1 Haziran 2016 Çarşamba

Şimdi olay 2. kez annelik mi, 2. çocuk mu?



2. Anneliğimde ya da 2. Çocuğumda çok farklı deneyimler yaşıyorum. Ama üzerinde bolca düşünmeme, durumu değerlendirmeme ramen bunun nedeninin tam olarak ne olduğuna karar veremiyorum. 

2. Çocuğum daha becerikli, sosyal, bana daha az yapışık (yani ben olmadan, diğer insanlarla da idare edebilen) daha çok "laftan anlayan" daha iyi kendini ifade edebilen, daha meraklı ve daha çok deneye yanıla kendi işini kendi gören bir çocuk. 

Burada arada kaldığım ikilem; bu durumda çocuğun mizacı, motor gelişim ivmesi hatta cinsiyeti mi rol oynuyor? Yoksa benim annelik tarzım mı? Bir anne olarak ona kattıklarım ve daha izin verici, rahat, kendi haline bırakıcı pratiklerim mi? Muhtemelen her ikisi de! (Hatta büyük kardeşi rol model alma durumu da var konuyla ilgisiz olarak) Ama ağır basan bir taraf olmalı... 

Şimdi biraz bu söylediklerimi madde madde örneklendireyim de konu daha net anlaşılsın. 

İlk önce "beceri" ve motor gelişim seviyesi dediğim olayı açayım: 

Maya 8-9 aylıktan itibaren kendi yemeğini kendi yiyor. Şuan 19 aylık ve muntazam çatal kaşık kullanıyor. Koca bir tabak çorbayı kaşıkla dökmeden içiyor. Tabağına dilimlediğim köfteleri, omletleri tek tek çatalla yakalayıp hüpletiyor. 



Katı gıdaya geçtiğimde (5,5-6 Ay) henüz oturamıyordu. O yüzden ben anakucağına koyup kaşıkla kendim ağzına sokuyordum. İtirazsız yedi. Oturmaya başladığı andan itibaren masaya oturttum ve eline kaşık verdim. O da kaşıkla oynuyor, ben 5 yedirirken arada 1 de o kendi sokuyordu ağzına. Derken 8. Ay civarı bana bas bas bağırmaya, elimi ittirmeye başladı. Hepsini kendi yiyecekmiş! 

Döküp saçsa, kaşığa çatala birşey denk getiremese de hiç vazgeçmiyor ve asla sinirlenmiyordu. Eliyle çatala takıp, yine çatalla ağzına sokmaya çalışıyordu. 

Benim tarafımdan bakınca da, mayanın önüne tabağı koyup işime gücüme bakıyordum. (Bırakıp gitmiyorum tabi, açık mutfak zaten bizim. Bi gözüm onda arkamı dönüp o arada makina boşaltıyorum falan. Ya da karşısında abisi oluyor masada) 
Yani çoğu Zaman masada mayanın yanında oturmuyor, onun yemeğine / yemesine konsantre olmuyor, ilgilenmiyordum. Yani onun kendi kendine yemekle oyalanması benim de işime geliyor; bana 10-15 dklık bir Zaman yaratıyordu. 

Edo'da ise durum şöyleydi: onu da masaya oturttum. Onun da önüne yemeğini koydum. Ama ben de yanındaydım hep. Gözlemci statüsünde :) Edo beceremedikçe kaşığı tabağı fırlatıyor, kendini mama sandalyesinden atmaya çalışıyor, ağlıyordu. Ki ilk denemede zaten beceremez ve 2. Yi denemeden yıkardı ortalığı. Ben de tamam ben yedireyim diyerek, sakinleştirir bi güzel ağzına sokardım kaşıkları. 

Ortalık batacak takıntısı olmayan bir insanım. Batarsa batsın, leke kalırsa kalsın. Olay o değil. Ama biraz tembelim! Sorunum biraz da oydu sanırım. Amaaeean kim temizleyecek şimdi onca döküntüyü diye, ortalık batırmadan yediriyor olmak da işime geliyordu sanki... Yani tamam mizaç olarak sinirli, biraz da eli işe yatkın olmayan bi çocuktu o aylardaki ince motor gelişimine göre Edo. Ama düşünmeden edemiyorum, yani ben biraz daha üstüne gidip, kendi kendine yeme olayını pekiştirebilir miydim? 

Mayada neden tembellik etmedim de o döktükçe ben eşşek gibi temizledim peki? Çünkü mayanın kendi yemesi bana 15dk kazandırırken; ortalık temizlemek 5 dk alıyordu. Yani yine ben kazanıyordum:) karlı bir yatırım heheheh

Gelelim "laftan anlama" ve kendini ifade etme kısmına. Şimdi Edo da yaptığım yanlışları çok net görüyorum. Edo tehlikeli bir yere tırmanmaya çalıştığında izin vermez, panik olur hemen kapıp indirir, ya da elinde sivri bişeyle oynadığında hemen alıverirdim. 

(Bir de kitaplarda yazmayan şeyler var. Mesela çocuk sivri şeyi eline aldığı gibi hart diye gözüne sokmayacak; ya da 2 basamak tırmandıktan sonra patates çuvalı gibi kendini boşluğa bırakmayacak. Bebek refleksi, tepkiselliği gibi şeyler deneyimle öğreniliyor. Yani siz bunu bilemiyor ve panikle tehlikeyi önlemeye çalışıyorsunuz. Aslında ortada sandığınız kadar büyük bir tehlike yok. Onun yanında olarak da tehlikeyi önlemeniz mümkün. En sağlamı tehlikeyi anında yok etmek değil) 

Önce hareketini engeller, sonra açıklardım: "hayır, olmaz, tehlikeli" diyerek. 
Bütün kitaplar, uzmanlar, deneyimli anneler "çocuğunuzla konuşun, anlatın, açıklayın, siz anlamıyor sansanız da onlar anlıyor" dese de ben buna bir türlü ikna olmuyordum. Yok abi anlamıyor! Ne yaparsam yapayım anlamıyor işte, yüzüme boş boş bakıyor. En ufak bir anlama ibaresi yok! 

Maya da şunu yaptım: asla kendim kucaklayıp indirmedim! Yanına gidip, "hayır, olmaz, in bakayım aşağı" dedim. Kendi inmesini bekledim. İnemeyecek gibiyse elimi uzattım. Ancak kendi inemeyeceğine karar verir ve "beni al" anlamında kollarını uzatırsa, aldım. Elinde sivri birşey görünce kapmadım "ver onu anneye" diyip kendi verene kadar bekledim. Vermicem diye inatlaşsa da, verene kadar sözel olarak ikna ettim. "Olmaz kızım no-no, anneye ver" diye tatlı sert ikna ettim. Ve sonunda hep kendi eliyle uzatarak verdi! Hadi kaldıralım bunu burdan diyip sonra birlikte kaldırdık. (Ve ya mesela Çekmece'yi açıp "bunun yeri burası hadi koy" diye bıraktırdım) 

Ha peki maya sivri şeylerle oynanmaması gerektiğini öğrendi mi? Hayır! Ama ne öğrendi derseniz anne "hayır ver onu bana" dediğinde direnmeden vermeyi öğrendi. 
Bu da "laftan anlayan" çocuk olayına bir örnek mesela. Maya "hayır"ları daha kolay anlıyor, idrak ediyor, ikna oluyor. 

Edo hayır kavramını bu yüzden oturtamamıştı. Karga tulumba elinden eşyalar kapılıverip sonra bi kamyon açıklamaya maruz kalıyor; ama olayı hiçbir zaman ilişkilendiremiyordu. Oynamaması gereken şeyler, benim kararım oluyor; ikimizin ortak kararı olmuyordu.

Edo mızıklandığında etrafında dört döner, onu eğlendirmeye, sakinleştirmeye, onunla oyun oynamaya, öpüp koklamaya çalışırdım. Derdinin ne olduğunu bana anlatmasına çalışmazdım. Benim için önemli olan onun o mutsuz-sinirli vs modunu değiştirip, ilgisini başka yöne çekip, ağladığı şeyi unutturup onu tekrar Mutlu etmekti. O da bu yüzden sanırım derdini anlatmaya çalışmaktan vaz geçmişti... 
Bir diğer örnekle mesela Edo yemekten önce tatlı görüp onu yemek için mi ağlıyor? (Ağladı ya da istedi diye vermedim bak. Bu en büyük hatayı yapmadım en azından) ama yeter ki ağlamasın diye, kendimi heba ederek o tatlıyı unutturmak için kırk takla attım. Tatlıyı bir an evvel unutturmak için de, konuşmalarımı tatlı üzerinden ilerletmedim. 

Maya tatlı için ağladığında; "hayır. Yemekten sonra" diyorum. Konu tartışmaya kapalı diyorum :) Ve ağlamasına, tatlıyı yiyememenin siniriyle kendi baş etmesine izin veriyorum. Onu ağlar halde bırakıp gitmiyorum, ama yanında durup defalarca hayır diyip yemekten sonra yiyebilirsin diyorum. Edoya yaptığım gibi "eee tatlı yok, öööö o değil de hacı al bak top" demiyorum. 

İsterse kucak, sarılma, öpüşme olabilir tabi. Ama tatlıyı unutsun diye başka oyunlarla oyalamaya çalışmıyorum. Böylece maya bir şey için ağladığında; etrafında dört dönme, teselli beklemiyor. Ağlayıp, sinirini atıp sonra vazgeçiyor. 

Edo'da oluşturduğum his "tatlı istiyorum ama vermedi, ağlıyorum diye beni eğlendirmeye, bana yardım etmeye çalışıyor; sanırım ne istediğimi anlamadı bu kadın" oluyordu. Kendini ifade edememiş oluyordu. Maya ise kendini ifade etmiş ve hayır cevabını almış! Yani annesi hayır demiş olsa da aslında ne istediğini anlamıştı! 

Anneye bağımlı olma ve başkalarıyla kalmama sürekli anneyi yanında isteme durumu da bunla ilgili olabilir! Yani derdini anası bile anlamıyorsa, başka insanlar Nası anlayabilir ki?!!  Maya ise istediği herşeyi, herkese anlatabiliyor. Annesi yanında olmadan da idare eder. 

Ben peki bunları neden daha önce keşfetmemiştim! Edo'da Tonlarca kitap-yazı okudum. Gelişim psikolojisini yaladım yuttum. Mayada ise tek bir kitap kapağı dahi açmadım. Deneyim Aziz'im! Yaşayarak görme, fark etme, ikna olma. Bir de bilgileri uygulamaya dökme kısmı tam olmuyor ilk çocukta. Korku ve vicdan ağır basıyor. Kitaplar çocuğun tek başına oynamasının önemli olduğunu söylese de. "Napalım, oynamıyor, beni istiyor, bana ihtiyacı var, varsın oynamasın, ben oynarım çocuğumla" diyoruz. İkincisinde ise bu süreç kendiliğinden gelişiyor. Diğer kardeşle ilgilenme gereği, evin artık yaşanamayacak derecede bok götürmesinden kaynaklı ev işleri zarureti, boş kaldığınız bir "öğle uykusu" arası olmayışı, sizi artık "maya artık Nası yapıosan yap ama bi şekilde kendin oyna, çünkü ben şuan herşeyi bırakıp, dünyayı durdurup seninle oynayamıycam" noktasına getiriyor. 
böyle bisey de var tabi


Ya aslında daha yazacak çok örnek, anlatacak çok şey var.. Ama en önemli noktalar bunlardı. Anlattım klavyem döndüğünce. Ancak, ilk çocuğumuz zor muydu, biz mi zorlaştırdık? İkinci çocuğumuz daha cabbar ve yetenekli ve uyumlu muydu? Biz mi rahatladık, akışına bıraktık, biraz da mecburiyetten ve zamansızlıktan saldık? Hala emin değilim. Bütün anneler ağız birliği etmişçesine, "2. daha kolay ve başının çaresine bakıyor" diyor ya. Bir kez de benden duyun istedim :) 










5 yorum:

  1. Imzami atarim valla bu yaziya. Kaan ibih ibih diyerek her istedigini anlatiyor, daha becerikli ve bagimsiz. Galiba ilk cocuklarimizi dedigin gibi biz o hale getiriyoruz.. Ikinciler daha şansli galiba. Kaan 15 aylik kalem tutabiliyor, tabiki ablasindan ogrendi. Icim raadladi valla, bu hatalari tek ben yapmamisim hahhaaa

    YanıtlaSil
  2. Nutjop nedir yaa, bilenler bilmeyenlere anlatsin :-D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Di mi yaa, benimki de bit kadar ama kalem tutuyo, hamur oynuyo, kendince puzzle yapıyo falan😂 Edo da bunlar hayaldi gerçek oldu :))) bu arada nutjob "deli" demek motamot çevirisi "deli işi" demek. Ama bana göre en güzel oturan çevirisi "gerzek" demek. 😂

      Sil
  3. Aynen aynen bu kadar mı benzer olur :)) İkincilerde abi/ablanın rolünün çok olduğunu görüyorum. Benim 2 numarada 8-9 aylıkken çatal kaşığa başladı. Blw mi asla yapmadı e evde herkes çatal kullanıyordu. Kalemi de çok erken başladı kullanmaya abla hep kalemle haşır neşir olunca. Bahsettiğin gibi annenin rahat oluşunun çok etkisi olduğuna inanıyorum. Bu rahatlık çocuğu da rahatlatıyor bence. Olması gereken bu ama, korkarım modern dünya anneliği zor , aşırı uzmanlık isteyen, önceden hazırlanılan ne bileyim hayatını durduran dünyadan kopartan birşey olarak lanse ediyor. İkincide bunu anlayıp normal hayatımızın içine devam ederken çocuğu dahil etmiş oluyoruz bence. Eskiden annelerimizin yaptığı da buymuş aslında

    YanıtlaSil
  4. Ya ne kadar doğru bi noktaya parnak bastın anlatamam. Aslında kafamdaki bütün düşüncelerin özeti tam da bu! İlk çocukta tamamen herkesten izole (babayı bile o dünyaya kabul edemiyoruz. Herşeyi mükemmel ve sadece biz yapmalıyız) dünyadan, çocuksuz hayatından ve öz benliğinden bi kopma gerçekleşiyo. Bütün herşeyi, o güne kadar bildiklerini, alışkanlıklarını unutup yeni bişey inşa etmeye çalışılıyorsun. 2. Bebeği ise zaten varolan dünayana kabul ediyosun... Vay be! :)

    YanıtlaSil