28 Nisan 2016 Perşembe

Hemşerim memleket nire?


(Hayır anlamadın) 



Nerelisin sorusu beni hep zan altında bırakan bi soru olmuştur. Çünkü nereli olduğumu tam olarak bilmiyorum ve bildiğim kadarını ortaya döküp adam akıllı açıklama ihtiyacı duyuyorum. Elimdeki doneler şunlar: 

-Annem Çanakkaleli dedem Tutrakan'lı Bulgar göçmeni. 
-Babam Bilecikli (takip edebildiği kadarıyla 4-5 kuşaktır) ama bilecikle pek bi alakamız yok. Osmaneli ve köy. 
-Zonguldak'ta doğup 7 yaşına kadar orda yaşamışım. 
-Sonra Sivas. İlkokulu orda bitirene kadar toplam 5 yıl ikamet. 
-Sonrası izmit. Lise bitene kadar İzmit'te yaşadım. Ailem hala orada. 
-Üniversiteyi İstanbul'da okudum. Orada kendi evim vardı, hafta sonları İzmit'e gidip geliyordum. 
-Üni bitince de ver elini Viyana. 8 senedir viyanalıyım. 



Yani Bi memleket sahiplenip, doğduğum doyduğum, 1 gecede cahil bırakılıp ecdadımın mezarlarını okuyamadığım topraklarım yok. Kendime "haymatlos" demeyi seviyorum. Çünkü fanatikliğini yaptığım, havasını suyunu insanını yemeklerini vırtını zırtını özlediğim bi memleketim yok. 

Ben her yerde yaşarım! Her hangi bir ülkede, herhangi bi şehirde, köyde-dağda bayırda, her yerde yaşarım. Sadece temiz konforlu bi evim olsun, kitaplarım internetim olsun, bi de çevremde sevdiğim 3-5 insan olsun yeter. 

Öyle çok da maceracı ve minimalist değilim fekat, kutuplarda igloda, yeni Zelanda'da kafa boyunda örümceğin yılanın içinde de yaşayamam tabi. Konformistim dedim ya, evimde konfor olacak aga. (Ay konfordan kastım sıcak su, kalorifer-klima, internet, oturmalık yatmalık koltuk, buz dolabı falan işte) Bi de aileme ve ya başka bi yere gitmek istediğim vakitlerde gidebilecek 3-5 kuruş para. Çaresizlik ve kapana kısılmışlık hissiyle yaşayamıyorum bir tek! İstersem gidebileceğimi bileyim yeter, çok gitmem zaten. 
İşte bu şartlarda heryer olur. Büyük şehir aramam. Sinemaya, tiyatroya, sergiye gideyim, eventlere katılayım, son trend mekanlarda takılayım istemem. Bunların eksikliğini günlük hayatım içinde hissetmem. 
Yaşadığım yerin dilini bilmeme, kültürünü benimsememe gerek yok. (Dil olayını azmeder çat-pat derdimi anlatacak kadar öğrenirim tabii) ve hiçbir yeri de özlemem! 

Şu an çocuklarım var ve bu hissiyatım hala değişmedi. Onların eğitimi için, geleceğine yatırım için illa ki kolejlerde okutalım büyük şehirlerde yaşayalım, bale kurslarına gönderelim yine demiyorum! Köyde büyüseler, bulunduğumuz yerin devlet okullarında liseyi bitirseler de yeter! Üni ve meslek eğitimleri için bir b planına 18 yaş geç değil. O zaman giderler istedikleri yere. Özgür ruhlu, kendilerini eğitmeyi bilen ve kendilerine yeten çocuklar yetiştirmek en büyük hayalim. 

Döneyim yine kendi aidiyet duyguma. Dediğim gibi nerelisin sorusuna anlattığım secereyi dökmek yerine kısaca İzmitliyim dediğim de oluyor. Çünkü büyüdüğüm; sokaklarını bildiğim, argosunu-şivesini konuştuğum yer orası. Bir de hala bir ayağım orada, ailem ve arkadaşlarımdan ötürü. İkinci memleketim de Çanakkale diyebilirim. Her yaz uzun uzun kaldığımız, çocukluğumun anılarına ev sahipliği yapan; güzelliği ve tarihiyle de beni en çok gururlandıran yer orası. 
Bazen böyle özel ve güzel memleketlere faşizanlık edenlere de öZenirim ama. Mesela izmirliler, mesela büyük adalılar, mesela bavyeralılar :) ama mesela bir yozgatlılının homesick oluşu gıdıklar beni :)))) 

Şimdi konuyu nereye bağlıycam: Türk vatandaşlığından çıkıyorum. Ve bu bende zerre duygusallık yaratmıyor. Aynı şekilde Avusturya vatandaşı olmak da ekstra bir mutluluk katmıyor ama. Bürokratik işler bunlar. Doğduğumuz yeri biz seçmedik ki. 

Bir de Türkiye'den umudu feci kestim. Dünkü kreşte öğretmenin çocuklara birbirine dayak attırması olayı tokat gibi çarptı yüzüme. (Evet Ensar vakfı çarpmadı, çocuk gelinler, çocuk işçiler çarpmadı en çok bu çarptı) büyük tablo değil de böyle minik detaylar vuruyor beni çünkü daha çok. 
Kafana kurşun sıkılsa hissetmezsin, ama bir kağıt kesiği cayır cayır acır ya, öyle. 
İktidarın düşeceğini, insanların eğitilebileceğini, ülkenin aydınlık ferah günlere çıkacağını düşünmek, olmayacak duaya âmin demek. Çünkü bu zihniyet değişmez, iktidar düşer yerine yine aynı bokun laciverti gelir. 

Ben önüme bakıcam, yapacak bişey yok. 
Dedim ya yahu, bu dünya benim memleket. 



7 yorum:

  1. Ben ilk geldigim yillarda homesick derinden hissedenlerdenim. Simdi gecti neyse ki.. Bizler gercekten güzel günler yaşadik ülkemizde, en azindan kendi adima konuşayim. Ama artik umudun zerresi kalmadi bende. Eski günlere elbette dönemiyecegiz. En azindan güzel insanlarin biraz nefes alabilecegi bir ortam tekrar gelse ne güzel olur.. O umudumu kaybetmek istemiyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok be lale... Şimdiyle karşılaştırınca biz yine iyiydik diyoruz. Eğlendik mi? Eğlendik. Güzel anılarımız var mı? Var. Ama yine herşey rezaletti be! Bok gibi eğitim sistemi, manyak öğretmenler, cahil insanlar, taciz-laf atma-rahatsız etme, kısıtlı özgürlük, ülkede genel fakirlik-yoksulluk, baskıcı zihniyet... Bunlar hep vardı hep var olacak kültür bu!

      Sil
    2. Sen de haklisin be,,

      Sil
    3. Sen de haklisin be,,

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Başak uni'den sonra ne alaka gittin oralara?

    Nasıl bi jest yapmışsın kendine.

    YanıtlaSil
  4. Your life burns faster
    Obey Your master
    Master
    Master
    Diyeyim Canım, yüksek lisans için geldim. Ama çooook ilginçtir ki, ben hep biliyordum Türkiye'de yaşamıycağımı, Türk bi adamla evlenmiyceğimi :)) az çok anlatıyorum kendimi burda, Türkiye'de harika bi aile-arkadaş hayatım oldu, travmatik bi ilişkim olmadı. Herşey alabildiğine iyiydi hatta ama ben yine de hissediyodum bunu.. Daha başka diyarlarda yaşamam gerek benim diye. İlginçmiş di mi? Tam Zaman'ında yol almış olmak da bal kaymak oldu şansıma. Zira şu yaşımda, şu şartlarda hiç yapamazdım oralarda...

    YanıtlaSil