) eski bir başakito atasözü der ki "uzun öğle uykusundansa, kısa bir gece uykusuna geçiş ritüeli ve kaliteli bir gece uykusu 1000 kat yeğdir" kıskıskıs

      Kapıyı çekiyorum çıkıyorum ve Min 5- max. 15 dk içinde dalmış oluyorlar. Ağlama sızlama beni geri çağırma hiç yok. Kendi kendilerine mırıl mırıl konuşup, şarkı söyleyip falan bir anda sesleri kesiliveriyor:)

      Böyleyken böyle kahveaanımcım. Cortlamalar, cozutmalar olur ya arada. Ama yine de uyku konusunda zinhar taviz vermeyerek en azından uyku kalesini korumak mümkün. Tabi Nasıl yapılır, o noktaya Nasıl gelinir tam tarifim yok ama sıkı bir uykuya geçiş şekli ve uyku saati oturttuktan sonra onu hiç bozmamak lazım. Hadi bugün misafir var, hadi bugün hasta, hadi şimdi tatildeyiz vs demeden kendimize hiçbir bahane kabul ettirmeden "hadi yallah yatağa naşş" saatine sadık kalmak icap eder ;Pp

      Sil
    2. Yok uyku konusunda ben de şanslıyım bebe doğduğundan beri.

      Fakat.

      Seninkilerin hızlı dalması bana sihirli geldi.
      Büyüledi, göz yaşarttı. Gen haritasını kıskandırdı. Çünkü bunlar huy, suy, soy. Babası da 2 saat dönüyor yatakta her gece, zor dalıyor.

      Aslında bu evde herkese benim gibi bakacak bi bebe lazım. O zaman mışıl mışıl uyurlar.

      Sil
    3. Aynen ya onu iyi dedin. Uyku geni diye bişey var, kesin. Haris de ben de, kafasını yastığa koyduğu an uyuyan insanlarız. Hele annem varya efsodur. Yolculuklarda bile Nasıl uyur inanamazsın. 10 saatlik Amerika uçuşunda babamın iddiasına göre uçak kalkışa geçerken uyumuş ve inişte gözünü açmış :))) 1 gram da jet lag yaşamamış. Her gece sabaha kadar fosur fosur uyumuş, bünyeye gel :) babamdan gelen de, sabah erken kalkma ve güne zinde başlama benim var. Tam bir Morning person'ım. Millet sabahları birbirine uykusuzluktan ve sinirden geldi gene Tipini ziktiğim bakışları atarken , ben gooooood morning vietnaaaam Şen şakraklığında oluyorum :)
      Tam bir venezüalalı gibi bütün güzel genleri toplamışım mı ne? :Pp

      Sil
  2. Aaah süper, ne iyi etmişsiniz, böyle bir aile de biz bulsak diyorum bazen ama bizim seyahat tarzımız biraz tuhaf, kimse gelmiyor bizle uzak doğulara falan :P Uyumlu ama farklı olmak ne büyük zenginlik ama Başak, hem iki tarafın da çocukları farklı renkleri görerek büyüyorlar, ne büyük şans!
    Bizim bey 14 günlük bebenin yanında dün tatil planlarına başladı, kendisine "şimdi sadece 1 ay kullan babalık iznini, Şubatta bana daral gelince 1,5-2 aylık bi program yapalım" demiş bulundum (annem de pazar günü dönüyor, kaldı mı sana 15 günlük babalık izni! bu ahval ve şerait içinde ne yapacağım diye kara kara düşünüyorum). Dur bakalım şansıma 3. dünyanın hangi bahtı açık ülkesi düşecek :D
    Bu arada ben de tebrik ediyorum, 'de yatan ve kendi kendine uyuyan çocuk anası olmak bence bir altın madalya gerektirir ;) Biri mememde diğerinin elini tutarak uyutuyorum ki buna bile "şahane şartlar" diyorum be Başak.. Acaba beklentilerim mi çok düşük :P
    Bu arada ilk fotodaki kara böcükleri (beyazları da tabii onların hatrı kalmasın) öperim, pek bi sevimliler <3 Alemanya'ya da gelin burda sana çok yazı malzemesi çıkar :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Di mi ya Türk-Alman kombosu hem aşkta hem arkadaşlıkta şahane :)) iki uç kültür birbirini çok dengeliyor. Gevşek olana disiplin, kuralcı olana rahatlık veriyor bazı bazı ve daha neler neler :)))
      Bu çift de çocuksuz hayatında sıkı birer gezgin idi, ancak çocuklarla uzak seyahatlere ne kadar gaz versek de ikna edemiyoruz. İki senedir konuştuğumuz bir South Africa planımız var (light versiyon :)) ama yok, en sonunda çocukları bırakıp gidelim seneye dedik :) yoksa biz çocuklarla gitmeye de dünden razıyız!
      Bir de böyle aile dostlarıyla gitmenin konforuna alışınca yalnız başımıza tatil de pek istemiyoruz artık. Çünkü çocuklar birbiriyle oynayınca, yemek zamanları şenlikli geçince, huysuzluk eden bebelere imece usülü el atılınca falan çok daha az yorgunluk, çok daha az stres; çok daha fazla muhabbet sohpet eğlence içeriyor. Tabi çekirdek aile keyfi, eşle başbaşa romantik anlar falan olmuyor. O açıdan düşününce de herkese uymayabilir tabii, ama olur da denk gelirse 2 aile tatil yapmayı bir deneyin derim ;)

      Ben hiç denemedim 2 çocukla uzun uçuş, sizin maceraları heycanla bekliyor olacağım! :)) çok iyi yapmışsın izni kışın kullanmak üzere saklatmakla ;) (Ah yaa güzelim kış ortası tatillerimiz, bebelerin kayağı uğuruna heba ediliyor son 2 yıldır :( zaman ve fırsat olsa anında giderdim gözümü korkutmuyor benim de aslında uzun uçuşlar, tropik iklimler) ancak ve heyhat biliyorsun ki avusturyalılıkta kayak namustur asdfkljhj
      Alemanyaya sen lukas'ı sütten kesince geleceğim ve sana bir bira ısmarlayacağım sözüm olsun <3




      Sil
  3. Yazılarının akıcılığına bayılıyorum ya keşke hep yazsan en basit konular bile senin kaleminde maceraya dönüşüyor.

    Benim de acilen böyle bir aile bulmam lazım, etrafımızda yaşıt çocukları olan çok aile var da nedense böyle bir heveste değiller. Oysa ben çok severim imece usulu tatilleri ama diğer kişiler hep herşey dahilci :) Ben diyorum tamam yemekleri ben yapıcam gidelim yok kanmıyorlar :/

    Tatilinize bayıldım doğrusu keşke biz de olsaydık aynen size uyardık valla bak :)

    Daim olsun..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ah gececiğim, tam senin Elmalı turtayı yaptım, fırına attım bu yorumunu gördüm. Kalp kalbe karşıymış <3
      Çook teşekkür ederim tatlı iltifatına.
      Bak mesela beyimgilin kuzeni var (teyzeqızı) onlar da çok tatlış insanlar. Beyi de kendisi de çok hoşsohbet, kibar kültürlü insanlar. Ve yaşıt çocuklarımız var (onlarda da 2 çocuk ve aralarında ay farkı var bizimkilerle)
      Ama tatillerde uyuşamıyoruz malesef :( 2 kere tatil yaptık onlarla (biri çocuksuzken, biri de tek çocukluyken) ikisi de tırt geçti :))) yani aramızda öyle belli bir husumet olmadı tabi de, mekanlara, otellere, gezi programlarımıza genel bir şikayet ve memnuniyetsizlik havası, negatiflik, herşeye bahane bulup tatmin olmama falan... Birbirimizin rutinlerine uyamadık, sabah kahvaltı saatimiz, akşam yemeğimiz, onların hazırlanması-uyuşukluğu, sürekli çocuk peşinde koşan helikopter parent'lığı falan derken aileler arasında tatil uyumu yakalayamadık... Velhasıl zor iş yani tatil eküriliği:) bulunca bırakmamak lazım bizim gibi :))
      Vallahi çok isterdim bir tatili de sizinle denk düşürmek :))) seninle analık ve hayat tarzlarımızı çok benzetiyorum içten içe ;) ne hoş olurdu <3
      Not: turta feed back'imi senin posta atacağım :)

      Sil
  4. Bir biz bulamadık böyle aile yaw. Biz tatile gittiğimizde ezik taraf kalıyoruz karı koca. Millet ne derse ona ok deyip ,tatil dönüşü baya baya gıybet yapıyoruz sadece:)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haha tatil gıybetleri olmazsa olmaz zaten :))) ezik demeyelim yaw, tatillerde mülayim ve uyumlu insan olmak çıkıntı insan olmaktan iyidir boşver ;)

      Sil