Hayvan severim. Kedi, köpek, davşan, hamster gibi hayvanları elmayra style severim. Severken sıkıştırmaktan gözlerini förtletirim, iğrenmek şöyle dursun; öpe yalaya severim.
Evde 2 adet kedi hayvanı beslemekteyim. Kedilerimi barınaktan aldım, kendileri bizzat Tekir ve oldukça tipsiz :) pet shoplara ve cins ırklar yetiştirilmesine karşıyım. Ev hayvanı beslemek isteyenlere barınaktan (ve ya sokaktan) bir can sahiplenmelerini tavsiye ederim.
Çocuklar büyüyünce hayvan çeşitliliğini artırmak; bahçeye tavuk ördek tospaa tavşan kümesi kurmak planlarım var.
Et yerim. Hem de aşırı zevk alarak yerim... Vejeteryan ve veganlara saygı duysam da, et yiyor olmaktan gocunmuyorum. Doğamız gereği et yiyen bir canlıyız. Mutasyona uğramış, çiğ Eti sindiremiyor olsak da genetik kodlarımızda etoburluk mevcut. Kendi besinimizi doğadaki hayvanlar gibi kendimiz yakalayıp yiyor olsak elbette daha adil olurdu ama ne yapalım evrimin ve teknolojinin; yerleşik hayatın geldiği nokta bu.
Serbest dolaşan tavuk, insani şartlarda yiyim hayvanı yetiştirme (kesim hayvanı diyince sadece büyük baş oluyormuş gibi; tavuk fabrikaları, balık avlama teknikleri de dahil olsun diye yiyim hayvanı demeyi uygun buldum) konularında hassasım. Böyle zalim bir endüstriyi desteklememek adına dev fiyat farkı da olsa; sertifikalı kontrollü et alırım. Tanıdık bildik kasap kovalarım. (Yani sadece Etin kalitesi değil, hayvanların stressiz yaşam ve vicdanlı mezbahası da benim İçin önemli.) kurban Bayram'ından nefret ederim.
Avcılık-avlanma olayından nefret ederim. Sırf iş olsun, spor olsun diye o Güzel gözlü Ceylan'ların vurulmasına kahrolurum.
Sokak hayvanları konusunda büyük bir ikilemdeyim... Başı boş köpek çetelerinin bizzat saldırısına uğrayıp kıl payı yırtmışlığım vardır. Hayvanlara eziyet eden insanların varlığından ölümüne tiksinsem de; özellikle köpek saldırısı sonucu insan/çocuk ölümü, ağır yaralanması, sakat kalması vakalarında etik bir ikilem içindeyim. Sıkı denetimli kısırlaştırma ve ya son çare itlaf durumlarında "asla yapılmamalı" diyemiyorum. Tabi yapılmalı demeye de dilim varmıyor. Bilemiyorum...
Ancak şunu söyleyebilirim ki; Türkiye'deki gariban sokak kediciklerinden, köpeciklerinden, otobanda hayvan cesedi görmekten, istismarcı tecavüzcü zoofili orospu çocuklarının varlığının her gün Facebook'ta suratıma tokat gibi çarpılmasından ciğerim soluyor. Avrupa'da tek bir gariban başıboş sokak hayvanı olmayışı bana huzur ve mutluluk veriyor.
Bilim ve tıp dünyası için hayvan deneyleri zaruri olsa da; kozmetik sektöründe denek hayvanı kullanımına karşı duruyorum. "Cruel free" ürünler alarak, çarkın bir parçası olmaktan kaçınıyorum.
Ne olursa olsun insan hayatının hayvandan değerli olduğunu düşünüyorum. Şu son cincinati hayvanat bahçesindeki gorilin vurulma olayını mantıklı karar buldum. Düşen Çocuğun anasına bacısına yuh sorumsuzlar Abv diye nefretle saydırmasam da, yine de onları suçlu buluyorum.
Hayvanat bahçesi olayına gelirsek; yine insani şartlarda, hayvanlara uygun çevre, bakım, beslenme ortamıyla gerekli bir oluşum olduğunu düşünüyorum.
Ancak dediğim gibi her ülkede kısıtlı sayıda ve standartları çok iyi kontrollü olmalı!
Bir kere hayvanat bahçesindeki hayvanlar, zaten her yıl binlercesi doğadan yakalanıp gelmiyor. Zaten orada doğuyorlar. Elbette, hapis hayatı yaşamaları, özgürce ve doğaları gereği avlanamamaları acı bir şey. Ama hayvanlarla empati kurup öyle değerlendirmeyi biraz saçma buluyorum. Yani insan-hayvan arası bir empati kurmak mümkün değil. "O hayvanın yerinde ben olsaydım, aman yarabbi ne kadar korkunç!" Diyemeyiz, çünkü ne hissettiklerini bilemeyiz. Ayrıca vahşi doğada, besin zincirinde daha tepede olan başka bir hayvana yem olacak olan hayvan, hayvanat bahçesinde uzun yıllar yaşıyor, çiftleşiyor, ürüyor.. Belki bir aslan kaplan tarafından hapur hupur lüpletilirken, canlı canlı parçalanacak büyük acılar çekecekti :,(( ama hayvanat bahçesinde Ekmek elden su gölden yaşıyor :P bu arada bu argümanlarımda çok da Ciddi değilim :) öylesine şuan aklıma gelenleri yazıyorum.
Evet doğal ortamlarında olmaları en güzeli. Keşke hepimizin imkanı olsa da maile Afrika'ya Safari'ye gitsek. Bütün hayvanları doğasında görsek de hayvanat bahçelerine gerek kalmasa. Ama insanoğlunun özellikle çocukların merakını gidermek, dünya gözüyle göstermek adına böyle bir oluşumu ben faydalı buluyorum.
Uzun lafın kısası; hayvanlara gerekli bakım ve beslenme sağlayamayan, hayvanların ayağı toprağa çimene basmayan beton üzerinde yatan, yaşam alanı birkaç m2 den ibaret olan leş hayvanat bahçeleri derhal kapatılmalı.
Ama ben kendi adıma, yaşadığım şehirde bulunan hayvanat bahçesine severek gidiyorum. Protesto etmiyorum.
Akvaryumlar; meh. Hayvanat bahçesi tutumumla aynı.
Yunus parkları; zinhar! Karşıyım ve protesto ediyorum. Asla gitmem. Çocuklarımı götürmem. Keza sirkler de öyle. Hayvanlara şov yaptırma olayına kökten karşıyım! Ayrıca Yunus doğada kolaylıkla gözlenebilir bi hayvan. Bir çok denizde sandalla azıcık açıl, tekne turu falan yap; atlayan zıplayan Yunus'ları görürsün! Her keseye uygun, her denizde olan bi olay. Çoluğu çocuğu Yunus göstermeye bu yolla götürmek çok daha insani.
Hayvanlar alemi üzerine Bu kadar yazmışken bir de böcek fobimin bu günkü geldiği noktayı anlatıp öyle bitireyim:
Böceklerden (şöyle iri ve kallavi, kaşlı gözlü sakallı bıyıklı dayı olanlardan) gördü mü içeri doğru sıçarcasına korkan bi insanım. Bu gün koltukta madeni 50 kuruş büyüklüğünde metalik siyah-yeşil renkli yanarlı dönerli bi böcek vardı. (Şuan buraya eklemek için Google da görselini aramaya bile tırsıyorum) Edo bunu görünce 3,5 attı. Bu neeeeeaaaah falan diye hafif bağırtı cümbüşle kalakaldı. Ben çocuğumda itinayla fobi oluşturmamak adına ne yaptım dersiniz? Bütün sevimliliğimle "aaa ne tatlı bi böcek bu, yolunu kaybetmiş, bahçeden evimize gelmiş. Dur bunu alalım bahçeye geri bırakalım" diyerek ince bir peçeteyle tutup alıverdim böceği! Siz durun ben bunu evine yollayayım diyerek evden çıktım. Beyimin 43 numara Kundurasıyla dışarda haşırt diye beynine gömçürüverdim tabi peçetenin üstünden. Çocuklar görmeden. Doğru çöpe. Titreyerek ve destur çekerek eve döndüm sonra hiç bişey olmamış gibi. Analık da böyle bişey!
Gördüğünüz üzere kendi çapımda minik bir farkındalığım, duyarlılığım olsa da aktivist değilim. Gönül isterdi ki; hayvan barınakları hayvan hakları için daha yapıcı, daha para bağışlayıcı falan olabilseydim ancak malesef ona gelene kadar ne dertler var zihniyetindeyim... Yani önceliğim insan hatta çocuk için olan yardım kuruluşlarına katkıda bulunabilmek...

Insanlara karşı tutkulu şekilde hayvanları savunanları mutsuz buluyorum. Içlerindeki şey hayvanseverlik değil- insansevmezlik.
YanıtlaSilya ne kadar net ne kadar dogru tespit. aynen de öyle. bir de sürekli +18 vahset dolu hayvan fotolari paylasip durmuyorlar mi. yetti valla canima, hepsini engelledim. sizin olusturacaginiz farkindaligi skeyim ben gidiyorum modundayim her denk geldigimde...
SilBazen yazilarini "ben mi yaziyorum da farkinda diilim" diyerek okuyorum.
YanıtlaSilO kadar diim sana yawrum<3
Bazen yazilarini "ben mi yaziyorum da farkinda diilim" diyerek okuyorum.
YanıtlaSilO kadar diim sana yawrum<3
Kafalar aynı çalışıyosa demek :))
YanıtlaSilBiz kalp schönbrunn tiergarten :P
Aaa öbür Mail'ime Nası girdi bu yorum ya. Ne kadar da cahil bi kimseyim. Hiç çözemiyorum şu olayları
Sil