Açılın film eyyorlamaya geldim. Yalnız en baştan söyleyeyim bu filmi izlemediyseniz ve izlemeyi düşünüyorsanız konuyla ilgili hiçbişey bilmeden-okumadan izlemek en güzeli olacaktır.
Heyecanı kaçar, "Bruce Willis ölüymüş" kafası olur diye demiyorum; ama hikayeye dair bir beklenti olmadan akışına bırakarak izlemek lazım.
Burdan sonrası spoylır.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Şimdi öncelikle ben konuyu biliyordum. Malumunuz Avusturyalı Allah'ın belası fritzl vakasına aşinayım. Hikayenin buradan yola çıkılarak yazıldığını; bir odaya kapatılarak yıllarca tecavüze uğrayan bir kadının, ve oğlunun hikayesinin anlatıldığını okumuştum çok detaylı olmamakla birlikte.
Önce bir tereddüt ettim, içinde benim çocuğum yaşlarında bir oğlan ve ana olan yürek dağlamalı-ciğer sökmeli bir filmi bünyem kaldırır mı diye... Farkettim ki, çocuklarım olduktan sonra bu modda bi film biç izlemememişim. Zaten filmlerde salya sümük ağlayan bir tipimdir, bir de böyle kahır bela dramlarda çocuk olduktan sonra bambaşka etkilenilir yahu diye içim şişmekteydi. Neyse gözümü kararttım, ışıkları kapattım başladım izlemeye.
Beklenti kısmım da işte bu düzeydeydi. Yani çok büyük acılar, ajitasyonlar göreceğiz. Tutsaklık ve kaçış hikayesi olacak. Filmin sonunda da kaçacaklar herhal diyerekten izlemeye başlamıştım.
Aslında bir kaçış öyküsü değil, kaçtıktan sonraki hayat öyküsüymüş.
Burdan sonrası da ağır spoylır. İzleyenleri buraya alalım da ağız tadıynan bi anlayalım bakalım.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Film 5 yaşındaki jack'in gözünden anlatılıyor (la Vita bella tarzına benzettim diyebilirim) konu ne kadar karamsar olsa da, küçük çocuğun iç dünyası pırıl pırıl anlatıyor bize hikayeyi. Zerre ajitasyon yok.
Harika bir anne ve oğul izliyoruz. Küçük tek odalı penceresiz bir klübeye doğmuş, annesiyle koyun koyuna yatan, o göt kadar yerde günlük hayat rutinleri oluşturmuş bu iki minnoş insan yüreğimi sızlatıyor.
Diş fırçalamaları, temizlik-yemek yapmaları, banyoları, spor-egzersiz hareketleri, atık malzemeden resim-elişi yapmaları, gece yatmadan kitap okumaları... Bizim, evde oğlanla günlük rutinimizin aynısı!
Anne çok enerjik, güler yüzlü olmasa da, çok güçlü, oğluyla ilgili, bilinçli bir kadın ve çocuğuna mükemmel bir dünya kurmuş. Onu korumak, olabildiğince normal tutmak için muazzam bir düzen eylemiş.
Odada bir de televizyonları var. (Burada da Old Boy tadı yakaladım) anne çocuğa, odanın dışının uzay olduğunu; tv de görülen hiçbirşeyin gerçek olmadığını öğretmiş. Çocuk buna inanıyor.
Anne 17 yaşındayken "gelip köpeğime yardım eder misin" diyen bir amca tarafından kaçırılıyor. Ve 7 yıl boyunca bir klübeye kapatılarak tecavüze uğruyor. Sapığımızın adı "old nick" (anneyle çocuk adamdan bahsederken bu adı kullanıyorlar) old nick geceleri gelip anneyle yatıyor (yatıyor dedim çünkü filmde hiç bağırış çağırış tecavüz sahnelerine şahit olmuyoruz- bir de sanırım Stokholm sendromu. Ona birazdan değinicem)
Odada küçük bir dolap var ve kadın çocuğu bu dolabın içinde uyutuyor. Adam geldiğinde çocuğu hiç görmüyor. Çocuk tabi ki uyumuyor ama bu durumu o kadar kanıksamış ki, bu sahneler ilginç olarak iç organlarımızı barbeküye atıp cızlatsa da ağlatmıyor.
adam gidince, çocuğu kucaklayıp yanına yatırıyor ana.
Ve filmin kopuş sahneleri başlıyor: kadın bir gün oğlana sen artık büyüdün bana yardım edeceksin ve burdan kaçacağız diyor. Dışarıda uzay olmadığını gerçek dünya olduğunu; ananesi ve dedesi olduğunu, ağaçlar ve köpekler olduğunu anlatması biraz zaman alıyor...
Plan şu: çocuğu sıcak sularla ıslatıp, üstüne kusup falan hasta süsü verecek: old nick gelince çocuk ölüyor nolur hastaneye götür diye yalvaracak. Çocuğun cebine bir mektup koyuyor. Adını soyadını söylemesini hastanede insanlardan yardım istemesini tembihliyor.
Burada tabi çocuğun bu olaylardan korkması, yapmak istememesi o kadar iyi işlenmiş ki... Oyunculuklar tavan! Onu da söylememe gerek yok sanırım (zira kadın bu sene bu rolle oskarı kapızladı)
Neyse efendim old nick azıcık da salak ve korkak bi tip. Anında tırsıyor ve kaçıyor. 'Taam ya siz şaapın ben yarın ilaç getircem' fln diye toz oluyor.
Bu plan elinde patlayınca acilen B planına geçiyor ana. Ertesi gün çocuğu bir kilimin içine sarıyor. Kilimden yuvalanarak çıkmayı öğretiyor. Adama sarılı kilimi vererek çocuk öldü git göm diyecek. (Yönetmen burada da mavi boncuk filmine selam çakmış asdfghjkk neyse cıvımayalım) çocuk kamyonetin kasasında kilimden kurtulacak, araba yavaşlayınca atlayacak ve yardım bulacak.
Bu kez plan işliyor! Çocuk kurtuluyor, bir şekilde atlıyor. Oradan geçen bir adam çocuğun çığlıklarını duyunca bizim pislük sapık çocuğu bırakıp tabanları yağlıyor.
Şimdi bu kaçış sahnelerini biraz tırt buldum, ama çok da üstünde durmadım filmin aslında bir kaçış hikayesi olmadığını anladıktan sonra...
Bir kere anne, çocuğunu old nick ten koruma konusunda aşırı hırçın. Adama çocuğu asla göstermiyor. Adamın bir sahnede "kaç yaşında oldu bu ya, hiç de görmüoz dolapta yaşıyo acaba iki kafası falan mı var" laflarından bunu anlıyoruz. Ve kadın asla adama çocuktan bahsettirmiyor. Ona dokunmayacaksın diye car car carlıyor. Bir gece çocuk adamın cebinde şeker var sanıp ortalığa çıkıyor, adam korkma falan diye çocuğun kolunu tutacak oluyor da ana kıyametleri kopartıyor. O yüzden çocuk öldü dedikten sonra, adam kilimi açmaya yeltenince yine aynı yaygarayla adamı sindiriyor. Orayı güzel bağlamışlar. Ama yine de adam bi harbiden ölü mü şimdi bu falan diye dışarı çıkınca bakardı bence ya.. Öyle hiç bakmadan dürüm gibi gündüz vakti arabaya yüklenmesi biraz saçma sanki.
Evet kaçışa kadar kısmı uzun uzun anlattım. Şimdi gelelim kafamdaki sorulara:
En başından beri filmi, nerden nasıl kaçılabilir diye ortamı keserek izledim. Odada dolap var masa var yatak var, tv mikrodalga gibi ağır bikaç eşya var. Bir de tepede bir küçük pencere var. Bunlar üstüste konup o cam kırılamaz mıydı acep? Demek ki kırılamıyo, ama deneme sahneleri olsa, kırılamadığını görsek sanki daha bi inanacaktık.
Ben bu tarz kaçma girişimi hiç anlatılmayışını Stockholm sendromuna bağladım. Bir de kadının old nick'e karşı kayıtsızlığını, nefret dolu olmayışını hissettim.
Bir gece de kadın yemeği yaktı diye adam buna azar kayıyodu: 'bu faturalar, yiyecekler nasıl ödeniyor senin haberin var mı?' Deyince kadın "haklısın" diyodu.
Adam '6 aydır işsizim' deyince kadın, 'var mı bi gelişme?' falan diye soruyodu..
Yani kadın adamı geçiştirmek fazla muhattap olmamak için mi yav hee he çekiyo; yoksa Stokholm sendromu tablosu mu göstermek istedi yönetmen ondan tam emin olamamakla birlikte böyle yorumladım.
Yani kadın Adamdan tiskindiğini, nefret ettiğini hiç hissettirmedi; sanki sevmediği bi adamla evli, çocuğuna sarmış, mutsuz-bıkkın-boktan evlilik moduydu kadının ruh hali.
Evet, izlerken ilk akla gelen muhtemel kaçma yöntemleriyken; ikincisi de adamı öldürme. Bu konuya kısaca değinilmiş lakin.
Bir kere odada kesici delici alet (makas bıçak vs.) hiç yok. Oğlan çocuğunun aşırı uzun saçlarından anlıyoruz bunu. (Hatta ekşi sözlükteki yorumlardan gördüm; çocuğu filmin sonuna kadar kız sananlar olmuş saçları yüzünden. Ancak oğlan olduğu filmin başından beri vurgulanıyor. Bir de "aslında çocuk kız, ama annesi sapıktan korumak için oğlan diyor" ters köşecileri var :) ama öyle birşey yok.)
Öldürme konusuna da şöyle açıklık getirilmiş: kadın çocuğuna old nicki öldürmeyi bir kez denediğini söylüyor. Klozetteki sifonun ağır kapağıyla saldırmış ancak adam bunu etkisiz hale getirmiş. Ayrıca en büyük handikap kapının bir şifresi var ve adam ölürse şifreyi bilmedikleri için hiç çıkamazlar.
Çocuk o adamdan tabii bu arada, kadın 19 yaşında kapatıldıktan 2 yıl sonra doğurmuş çocuğu içeride... Kendi kendine...
17 yaşında (Mutlu ve zengin bir aile yaşantısı olan; güzel, başarılı, sporcu) bir kız düşünün kaçırılıyor, her gün tecavüze uğruyor, kendi kendine çocuk doğurup, kordonunu kendi koparıp büyütüyor. Ama o çocuğu o kadar tatlı, o kadar travmasız ve kitap gibi yetiştiriyor ki filmin masalsı tadı burada!
Kaçtıktan sonra annenin değişimini izliyoruz.
İlk olarak anne ilk günden itibaren, çok normal-doğal davranıyor. Sanki 7 yıl bir odada tutsak edilip sistematik tecavüze maruz kalmamış da, bir tatilden dönmüş gibi... Hastanede çocuğa "bak şekerim bu pancake, bunun üstüne şurup döküp yiycen var yaa" falan diyor.
Anasına babasına sanki erasmusa gitmiş de yeni gelmiş gibi sarılıyor.
Eve geçince de tam bir ergen gibi davranmaya başlıyor. Anaya babaya boşanmışlar diye trip atmalar, göz belertmeler, genç kızlık odasına kapanmalar...
Burada yine kendi davranışımı gördüm. (Filmden bağımsız olarak). Yani çocuklarımla yalnızken güçlü, kuralcı, prensipli, problemlerde kendi başına çözüm arayan herşeyin altından kalkan soğukkanlı bir insanken; annemle babamın yanında şımarık, tatminsiz, uyuz bi karakter oluvermem.. O regresyon durumları, problemlerimi onlar çözsün diye bekleme.. Neyse bu da böyle bi tespitim.
Kadın gittikçe çocuğuyla ilgilenmez ve içine kapanır oluyor; filmin sonlarına doğru da bir intihar girişimi var zaten..
Filmin bu yarısında kadının ve çocuğun ruh halini yorumlamak tamamen bize bırakılmış. Ucu açık işleniyor bence.
Çocuğun kamyonette kilimden kurtulup ilk kez gök yüzünü gördüğü sahne bana göre hem climax hem de yeniden doğumu temsil ediyor. Hastanede çocuğun bağışıklık sistemi için yapılan tedaviler (bebeklerin hastane ziyaretleri ve aşı olmaları), çocuğun merdiven çıkamaması (yürümeyi öğrenme) yeniden doğma olayına güzel semboller olmuş.
Şimdi gelelim filmin en can alıcı sorusuna:
Anne röportaj verirken iki soru geliyor:
Birincisi, ölmeyi düşündünüz mü? (Bu benim de en merak ettiğim soruydu. Çünkü böyle bir durumda ben kendimi öldürmenin yolunu arayabilirdim gibi geliyor... Suicidal kafada bi insan hiç olmadım, hayatımın hiçbi döneminde kendi ölümümü düşünmedim. Kaldı ki becerebileceğimi de pek sanmam ya... Bana çok zor gelir bi insanın kendini öldürebilmesi. Ama işin içinde böyle bir çaresizlik varsa sanki düşünebilirdim gibi geliyor...) bu soruyu kadın cevaplamadı.
İkinci soruya geçtiler: (asıl can alan soru bu)
-hiç çocuğunu kurtarmayı düşündün mü? Doğduktan sonra adama verip: bunu hastane kapısına, cami avlusuna falan bırak, bari çocuk kurtulsun demeyi? Bir de röportajcı kadın "biliyorum bu çok büyük bir fedakarlık" diye ekliyor.
Annemiz bu soruda donup kalıyor, böyle bir şeyi hiç düşünmemiş gibi... (Zaten intihar girişimi de bu sahneden kısa süre sonra yaşanıyor. Bu soruyla bağlantısı var mı, ya da bu bağlantıyı kurmamız istendi mi bu da tartışılır)
Benim cevabım ise açık ve net: asla böyle birşey yapmazdım. Bebeğimden mümkün değil, şartlar ne olursa olsun ayrılmazdım... Bu davranış bir "fedakarlık" mı onu da bilmiyorum! Yani onu bir kimsesizler yurduna vs vermek onu kurtarmak mıdır aslında? Bilmiyorum... Yani evet fedakarlıktır, ama ben yapamazdım demiyorum.. Hangisinin daha doğru, herkes için daha iyi bir karar olduğunu gerçekten bilmiyorum...
Herkes için dedim, çünkü bir annenin de çocuğuna ihtiyacı var! Bu bencillik değil. Of bilemiyorum be çok ağır.
He bak mesela çocuğun kendi annem ve babama; ve ya çok düzgün, eğitimli, hali vakti yerinde; çocuğumu kendi çocuğu gibi sevip büyütecek bir aileye verileceği garanti olsa onlara da verebilirdim... Ama cami kapısı? İşte orda asla yapmam gibi geliyor, işi şansa bırakamam... Doğmuş olmak ve hasbel kader yaşıyor olmak yeterli değil benim için...
Çünkü ulan amk böyle hayat yaşayacağıma, keşke hiç doğmamış/büyümemiş olsaydım seklinde empati kurdugum hikayeler her yerde ve dünya çok pislik biyer!
Neyse biz böyle ikilemler içinde kıvranırken, film çok sade bir şekilde izleyiciye veda ediyor.
Anne biraz toparlayıp kendine gelir gibi olurken, çocuk da yeni dünyaya adapte oluyor, anneannesiyle ve üvey dedesiyle kaynaşıyor-eve köpek geliyor-arkadaş ediniyor; normal bir çocuğun hayatını yaşamaya başlıyor.
Bu arada bu geçiş süreci de harika detaylarla anlatılmış. Çocuğun odaya geri dönmek istediğini söylemesi, ara ara odadaki hayatından referanslar vermesi öyle gerçekti ki..
Ve birbirinden vurucu, akıllardan çıkmayacak iki replik ve sahneyle kapanışı yapıyor.
Anne: im not a good enough ma
Jack: but you're ma
Ve son olarak da odaya tekrar gidip odayla vedalaştıkları sahne. Jack'in odayı görünce "bu oda küçülmüş mü?" Demesi. Ve "belki de kapı açık olduğu içindir" diye eklemesi...
Jack:..goodbye chair, goodbye bed, goodbye wardrobe, goodbye sink...
Anne: (dudaklarını kıpırdatarak, sessizce) goodbye room
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Biterken not: kendimce yorumlar katmanın gazıyla kaçırdığım bi nokta olmuş. Filmin bi yerini anlamadıydim. Onu araya sıkıştırmayı unutmuşum. İzleyen ve anlayan varsa cevaplayabilir mi? (Cevab veremedi)
Kaçıştan sonraki hastane sahnesinde doktor anneye bir soru soruyor. Ameliyatla ilgili. Ameliyatı yapalım falan diye, anne de ok mok diyo, ne ameliyatı o? Hani şanslısın çocuk daha plastik diye bi cümle de kuruyo akabinde o doktor. O neydi gız?
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
Ay bi daha film eyyorlama işine girmiyim ben. Bokunu çıkarıyom :)))))




Çok yüksekti pencere. Bence zor üst üste koyup yetişmek :/
YanıtlaSilYeniden doğum harika bir tespit. Heyecanlandım şuan. Hiç böyle düşünmemiştim.
Bir de çok güzel bişeye daha barnak basmışsın. Çocukların yanında kusursuz motivasyonla olup, kendi analarımızın yanında tatminsiz olmamız :D
O soruyu ben de soruyordum. Yani orda doktor ne istedi hatundan diye.. Sinemacı bi arkadaş yanıtladı geçen görüştüğümüzde.. Çocuk ilk kez gerçek hayatı deneyimlediği için, onun üzerinde çalışma yapmak istiyorlarmış. Öyle ezik ezik onu soruyomuş. Ben başta medyaya röportaj versin diye öyle yapıyo sandım. Volkan da yok ya tedavi görmesini istiyordu, iyi doktormuş filan dedi : ))
Ama arkadaşımın demesine göre ikisi de değil.
Hehehe aynen di mi yaa, kadın anasını görünce, anında ananeye çocuk iteleyip dalgasına baktı:))) ananeye iteleme olayı harika işlenmiş asdfghjkk
SilEvet doktorun ezik ezik sorması ona yorulabilir hakketen ama yine de amaliyat kısmını hala açıklamıyor. Neyin amaliyatı??
Olm gardolap var evde, onun üstüne çıkılıp olmadı sandalye eklenip falan ulaşılabilir cama, sonra da mikrodalgayı vurdun muydu kırılır o cam. (Taktığım nokta bu)
Güzel filmdi ama beeah!
Peki o jack sıpasının tatlışlığı? Yirim yirrrr
Acaba hamile miydi? Sonuçta mümkün. Ama yok olamaz.
SilAmeliyat dedigini hatırlamıyorum ama eve kadar gelip kızın annesi ile kurduğu diyalogtan, doktorun bu iş gerçekleşirse avantajlı çıkacağını biliyorum. Kesin çocukla ilgiliydi.
Bebe tatliydi evet.
Kadının çıkış bileti oldu doğurduğu bebek.
old nickin kafasına rezervuarı indirince old nick bunun bileğini kırıyor yada benzeri. doktor bileği için ameliyatı soruyor. bununla ilgili bir sahne vardı. kadının bileğinde sıkınıtı vardı. jacke hikayeyi ilk kaçış hikayesini anlattığı sahnede gösteriyordu sanırım.:)
YanıtlaSilOh tamam rahatladım :) işte aradığım cevap! Teşekkürü borç bilirim :)
Silbaşak bir süre önce bununla ilgili bir şey yazamamıştım bloga ve belirtmiştim nasıl da yazamıyorum, nasıl da beceremiyorum film eleştirisi yapmayı lakin bazı bilogırlar ne güzel yapıyorlar bu işi diye. ay işte o sensin, sen!
YanıtlaSilay allahım yeniden doğuşlar, tespitler falan <3 <3 <3
Yaa beğendin mi <3 ben de çok uzun anlattım, baydım, bütün filmi didikledim böyle eleştirmenlik olmaz olsun diye düşünüp bidaha bulaşmama kararı almıştım. Film izleyip tartışmaya bayılıyorum, yazınca olmadı gibi geldi ama :))
SilYa Barış indirmiş geçen akşam izleyek dedik. Çocuğun dolaptan çıktığı sahneden sonrasını izleyemedik :( belki 3 sene sonra falan tekrar denerim. Neyse iyi ki yazmışsın tespitli mespitli hem de. İzlemiş kadar oldum cınım. Film eyyorlamak tam senlik. Bu yazıların devamı gelsin piliz.
YanıtlaSil