Düşündüm de ben buraya 23 yaşında gelmişim! Karakterimin önemli bölümü aslında burada şekillenmiş. Hele anneliğim tamamen burada doğmuş, burada büyüyor, buraya kök salıyor...
Tabi ki tamamen Alman kafasında da değilim, hala uyum sağlayamadığım, benimseyemediğim, kendimi yabancı hissettiğim noktalar oluyor. Bunlar belki zamanla daha da körelir, buraya daha da evrilir ama asla tamamen kaybolmaz.
Kısaca dünya görüşüm, olaylara yaklaşımım, düşünce ve davranış kalıplarım açısından; biraz türk-biraz alman, bazen Türk bazen Alman yeni bir kimlik inşaa etmişim...
Bunu farketmemi ve beni bunun üzerine yazmaya iten şeyleri anlatacağım şimdi.
Bir kere ben Türkiye'nin gündeminden çok korkmaya başladım. Sizden farklı olarak ama!
Buradaki insanların gözüyle ve yabancılaşmış olarak bakıyorum adeta. Üzülerek söylüyorum ki, Suriye'den farksız algılanıyor Türkiye şuan. Yani Türkiye'ye tatile gitmek söz konusu bile olamaz, iç savaş kapıda, korkunç bir yıkım bekliyor ülkeyi...
![]() |
| manidar.. |
Brüksel'de, Paris'te patlamalar olduktan sonra bazı arkadaşlarım oraya olan iş gezilerini iptal ettiler! Korktular, huzursuz oldular, gidemediler. Ama aynı arkadaşlarım kapısının önünde bomba patlayınca, ertesi gün aynı güzergahı kullanmaya devam ettiler... Yani demem o ki insan içinde yaşarken farklı, dışardan bakınca farklı tepkiler veriyor olaylara.
Aynı örneği 99 depreminde de gözledim. Biz depremi yaşayanlar (evleri hasarsız, kendileri sağ kurtulanlar) 1-2 hafta sonra gidip evlerimizde kalabildik. Ama depremi yaşamamış izmitliler (o sırada tatilde olanlar) bizden daha çok travmatize oldular. Aylarca evlerinde yatamadılar, çadır kentlerde yaşadılar...
Eşim hele çıldırıyor, kafaları yiyor. Dün beni aldı karşısına konuştu. Bir savaş planı yapalım dedi. -eşim Bosna'daki iç savaşı yaşadığından çok daha farklı algılıyor. Sürecin nasıl geliştiğini, Bosna'dan kaçıp Viyana'ya sığınan akrabalarının ne zorluklar yaşadığını çok iyi biliyor bunun da etkisi olabilir- Annenlere söyle İstanbuldaki evi satsınlar, parasını burada yada İsviçre'de bir bankaya yatırsınlar, o para orda dursun. Biz buradan bir daire alalım. Hazırlığımız bu olsun. Savaş durumunda ne evini arabanı satabilirsin, ne bankadaki parana ulaşabilirsin. Acil bir tahliye planın olmalı dedi. Annenler gelir buraya yerleştiririz. Ev satışından gelen bankadaki paralarıyla birkaç yıl rahatça idare ederler. Sonra da ülkenin durumuna göre sular durulunca, ya geri döner emekli maaşlarına kavuşurlar; ya da isterlerse hep burada yaşarlar dedi.
Bana bu plan çok mantıklı geldi. Dün annemlere skytpe'ta söyledim. Biraz endişe ve burukluk biraz makara kukarayla karışık cevaplar verdiler. Pek yorum yapmadılar. Düşünün diyince tamam bakarız falan dediler.
Sonra annemlerin gözünden değerlendirdim durumumu. Bana deli diyor olabilirler bu kadar "freaked out" yaklaştığım için bu bir.
İkincisi "ev satın, size daire alıcaz, paranızı hazırlayın" ne demek??? Bir savaş çıksa, siz bizi kendi evinize almayacak mısınız yani? Taşınmazlarımızı satamadan gelsek siz bize maddi yardım etmeyecek misiniz?? diye anlayıp bozulmuş olabilirler mi? Bana kırılmış olabilirler mi? Bu konu kafamı kurcaladı. Birbirimizi anlamıyor olabiliriz gibi geldi....
Daireyi zaten biz alacağız. Onlardan gelen paraya dokunmayacağız. Onların parası sadece onlara güvence olsun diye düşündük. Yani Tabiki hazırlıksız yakalansalar ve gelseler başımızın üstüne. Bizim evimizde de beraber yaşarız. (Ki bu birlikte yaşama hali yıllar sürebilir, sürsün) tabi ki onların maddi her ihtiyacını da karşılarız! Benim düşüncem onlar bize yük olur anlamında değildi! Değil, olamaz da!
Ama nedense ben (Alman kafasıyla) kendi evleri olursa daha rahat ederler, kendi paraları olursa daha mutlu olurlar sandım (sanıyorum)
Belki de yanlış düşünüyorum. Aksine belki onlar başka bir dairede yaşamak istemiyorlar, bizim yanımızda daha Mutlu olacaklar... Belki paraları olmamasını dert etmeyecek, üzülmeyecekler. Biz çocuklarımıza yıllarca emek ve para harcadık; şimdi sıra onlarda onlar da bize yapacaklar tabii diye düşünecek, içleri rahat olacak -bunu eleştirdiğim anlaşılmaz umarım; yani böyle düşünüyorlarsa bu da yanlış bir düşünce değil. Koca bir kültür ve beklenti meselesi. Çünkü onlar olsa onlar da kendi ana-babalarına aynını yapardı. Benim dediğimi teklif bile etmezlerdi-
Yani açıkçası nasıl anlaşıldım bilemiyorum... Onların düşüncesini ancak sorgulamadan kabul edebilirim, kendi adıma olan düşüncem yine aynı. Yani ben de kendi çocuklarımın, yaşlılığımda da olağan üstü bir hal durumunda da, beni yük olarak görmeyecekleri bir ilişkimiz olsun arzusunda ve hedefindeyim. Ancak "yük" muhabbetinden alakasız olarak ben, kendi düzenim, kendi evim, kendi hayatım ve dünyam, kendi param olsun isterim. Onlarla yaşamak istemem. Onları rahatsız etme çekincesiyle hareket etmek olarak değil, tamamen kendim için isterim bunu.
Empati kuramadığım durumlarda işin içinden çıkamıyorum. Kendim ne istersem, ne düşünürsem mantıklı olan oymuş; herkes onu istermiş gibi geliyor :))
Aile ilişkilerindeki genel tutumum da, Türkiye'deki arkadaşlarımda gözlemlediğim genel tutumdan farklı. Yani aileme sevgi, saygı, muhabbet, bağlılık Türk tipi :))
Ama onları ayrı birer birey olarak görüyorum. Tek rolleri benim annem ve babam olmak; çocuklarımın ananesi dedesi olmak değil. Öncelikleri ben ve çocuklarım değil, kendileri olmalı diye düşünüyorum.
Anam tabi ki çocuğuma bakacak, yemekleri yapacak, babam tabi ki hesapları ödeyecek; kardeşim tabi ki ayak işlerimi yapacak diye düşünmüyorum.
Bunları yapmalarını "olması gereken" değil, jest olarak görüyorum. Bu jestler karşısında da hem mahçup, hem minnet dolu hem de kendimi çok şanslı hissediyorum! Oysa ki ailesiyle aynı şehirde yaşayan bir çok arkadaşım sürekli eleştirir ve yetinmez haldeler. Diyorlar ki: Annem yardım etmiyo kendi gezmesinde keyfinde, kız kardeşim lay lay lom takılıyo; milletin anası 7-24 torun bakıyo da bizimki 2 gün zor bakıyo. (Ki yardım etmiyo denen mevzular benim aldığım yardımın 200 katı falan :-))) bakın çok ilginç, bunu da eleştirmiyorum! :) Bu düşünce de bir norm, kültür meselesi sonuçta.
Onlar da aslında kendi çocukluklarından referans aldılar. "Bize ananem baktı, babannem saçını süpürge etti, annelerimiz kendi annelerini dilediğince kullandı; zaten anane dediğin şeyin kendi hayatı olmaz kendini torunlarına ve çocuklarına adar" E şimdi iş bize gelince neden bu düzen değişti? diye bocalıyorlar.
Ben de öyle büyüdüm aslında. Anane babannenin kendi hayatı olmadığını, evden çıkmadığını, torunlara kul köle olduğunu görerek büyüdüm ben de. Ama ben bocalamıyorum. Dedim ya 23 yaşımdan sonra bambaşka "anane" hayatlarıyla da tanıştım... İkisinin ortası bir anane ütopyasında karar kıldım, ve kendi annemi de buraya oturtmayı başardım!
Yani ne Alman ananeleri gibi, çocuklara sadece Noel'de hediye veren, 2 ayda bir brunchta ve ya restoranda buluşulup çatal bıçakla yemek yenilen aşırı bireysel ve soğuk ananelik isterim. Ne de Türk ananeleri gibi, çocuğa ağam paşam denilip, çocuk "bakımına" "yetiştirilmesine" büyük oranlarda dahil edilen aşırı bağımlı ananelik...
Halimden memnunum. Nerelerden nerelere yine di mi? :Pp


Avusturya kafası olmasın o? :D
YanıtlaSilAynenn yaa Avusturya olması lazım yanlış yazmışım :D
SiloF OF..Bu savaş planı işini ben de düşünüyorum ciddi ciddi..
YanıtlaSil:( boğazımıza kadar battık resmen :(
Sil2017 Mart'ın sonu gibi Almanya'da 6 aylığına Erasmus yapacağım ve değişim programıyla giden öğrencilerin, çok düşük bir olasılık olsa da eğer oradaki sisteme uyum sağlar ve başarı gösterirlerse gittikleri ülkeye nakil edilebileceklerini öğrendim. Şu anki okulumdan ve yaşadığım şehirden aşırı memnunum, 3 yıldır buradayım ve bazı şeylere alışmanın konforunu yaşıyorum ama burada yaşamaya, asıl failler evlerinde rahatça uyurken ölen masumların yükünü taşımaya ve her metro geçtiğinde (okulun altından geçiyor, girişte yürürken hissedebiliyorsun geçtiğini) "şu an bomba patlayabilir ve ölebilirim" diye düşünmeye dayanamıyorum artık. Evet genel olarak ekstremizmin tavan yaptığı, insandan sayamayacağım müsveddelerin eğlenen insanların arasına tırla girdiği iğrenç bir zamanda yaşıyoruz ancak bunun geçici olduğu bir yerde yaşamak daha güzel olmaz mıydı diye soruyorum kendi kendime, yani demem o ki rüyalarımın şehri Berlin'de insanları katleden sıçmık er ya da geç bulunacak, ona benzer düşünceleri olan diğer sıçmıkların kökü kurutulacak, ama bir yılda 14 patlama yaşayan, davulla zurnayla askere gönderdikleri oğulları yakılırken videoya alınan, hamile/şort giydi diye sokakta dövülen insanlar yaşadıklarıyla kalacak, sırf tek düşündükleri kendileri olan bir grup vicdansız ve onların cahil kalabalığı için. Kendimi az da olsa bu iğrençlikten soyutlamış olmak beni az da olsa mutlu edecek diye düşünüyorum, belki de kör bir şekilde gerçek bir çıkış yolu arıyorum...
YanıtlaSilNikki'ciğim erasmusta gezmeye eğlenmeye, partileyip bokunu çıkarmaya, yeni insanlar kültürler tanımaya bak :)) okulda başarılı olacağım nakil Hakkı kazanacağım diye kapanma sakın; ne kalmış zaten şurda olmadı bitirince master için gidersin ve gittiğin ülkeye çökersin (benim gibi eheheheh)
SilHani hep derler ya gençliğinizin kıymetini bilin bu günler geri gelmiyor diye. Gençlik "kıymet bilinmesi" değil hunharca, yarın yokmuş gibi, yaşanıp tüketilmesi gereken bişey bence :-))) ruhuna da bedenine de türlü manyaklıklar çektirip yine de sağ çıkabildiğin harika bişey gençlik :)
Endişelerinde çok haklısın, çok boktan bir Zaman'da genç oldunuz ne diyeyim :((( biz yine şanslıydık iyi kötü 20li yaşları barış, goygoy ortamında yaşadık.
Berlin muazzam ama eminim orada yaşamaktan çok keyif alacaksın ;) bol şanslar şimdiden :*
Valla çok haklısın, ben de hayatın çok sütünü balını emebilmiş bir insan değilim ve olmak isterim açıkçası ama hayat beni çalıştıracak gibi duruyor (bu yorumdan sonra siteye kanayan gül görseli yakışır skdhsjhd), yoksa yüksek lisans için gidilen ülkeye çöqme düşüncesi kafamda yatkındı ama İngilizce'de derler ya desperate times call for desperate measures, valla bilemiyorum ya bu ülke beni bülent ersoy fanı yaptı her kötü olaydan sonra duvarlara küçük emrah bakışı atıyorum....... Bu arada Berlin'e değil Chemnitz'e gidiyorum, Erasmus seçenekleri arasında Berlin'e en yakın olan yer diye seçtim sırf ajgsjshsjs
SilOoo nispeten küçük olan şehirlerde daha bile güzel oluyor Erasmus ortamları. Ben şahsen Erasmus yapmadım ama yapan çok arkadaşım oldu. Hiç kopmadılar Erasmus ekürilerinden. Yıllar sonra başka şehirlerde tekrar tekrar buluştular, reunion lar yaptılar, birbirlerinin düğünlerine gittiler :)) angaranın bağları şarkısında göbek attılar o taş gibi İtalyan, İskandinav çocuklar asdfgjkl
SilYa nikki şu Erasmus anılarını yazsana gidince bloğuna. Okuyalım yahu, çok heycanlı ;))
Umarım yazarım ya genelde tivitıra yazıyom üşenip ama blogu saçmasapan anılarımla canlandırcam hep, yeni yayın dönemine bomba gibi gireceğim dkfhdkjfkd
Sil