4 mevsimin yaşandığı iklimlerde, mevsim geçişleri çoşkuyla karşılanır. Genelde herkesin bir fav. mevsimi vardır, hatta yazcılar-kışçılar bazen fena kutuplaşır ama bu geçişler herkesi bi şekilde heyecanlandırır yine de.
Geçen yıllara, insan ömrüne bakınca hepi topu ortalama 90 güncüktür bir mevsim. Heyecanla, mutlulukla, motivasyonla, hevesle, huzurla başlayan mevsim; bıkkınlıkla, tahammülsüzlükle, küfürle ilerler. Bu 90 gün bir aşkın başlayışı ve seyri gibi duygular uyandırır bende.
Havaların ısındığı, ağaçların çiçeklendiği, kuşların cıvıldadığı, otların yeşerdiği baharın ilk günlerine freş bir farkındalıkla başlarız. Sonra çiçek- böcek- kuş- yeşil normalimiz olur. İlk seslerine huzurla gülümseyerek tepki verdiğimiz kuş, bir süre sonra “gagasını sktiğimin kuşu bi uyku uyutmadı” ya dönüşür. Kuş aynı kuş.
Polen alerjisi olanlar ayrı isyan eder, güzel havalarda çalışanlar-işi gücü olanlar ayrı, öğrenciler ayrı.. Bahar rehaveti deriz, büzük yayları deriz, yaz gelsin tatil yapak deriz. Denizi özleriz, iyot kokusu isteriz, kuma methiyeler düzeriz.
Yaz gelir. Dışarı ceketsiz çıktığımız ilk geceye bayılır, duştan sonra ıslak saçla takılmanın pratikliğine göz kırparız.
Sonra gelsin “esmiyor” lar. Gitsin “bu ne sıcak amk” lar. Klimayı icat edenin ruhuna el fatihalar. Kışı özleriz. Sıcacık battaniyenin altına kıvrılarak film izleyip, sıcak içecek yudumladığımız günlerin hayali cazip gelir.
Hafif serinleyen havada sonbahar yağmurlarını pencereden izlediğin ilk gün fırında pişen kekin kokusu kaplar odayı. Ama yağmurda üstüne su sıçratan ilk arabadan sonra Alibeyköy esnafına dönüşürsün. Trafik kilitlenir, 3 gün önce sildiğin camların ağzına sıçılır, plan-program aksar. Kek kokusu içini bayar.
Yağan ilk kara sevinmeyen de yoktur herhalde! Bir sabah uyandığında etrafı bembeyaz, yumuşacık görmek? Çocukların sevinci, karlarda yuvarlanmak? Doğa olayları içinde kar en mucizevi gelendir. Hiçbir kar tanesi birbirinin aynısı değil efsanesi en büyüleyendir. Aynı zamanda kar ve kış, eziyete dönüşmesi en kısa sürendir. Üşüyen çocukları, sokak hayvanlarını görünce en çok üzendir.
Aşkta da bana en ilginç gelen olay bu işte. Bir zamanlar en çok sevdiğin detayların, zamanla en gıcık olduklarına dönüşmesi. Gülerken kırışan burnu, gözlüğünü itişi, saçını kulağının arkasına alışı, dudağındaki beni, uyurken çıkardığı sesler, kedi gibi esnemesi gerinmesi en bayıldığın ve en vurulduğun şeylerken, bir zaman sonra tam da bunları itici bulmaya başlaman mesela...
Bir mevsime dair sevdiğin şeyler, mevsim ilerledikçe sevmediğin şeyler oluyor. Ama aynı şeyler! Daha somut düşünüp mevsimin “artıları-eksileri” olarak değerlendirmek, kategorize etmek de mümkün tabi. Ama ben bundan bahsetmiyorum. Başlarda hoşuna giden şeyin, sonradan gitmeyişini vurgulamak istiyorum. Kuş sesi örneği gibi.
Güneşi ilk gördüğümüz an yüzümüzü güneşe dönüp “oh be iliğimiz kemiğimiz ısındı” dememiz, sonra güneşten fellik fellik kaçmamız gibi. Yağan kara “keşke hiç bozulmasa böyle bembeyaz bir yorgan gibi kalsa” diye iç geçirip, sonra kendimize yol açmak için onu hunharca kapımızın önünden kürememiz gibi.
Yeni başlangıçta heyecanlandıran, özel gelen şeyler; zamanla sıradanlaşıyor, rutinimiz oluyor o yüzden mi ilgimizi kaybediyoruz? İlk gördüğümüz tomurcuğa içimiz kıpır kıpır olurken, dört yanımız çiçekle kaplanınca neden bakmadan geçiyoruz? Arsızlaşıyor muyuz?
Yoksa an’da yaşamak değil, hayal kurmak mı daha güzel?
Bir mevsimin başlangıcına dair doğadan aldığımız sinyaller bize bir şey “vadettiği” için mi güzel? Mesela o gün güneşin ısıtması, kuşun ötmesi o an’ın somut mutluluğu değil de “güzel sıcak günler” in vaadi olduğu için mi kıpırtılar uyanıyor içimizde? Ya da kış yavaşlamanın, miskinleşmenin, kabuğuna çekilmenin vaadi mi?
Günler geçtikçe gelişen mevsim normallerine karşı duyarsızlık hatta bıkkınlık da vaadedilen o şeyin hayalimizdeki gibi gerçekleşmiyor oluşundandır belki de.
Battaniyenin altında kıvrılıp film izlerken; battaniyenin altına kıvrılıp film izleme hayali kurduğumuz anki kadar mutlu olmuyoruz!
Orta okuldayen eve dönüş yolunda yürürdüm. Yüzümü kesen rüzgarda, içime işleyen soğukta “kendimi eve attığım an'ın” hayalini kurardım yürürken. Şu lanet formayı çıkarıp yumuşacık eşofman giyeceğim, buz tutmuş ayaklarımı pofuduk çoraplar ve patiklerle ısıtacağım, ılık bir kakolu süt yapacağım, kaloriferin yanına yuvalanıp yeşilçam tv’den türk filmi açacağım derdim. Adımlarımı hızlandırıp hayalime adım adım yaklaşırdım. Başka hiçbir şey düşünmezdim. Eve gelince bir tırtlık... Bir anda hayaller büyüsünü yitirirdi gerçekliğe bürününce. Bu hayal ettiklerimi sırasıyla yapar mıydım, yapmaz mıydım; yaptıysam müthiş bir keyif alır mıydım hatırlamıyorum bile... ama o hayalin güzelliğini unutamıyorum.
Birşeyin hayali her zaman gerçekleştiği andan daha güzeldir. Ya da bir hayalin gerçekleşmeye en yakın olduğu evre en güzelidir.
Almanların meşhur bir sözü bile var konuyla ilgili. “Vorfreude ist die schönste freude” derler. Mota mot çevirisi “ön sevinç en güzel sevinçtir”
Mesela terfi alma ihtimaliniz %90 a yaklaşınca sevinciniz “ay hadi inş” diye rahatlıkla karışık bir heyecandır. Beşlik simit gibi sırıtmanız, kendinizi tutamayıp sağda solda konuşmanız hep bu dönemdedir. Gerçekleştikten sonra olgunluk, tevekkül, şükür dolu ama daha dingin bir sevince bırakır yerini. Ve ön sevinç en güzel sevinçtir.
Aşık olduğumuz zaman da gelecek güzel günlerin hayaline aşık oluyoruz bence asıl. Ben bu adamla/kadınla çok mutlu olurum diyoruz. Hayalimizde ev dayayıp döşeyip birlikte yaşıyoruz, sabahları beyaz çarşaflar arasında mutlu uyanıp sevişiyoruz, birlikte evcil hayvan sahipleniyor hatta çocuklar yapıyoruz. Tatillere, salaş restoranlara, konserlere gidiyor, kahkahalar atıyoruz. Oturup bire bir bu sahnelerin hayalini kurmuş olmasak da; gelecekte mutluluk vaad eden bir tasarıya aşık oluyoruz belki de.
Yılda sadece 4 mevsim var. Her mevsim 90 gün. Ve biz her sene bu döngünün içine aynı heyecanlarla, beklentilerle, duygularla giriyoruz. Tekerrür eden çiçeğe, yeşile, güneşe, yağmura, kara aynı kerizlikle seviniyoruz; aynı aptallıkla isyan ediyoruz. Sanırım bu yapımız sayesinde de ilk günkü heyecandan, hislerden, beklentilerden azade; değişen dönüşen aşkı kabullenip yuvarlanıp gidebiliyoruz.
Çok dev metaforlarla dolu bu yazımın üzerine azıcık düşünmenizi ve yorumlarda buluşmayı talep ediyorum tatlıqısslar.
Yazıyı yazarken “çiçeği şöyle seviyoruz, böceği böyle sevmiyoruz” gibilerinden çoğul ve genelleyici bir anlatım kullandım, çok da bilinçli olmayarak. Sadece benim için mi böyle yoksa siz de böyle düşünüyor musunuz, bunu merak ediyorum.
Şimdilik öpüyorum.






Ailemizin bloggeri hosgelmis :) Yazdiklarina katiliyorum (Galiba bu cümleyi sürekli tekrar ediyorum ama napim!) Sevgili, partner, koca, kari konusuna gelince; zamanla sevgi kayboluyo bence ve dedigin gibi zamaninda asik oldugun kisideki seyler rahatsiz edici olabiliyor. cünkü hayaldeki o kisi aslinda hiic olmayacak. Uzun süredir (5 yil üstü) iliskisi olanlarin hala asik kalabildiklerine sasiyorum. Yaniii herkes böyle degildir ama böyle olanlar. Iste onlari görünce diyorum acaba bende mi bi terslik var bacim? :) Degisiklik her zaman iyidir ama yas ilerleyince tembellikten midir nedir, yoksa cesaretimizin azalmasindan mi bilemiyorum, degistirebilme insiyatifini daha az kullaniyoruz. Toplumun yargi degerlerini de unutmayalim.Bu arada, Iyi ki dört mevsim var ama onun da carkina comak soktuk zaten.
YanıtlaSilAy bi katekulli oldu demin, sana cevap olarak yazdığım şey kendi evine çıktı ansjsjjd. Neyse anlamışsındır :)
SilOoo özge hanımcığım, yazıyı havada kaptınız ahsjjdjdjd. Hoş bulduk efenim.
YanıtlaSilAşkla ilgili söylediklerine aynen katılmakla birlikte “yıllar geçmiş ama hala ilk günkü gibi aşıklar” tarzı çiftleri samimi bulmuyorum aksjdjdj. Olaya öyle bakamıyorum yani. Buluşurken ne giysem diye saatlerce düşündüğün adamla “diz yapmış haşofman” evresinde duygular aynı kalmıyor. (Haşofman sembol bu arada. Ben beyimin yanında haşofman giymem, Üstüme başıma her daim özenirim diyenlerin ilişkisinde de başka türlü bir “haşofmanı” vardır elbet aksjdjdjdjd) bir de Aşk biter demiyorum ben gerçi. Aşk çok daha kapsamlı ve katmanlı bişey. Ama “ilk günkü kadar rererö” tanımlarını samimi bulmuyorum.
Şükür, yorum yapabilme lüksüm geri geldi:) ''Arzuladığımıza değil arzu etmenin kendisine aşığız'' gibi bir cümle geldi eskilerden zihnime. Bir de :
YanıtlaSil''Ben sabahları severim oldum bittim
Sabahları çocukları bütün başlangıçları'' diyen Necati Cumalı..
Kesinlikle haklısın, vaat ettikleri için seviyoruz tüm o ilkleri..Hiçbir şey yaşarken o kadar güzel değil. Belki bu sebeple planlı yapılan her iş gerer beni, kendiliğinden olanlar istisnasız mutlulukla doluyken, önceden kararlaştırıp yaptıklarımız hep hayal kırıklığı ile sonuçlanır.
Hala ilk günkü gibi aşıklara ise sadece gülüp geçiniz. O mevzu derin bacılar.
Onlar nasıl alıntılar öyle Elif hanımcığım <3
SilYeni alınan defterin ilk sayfasına cillop gibi yazıp sonraki sayfaların mna koymayanlar bizi anlamayacaktır :)))
Özlemişim yorumlarını elif, gözlerim seni arıyordu ;)
Basak ozlemistim vallahi, be guzel oldu da dondun, gozlerinden opuyorum...
YanıtlaSilRobinsacığım ben de öperim <3 şuraya yazmadığım zamanda o kadar çok yazı karalayıp sildim ki... Bunu bugün yazdığım anda yollamasaydım eminim kıçına başına kulp takar; hiç yollamazdım :D bu aralar herkesin fikirleri-söyledikleri bana aşırı tırt geliyordu (en başta kendiminkiler askskdkkdjdjd) neyse ki geçiyor yavaştan :)) umarım, galiba :P
SilKatiliyorum cancagizim. Beyimin uyuz oldugum huylarina dair benzer seyler dusunmustum. Ustune kafa yormustum valla tam da bunlardan dolayi sevdim sanki ben onu ve simdi ayni huylarina uyuz oluyorum diye. Sen cok edebi anlatmissin ama guzel olmus. Sanirsam alisiyor kaniksiyoruz gotumuz kalkiyor falan sonra iste bir sey oluor senin orneginden gidersek yagmurlae basliyor misal lan niye ben o gunesli gunlerin kiymetini bilememisim diye bir aklimiz basimiza geliyor bir sonraki got kalkikligina kadar devam ediyor. Oyle dedigin gibi bir oyle bir boyle devam ediyoruz. Ama bence devam edebilmemizin sebebi ozunde hatayi ve yasamayi ya da bu adamlari sevmemiz. Yoksa o do guden cikamayan cok var biliyorsun.
YanıtlaSil“Göt kalkması” harika bir açılım asmkddkkdk ben de sık sık düşünürüm bunu :))) beyimizin sinir olduğumuz ama aslında sevdiğimiz huyları da oğlunun haytalığıyla, haylazlığıyla, çapkınlığıyla şikayet eder gibi yapıp içten içe gurur duyan babalar gibi sanki eheueheu. Aman yhaaa almanlıqqq diyip göz deviriyoruz ama seviyoruz o huyları be :D benim dediğim daha somut ve fiziksel özelliklerdi aslında. Sevdiğin şeyin sevmediğin şeye dönüşmesi olayı. Tam da anlatamadım sanki ama, bi filmde görmüştüm zaten. “500 days of summer” diye bi film vardı, ordan bi sahneydi. Adam kızın kaşına gözüne vurulup sonra da yine aynı kaşa göze uyuz oluyodu :))) bu duygusunu güzel anlatmıştı orda. Aklımda kalmış.
SilÇünkü ''İnsan ulaşamadığı herşeyin delisi, ulaştığı herşeyin nankörüdür.''
YanıtlaSilÖzlettin açma arayı bu kadar :)
Aynen bu da var :))) niye öyle yaaa :P
SilOh günüm yazınla şenlendi çok şükür. Me yazarsan yaz okurum vallahi. Ben de aynen katılıyorum dediklerine ve yaş ilerledikçe çok eşlilik olayını anlamlı bulmaya başlıyorum :( oysa ilk çıkma döneminde başkasına bakarsan keserim diyecek kadar deliydik :/
YanıtlaSilYine de özellikle mevsimler konusunda biraz kendimi eğittim sanırım. Şu ah geçsede bitse diğeri gelse şeklinde düşünmeden geçiriyorum zamanı. Diyorum ki elbet geçecek tadını çıkar. Benzerini ilişki konusunda da yaptığımı farkettim (ki eşim de yapıyor dile kolay 20 yılı devirdik) hep yeni heyecan arayışları. İşte farklı fanteziler, farklı günlük kıyafetler, arada süprizler vs vs. Eh bir de kendimiz de değişiyoruz. Hiç bir zaman sakalları kırlaşmış erkek hayranı olmadım ama kocamın kırlaşmış sakalları baya baya seksi geliyor yahu 😅
Gece’m valla bu konular tabu :P çok eşlilik ve açık ilişki konularında genç gızken“tövbeler ossun, o neydi gızzz” diye aşırı tutucu yaklaşırken ben de şimdilerde anlayabiliyorum desem? :))) gerçi yine de götüm yemez ama teoride olabilitesi var gibi :D tam da konuyla ilgili dizi tavsiyesi o zaman sana “wanderlust” :)) aç izle, sonra birlikte eyyorlayalım.
SilBen hala an’ı yaşama; doğayı, havayı, mevsimleri olduğu gibi kabullenme olgunluğuna erişemedim. Hala hava şartları nedeniyle bozlulan planlara asi ergen gibi trip atma, hala güneşi görmeyince suratsızlığa meyletme hallerim mevcut :/
Yalnız sakalları kırlaşmış erkek seksiğliği diye bişey var tabi ki ehehehhe ;)
Başladım diziye 😉
SilŞimdi... ilk paragrafı okudum, fevkalade bir giriş olmuş. Ama sanıyorum yazının devamı beni baharı sevinçle coşkuyla bağıra çağıra karşıladığım için(vallahi bak) pişman edecek. Bilemiyorum, korkuyorum! Devam edeyim:))
YanıtlaSilEvet dev ve çok güzel metaforlar başakçım. Çok güzel düşünmüşsün, o “önsecinç”, kavuşmanın hemen öncesindeki mutluluk haresi bunlar çok doğru. Sana katılıyorum, hele o mevsim geçişlerinin verdiği mutluluk merakla devinip giden insanlık konusunda da haklısın. Hele takvim ilüzyonu??? Bir çember içindeyiz, sürekli başa dönüyoruz yeni bir başlangıç yapıyoruz hissi?? Halbuki düüümdüz sonsuzluğa uzanan bir çizgide kendi yolumuzun neresindeyiz onu bile bilmiyoruz. Ben bu martın 1 inde neden ömrümde olmadığım kadar mutlu oldum ama, çünkü bu kış ömrümün en zor kışıydı. Anlatırlardı da inanmazdım, nasıl böyle art arda hasta oluyorlar kış üstüm geçti derlerdi o kadar kötü olamaz, iyi geçen bir ayı olmuştur der idim. Ama çok kötüydük çok. En kötüsü büyükten küçüğe hastalanıp, 5 aylık bebemin bronşit olup hastanede yatması, evde kalanların da bu arada rezil olması. İyileştik, sevinçliyim, daha iyisi bir dahaki kışa büyüyecek ve güçlenecekler hasta olsalar da 5 aylık olmayacak en küçük:)) o yüzden kızımı kucağıma alıp dans ederek kutladım baharı!
SilAh ah ahhhh! Minnoş bebeciğin hastaneye yatışı, diğerlerinin evde sefil oluşu ciğerimi dağladı be :,( çok leş bir kış atlatmışsınız gerçekten notime’ciğim. Allah bir daha göstermesin & beterinden saklasın diyelim. Geçmiş olsun.
SilBir de takvim ilüzyonu tanımlamanı çok tuttum <3 bahar henüz buralara teşrif etmese de, senin şerefine ben de kutlayayım hadi heheheh :))
ben hala çok hoşlanıyorum. o ilk günlerinde eşofmansızlığı gibi 😬 itici gelmedi ya bi türlü, zorladığım bile oldu kendimi 😐sonbahar ve bahardan da hiç bıkmadım. ama bir şeyi hayal etmeyi, gerçeğin kendisinden çok severim. bazen bir günü hayal eder, birebir uygularım. nasıl heyecan nasıl sevinçle. odun gibi geçer biter gün. sabahtan ön gösterim daha iyi olur hep.
YanıtlaSilEheuehe valla tebriks. Ben beyimi ve baharı bırak çocuğumdan bile o triplere giriyorum ahshshdhdh. “Allah özenmiş de yaratmış şu güzelliğe bak meaaşallah” diye hayran olurken; Sinir olunca “koca kafa bu çocuk galiba yaa, resmen muhtar kellesi geni aktarılmış buna” falan diyorum askdndjdkjdkdjf
SilPlansız ve ya isteksiz yapılan proğramlar daha eğlenceli çıkıyor hep. Kesin bilgi.