7 Eylül 2016 Çarşamba

Korku boku Selanik



Sporcu bi insan olmadım hiç hayatımda. Hele ki top sporlarında devasa beceriksizimdir. Ama hep güçlü kuvvetli çevik, gözü kara bi çocuktum. Oyunlarda kek gibi ebelenen tayfadan değildim. Erkeklerle sidik yarıştırırdım. 

Keza ergenlikte de öyle. Çıtkırıldım bi qıs değildim. Hayvanlıklar, jackasslikler falan gırla giderdi. (Liseliler bilmez, bizim zamanımızda jackass diye gereksiz bi şov vardı, hastasıydık) 
Neyse spordan girdim nereye bağlıycam. Adrenalin ve korku olaylarına! 

Hem minimal adrenalin içeren, atlama zıplama tırmanma olayları (daha ziyade challenge'ları) ve çılgın lunapark zamazingoları; hem de toplaşıp altımıza işemeli sıçmalı korku filmi izlemeleri bayıldığım aktivitelerdi. 

Şimdilerde 180 derece değiştim ve böyle şeylerden inanılmaz tırsıyorum. Ne bir lunapark aletine binebiliyorum, ne de korku filmi izleyebiliyorum. Aşırı tırsıyorum ya korku filmlerinden ama ne tırsmak! 
Yani imdb si 4,5 falan olan leşo filmleri bile izleyemem o derece. Gençken öyle şeyleri komedi niyetine izlerdik! 

Sonra dedim acaba ben bunları aslında hiçbir zaman sevmiyordum da, millete hava atmak İçin mi "oooo çok iyi yeaaa" falan diyip diyip yapıyordum? :) valla da olabilir! Çocukluk ve ergenlik böyle mal bi süreç sonuçta. 

O esnada Edo ve Maya

Pzt kreşler açıldı. Kurbanlar kesildi, kınalar yakıldı, kazanlar kaynadı, halaylar çekildi (tililili) 
Oh be ulan dünya varmış! Şahane birşey şu kreş. Kreşin mucidinin ruhuna el fatiha! (Bir de klimanın mucidi! Bu ikisi benden çok büyük hayır duası alıyo durup durup) 

Yemin ederim şu 3 gündür çocukların ikisi de o kadar sakin ki! Adamın dibi ikisi de. Birbirlerinden uzaklaşmak çok iyi geldi. Edo kreşteyken Maya daha rahat ve huzurlu oynamaya başladı. Kendi kendine takılmaya başladı. Yeni yetenekler bile geliştirdi 3 günde. Oturup sakin sakin blok diziyo, düğmeleri eliyle grup grup ayırıyo, resim yapıyo falan bi montesoriler bi bişiler. 

Bi de Maya mayısta başlıycak ama şimdiden sınıfın öğrencisi gibi. Mont asma yeri, yoklama tablosunda adı falan hazırlanmış hep. Ben bugün bunu görünce bi gözler dol! Kreş öğretmeni götüyle güldü bana 
su kelebenk sembollü yer Maya'nin mekan olacak iste.


Me Before you 

Dün bu filmi izledim. Öyle uzun uzun eyyorlamalık film değil ama hoşuma gitti. Anlatasım var ama spoiler'lı. 




Jönümüz dünyanın en ilah adamı. Zengin, yakışıklı, seksli, über başarılı, küntürlü, sportif falanlar filanlar. Zenginlik ama ne zenginlik! Adamın kalesi var, baqın bayaa bildiğiniz Karahisar kalesi. Normal şartlar altında o adamın evleneceği kız, ancak germiyanoğullarından olabilir. Çeyiz olarak Emet ve Tavşanlı yöresi verilebilir. O derece! 

Neyse bu abimiz elim bir kazada felç oluyor. Boyundan aşağısı tutmuyor ve zinhar umut yok. 

Diğer tarafta başrol gızımız, targeryanların deanerys! Kalın kaşlı Emilia Clark ablamız. Bu kızceyiz de, hipster giyimli, iyi niyetli, komiklikler şakalar falan takılan küçük kasaba kızı. Hanımqıss ama bak. 
Bu qıs elbette puantiye örtülü, yaşlı müşteri profilli cupcake satan kafede çalışıyordu ama işini kaybedince "ne iş olsa yaparım abi" çekip bizim jön oğlana bakıcılık yapma girişimiyle yollarını kesiştiren klişeler kurbanı oldu. 

Filmin güzelliği şurda: mutlu sonla bitmedi asdfghjk 

Mesela kızın oğlana yaşama sevinci verme, durumunu kabullendirme, haline şükrettirme, sonra da kapaklayıp mutlu mesut yaşama planları cortladı. 
Bucket list yaptı mesela, oğlana güzel aktiviteler falan çözecekti ama işler hiç yolunda gitmedi... Herşey çok gerçekti! Hafif bir yiyiş kokuş, birbirlerinden hoşlanmaç falan olsa da yetmedi... 

İzleyenler bunu büyük bir aşk hikayesi belleyip, salya sümük ağlasa da bana hiç öyle gelmedi! Dibine kadar gerçekti. 
Puanım: 5/10 eheuhe 
(Benden film points almak zor tabi ondan) 

Mutlu son diyince aklıma gelen, çok sevdiğim bir pasajla bitireyim: 

"Bazı kimseler-ben de onlardan biriyim- mutlu sonlardan nefret ederler. Felaket geliyorum derse gelmelidir. Aşağıdaki köye ramak kala duran çığ, yalnızca doğaya değil, ahlaka da aykırı davranmıştır"  Vladimir Nabokov, Pnin










5 yorum:

  1. Yazıyı yeni gördüm!

    Nasıl kaçırdım hayret.

    Salı gecesi biz de Me Before You izledik annemle.
    Ben sevmedim, gıcık kaptım.
    'Omurilik hastası, o iyileşemez' lafına bi gıcık kaptım, o bi dursun.
    Hatunun abartılı oyunculuğuna gıcık kaptım!
    ötenazi kararına gıcık kaptım. Ama buna bişe demeye hakkım yok. Karakterin seçimiydi. Ama o hastabakıcı herifin omurilik hastaları iyileşemez lafını çok moral bozucu buldum, bu tip hasta arkadaşlar adına.

    filmde gerçekçilik yorumuna kısmen katılıyorum.
    hatunun oyunculuğunda hormon olsa da, ona yazılmış karakter gerçekçiydi. sevgi iyileştirir temasına aykırı final de gerçekçiydi.

    **

    ya Başak ben aney olduktan sonra, uçaktan korkmaya başladım. Uçmaktan korkuyorum. Ama eminim, yavrudan sonra oldu bu.

    **

    Kreş icatçısına benden de 40 bin dua.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya hatunun oyunculuğu beni de çok darladı. Kaş titreştirme, göz kıpraştırma performansı açısından Türkan Şoray'ı aratmadı.
      Ya o omurilik davaları, ötanazi mevzuları corttu canım öyle iş mi olur. Ben zaten klişelere, mantık hatalarına falan hiç girmedim izlerken. Yav heee he diye diye izledim işte. Ama diyorum ya, Mutlu son olmaması; bu iki insanın dev aşk yaşamaması ve bunlar birbirinin kaderi gibi saçmalıklara girilmemesi beni şaşırttı. Ya da tam Adam yaşama sevincinin ve aşkın doruklarındayken eceliyle ölüp dramın dibine vurulmaması; adamın ölümü kendi seçmesi vs vs böyle şeyleri sevdim filmde ;) ya da beklentim aşırı düşüktü o yüzden pozitif ayrımcılık yaptım filme şimdi bilemedim :)
      uçak korkusu demeyeyim de, hafif huzursuzluk ve sağ sağlim inince bi oh çekme olayı bende de başladı aynen. Eskiden hiç yoktu

      Sil
  2. Evet çıtır çerez filmler kuşağı için keyifli bir seçim diyek...

    Uçak fobisi değil tam. Ama önceden eğlendiğim sarsılmalarda aşırı geriliyorum artık.

    Klimaya duayı unutmuşum.

    YanıtlaSil
  3. Bende pazartesiyi bekliyorum. Okullar açılıyor diye baya havai fişek falan patlatalım var amma ve lakin bu aralar okulsuz eğitim gibi konulara takılmış vaziyetteyim. Bende devreler feci yanmış vaziyette yani.
    Filmi de izleyeyim ben kitabı okuyup beğenmiştim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben asıl 2 numaranın kreşe başlamasını bekliyorum (nisan sonu) işte o Zaman party hard :)))
      Okulsuz eğitim malesef sürdürülebilir birşey değil ya :( pek bilgim yok bu konuda ama, okulun (hele ki küçük yaşlarda) tek katkısı bilimsel eğitim değil ki; aynı zamanda sosyal davranış kalıplarını öğrenme, içinde yaşanılan topluma adaptasyon, sosyal ilişkilerde çatışma çözümleri vs vs gibi konularda okulun gerekli olduğunu düşünenlerdenim. Bilemiyorum tabii iyi araştırmak lazım :)
      Hatta waldorf okullarını da aynı sebepten eleştiriyorum. Tamam fikir harika ama gerçek hayat böyle birşey değil :))

      Sil