16 Mayıs 2016 Pazartesi

Ibiza (aka. Edo'nun aksanlı söyleyişiyle: iğbitsa!)



Çocuklu hayatımızın kadim tatil ekürisi W. Ailesiyle bu seneki mayıs tatili lokasyonumuz olarak İbiza'da karar kıldıydık. İklim uygunluğu, uçuş mesafesi azlığı, havaalanı-otel arası ulaşım kolaylığı kriterlerinden yola çıkıp burası okeydir dediğimiz yer İbiza oldu. 

En baştan uyarayım: yazı boyunca haminnem gibi herşeyden şikayet edip, meymenetsizlik yapıp, dırdırlanacağım. 
Ulan görgüsüz ayı, mis gibi tatili bulmuşsun bunuyosun, burda gidemeyenler napsın, namkör it falan diyenler ve tribimi çekemeyecek olanlar burdan sonrasını okumayabilir :)

Beyimle tartışmamak, ortamı germemek ve modu düşürmemek için hep içime attım. O nedenle şimdi içimin artıklarını dökme zamanıdır.  

Öncelikle uçuş tam 1 Çin işkencesiydi. Uçuş saati çok boktandı. Uçak akşam 5.20 de kalkacak yol 2 saat desen, valizleri al otele gel en az 8.30 olacaktı. Benim bebeler 7 de yattığına göre, hem huysuzlukları ve yorgunlukları tavan olacak; hem de adam gibi bi akşam yemeği yiyemeden abur cuburla geçiştireceğizdi. 

Beklenenden daha da beter geçti :) zira hem uçak 1 saat rötar yaptı hem de uçuş 2 yerine 2,5 saat sürdü, otele varmamız 10u geçti. 
Sürekli ağlayıp tepindiler, artık ne yapacağımızı şaşırdık. 

Bu arada bütün ufak çocuklu aileleri arkaya toplamışlar uçakta :) son 5-6 sırada, her koltukta bir çocuk vardı ve son perdeden ağlamaların biri bitiyor biri başlıyordu. 

Neyse otele gelip direkt yattık. Ağlaya zırlaya uyudular 11e doğru. 

anladigim  kadariyla, ibizanin olayi gece hayati (asdfghkl bunu anlamis olmam kalp benn)su görmüs oldugunuz sembol de oranin en popi mekanina ait ve her yerde karsiniza cikmakta
                                        

Otel genel olarak çok tırttı. Yani şimdi şöyle diyeyim; eğer herşey dahil lüx konfor falan beklentisiyle gidiyorsam, konseptin hakkını veren bir mekan olmasını ve bütün detayların düşünülmüş olmasını isterim. Lüx ve 5 yıldız meraklısı bir hıyar olduğumdan ve aşağısı kurtarmadığından değil tabi ki! 
Ama şu Belek otelleri çıtayı baya bi yükseltti, ne diyeyim. Öyle bir şahanelik, manyaklık derecesinde konfor beklerken eller havada kalıverdim. 

Yemekler aşırı kötüydü. Ve açıkçası beni biraz tiskindirdi :) çünkü bol miktarda soslu bulamaç şeklinde balıklı tavuklu makarnalı falan yemekler servis ediliyordu. Bir önceki günden (hatta milletin tabaklarından) artan etlerin soslanıp kaktırılması temalı turizm sektörü çalışanı itiraf makalelerini okumayan yoktur heralde?? Otelin yemekleri de görüntü olarak feciii şekilde bu yöntemle yapılmışa
benziyordu. Bütün hafta boyunca pizza ve meyveyle beslendim desem yeridir. 

Hava buz gibiydi! Hiç yüzemedik, çocuklar suyun 10 derece olmasına aldırmayıp, mini havuzda cup cup çimdiler bele kadar girip gerçi. Deniz aşırı dalgalıydı. Ve tekrar ediyorum soğuktu. Sahilde şezlong şemsiye namına da bir şey yoktu. Soğuğu geçtim dev bir rüzgar çıkıyor ve adamın içini üşütüyordu. Öğlen 12 civarı, 1 saatliğine bunaltıcı bir sıcak oluyor o da mayanın uykusuna denk geliyordu. 

Neyse işte yolculuk, otel, yemekler, hava, herşey benim canımı sıktı. 

                                               

Bir de işin çocuk boyutu var tabi. Çocuktan sonra hiçbir tatil, tatil gibi olmuyor... 

Tatilin en güzel kısımlarından biri bana göre yemek zamanlarıdır. Denizden, güneşten yorulur, mayışır; kurt gibi acıkırsın. Odanda güzelce duşunu alır, uçuş uçuş elbiselerini aheste giyinir, süslenir, güneşten yanan tenine aloe veralı kremini sürersin. Yemek yapmak sofra kurmak-toplamak zorunda değilsindir. Masana kurulur beğendiğin şeyleri yer, yanında içkini içer üstüne tatlını alırsın. Şu qeyfe bakar mısın! 

Çocuklu tatilde ise en nefret ettiğim an yemek zamanları... Tam bir cehennem azabı ve Allah belamı versin bitse de gitsem diye sinirden kaşım gözüm seğirerek yaşıyorum o anları. 
Önce duş ve giyinme faslıyla başlıyor mevzu. Saçımı şampuanlatmam, götümü elletmem diyerek binbir itiraz ve itiş kakışla kan ter içinde kalarak ve göt içi kadar küvette fok gibi kayarak yıkanma eylemleri gerçekleşiyor. 

Onu giymem bunu isterim diyerek bütün valiz ortaya saçılıyor. O olmaz üşürsün, bu olmaz terlersin müzakerelerine oturuluyor. Banyodan hemen sonra altına sıçan maya, çıplak ve kakalı götüyle elimizden kurtulup beyaz çarşaflarda takla atmaya başlıyor. 3 dakika içinde duş alıp bulduğu ilk fistanı sırtına geçiren ben, kaosa orta yerinden tekrar dalıyorum. Nihayet odadan çıkıyoruz. 

Sonra koştur koştur masa bulup, mama sandalyesi ayarlıyoruz. Daha doğrusu masa masa gezip, mama sandalyesiyle işiniz bitti mi diye milletten dileniyoruz. Ben mayayı kapıp, tek elimle tutarak belime oturtup ona yemek seçiyorum. Kucakta damacana gibi 12 kiloluk çocuk taşırken bir de sıcak yemek tenceresi kapakları açıp tek elle tabağa yemek koymak. Sonra o tabağı taşımak kısımları da leş geçiyor tabii, bilmem belirtmeme gerek var mı? Neyse mayayı mama sandalyesine koyuyorum. Ve aldığım yemekleri küçük küçük dilimleyip falan hazırlıyorum. (Bu arada tüm bu zamanda mayanın bağırıp çağırdığını kıpır kıpır tepindiğini hayal edin. Öyle kuzu kuzu durmuyor tabi ki ben bunları yaparken.) 
Maya tabağındaki yemeğin çeyreğini mideye indirip, çeyreğini saçına başına buluyor. Kalan yarısını ise mıncıklayıp şuh kahkahalarla yerlere ve etrafa saçıyor. Bu esnada Haris-Edo ikilisinin işi nispeten daha kolay. Çünkü Edonun ana yemek olarak yediği toplam 4 besin var: köfte-makarna-pattis kızartması ve ya balık. Onlar babasıyla bu yemekleri almaya gidiyorlar. Tabakta dev ketçap öbeğini gören ben, babasına çemkiriyorum. Niye bu kadar ketçap basıyon hacı? Diye. Sinirler gergin, birbirimizden çıkarmaya yer arıyoruz. Edo daha tabağın yarısına gelmeden doydum diyor ve dondurma pazarlıkları başlıyor. 
Bu esnada Haris ve ben sırayla yemek almaya gidiyoruz. Tabağımı hazırlayıp masaya oturduğum an mayanın yemeği bitmiş oluyor ve histerik bir şekilde kendini mama sandalyesinden atmalara başlıyor. Yere indiriyoruz. Ya benim kucağıma tırmanıp benim tabağımı bırkalamak istiyor ya da koşarak kaçıp gözden kayboluyor. Lokmaları çiğnemeden yutarken, yemeğim boyunca masadan 10 kere kalkıp mayayı yakalayıp geri getirmiş oluyorum. En sonunda pes edip kucağıma alıyorum. Masada gördüğü şeylere ıh ıhh diye işaret edip zırlamaya başlıyor. O mu? Bu mu? Derken ne istediğini anlamıyoruz. Yan masalar rahatsız oluyor, göz belertiyor. En sonunda bir hışımla mayayı kapıp yeter amk sikerim böle işi diyerek tırıs tırıs odaya yollanıyorum. 

Yine aynı mızık mızık mızıklama döngüsü içinde bez değişimi-pijama giyme-diş fırçalama vuku buluyor. En son biberonunu eline verip yatağa koyuyorum. Bu esnada Haris ve Edo gelmiş oluyor ve aynı seremoninin biberonsuz olanı Edo için başlıyor. 8.30 itibariyle yataklarındalar ve biz birer bira açıp balkona geçiyoruz...

bu resme bayiliyorum hepsi de birbirinden tipsiz ve birbirinden cingen :)
                               

Yemek zamanları dışında da gün farklı geçmiyor. Çocukların mayoları, yedek kıyafetleri, su mataraları, atıştırmalıkları, havluları, kova kürek-simit kolluk- oyuncak ıvır zıvırları, güneş kremleri, deniz ayakkabıları ihtiva eden devasa çantaları hamal gibi bütün gün ordan oraya taşıyoruz. Kayıp düşmesinler, kafa göz yarmasınlar korkusuyla bir an bile rahat edemiyoruz. Aradaki kavga gürültü ağlama fasıllarını saymıyorum bile artık. 

tatilin mottosui: dondurma ve daha cok dondurma
                                        

Yalnız beyimle güzel bir sistemimiz var. Akıl sağlığımızı korumak ve azıcık nefes almak adına birbirimize günde 2-3 saat kadar çocuksuz alan tanıyoruz. Çocukların ikisini birden alıp mini club a gidiyor. Ben de sahilde kitabımı okuyup biramı içiyorum. Sonra ben çocukları alıyorum o dalgasına bakıyor falan. Bir de iki aile olmanın avantajı, beyler golf oynayabiliyor; biz hanımlar şehir merkezine alışverişe, gezmeye ve ya spora gidebiliyoruz  bir gün belirleyip, bir kaç saatliğine. İşte bize kalan küçük tatil parçacıkları bunlardan ibaret. 

Şimdi diyeceksiniz ki, madem bu kadar eziyet çekion gitme amk otur evinde. Ev farklı mı sandınız? Siz ölmeyi bayılmak mı sandınız? :) 
Ev de F tipi cezaevi işte, en azından tatil bi nebze E tipi oluyor, denişiklik oluyor be canlar. 

Peki biz çocuklar yattıktan sonra ne mi yapıyoruz? Biraları henüz yarılamadan onları özlemeye başlıyoruz. Maya nasıl da dünyalar güzeli, Edo nasıl da bir küçük aynştayn kurban oldumunun yaresulullahı diye mutluluktan ve gururdan ölüyoruz :))) 

Onlara olan aşkımızdan deliriyor ve sürekli çocuklardan bahsediyor, çektiğimiz fotoları birbirimize gösteriyoruz:) çok bitik değilsek eğer köylü stayl çocuklar yan yatakta uyurken küçük bir kuple seks veya 3-5 sayfa kitap okumayla günümüzü taçlandırıyoruz. 

İşte 2 ufak bebe ana babası olmak ve onlarla tatile gitmek böyle bişey... Gönül isterdi ki seyahat bloglarındaki gibi size ibizayı anlatayım, minik tüyolar falan vereyim. Ama inanın ki yemişim ibizasını :) şu tatili kazasız belasız atlattık ya; ona şükür edip hepinizi öpüyorum :*

9 yorum:

  1. Ya kötü geçmesine üzüldüm ama yine de bi değişiklik olmuş işte :) Ama bir daha aklında bulunsun butik otel, az insan, sakin otel ve en önemlisi sakin şehir İbiza da bu kriterlerin hiçbiri yok ne yazık ki :( Malta'yı öneririm bir dahaki sefere ;) Çocuklarla da rahat, aile yanı pansiyon gibi bişeyler de bulabilirsiniz, şahane olur, iklim aynı İbiza ile ama Malta çok daha samimi sevimli..
    Bu arada çocuklar uyurken yan yatakta sevişmek ah ya tam tatil klasiği :D Hatta o ilk 1 saatlik derin uykuyu kullanmak için aceleyle soyunmalar dökünmeler şahane :D

    YanıtlaSil
  2. Yok ben dersimi aldım 15 saatse 15 saat gidiyorum seneye tropiklere :)) kimse tutamaz beni buralarda şubat dedin mi!
    Mallorca, kanarya Ada'ları falan da denediydik olmuyo ya bu mevsimde, Malta'ya da iklim olarak güvenemiycem sanırım.
    Ceren! Sen bir Belek otellerine çocuklu gitsen hak vereceksin, Nasıl bir rahatlık Nasıl bir çocuk cenneti :) tabi ki sade, doğal, bakir, butik ortamın yerini tutmaz bizde uyandırdığı hissiyat açısından, ama çocuklu hayatın curcunasında çok ekmeğini yedim mini club'ın :-))

    YanıtlaSil
  3. daha ana olmadan analıktan soğudum yeminlen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaağ yaaağ çocuklar çiçektir diye sevgi pıtırcıklığı yaparken bunları hiç düşünmüyordunuz öğretmen hanım asdfghjkk. Yahu tecahül Arif sanatı kullanıyorum, bakmayınız bana (abartı anlamına gelen o muydu? Çok tecahül diyesim geldi) tamam genel anlamda leş tabi bu yaş bebe krizi ama aşırı tatlış ve eğlenceli zamanları da olmuyor değil (mesela uyuduklarında asdfghjk konuştukça batıyorum aq) ol ya ana! Çok acayip kafalar bunlar. -mahalle baskımı da yaparım- :*

      Sil
  4. Okurken kendimi gördüm yeminle. Ama ben yine de senin gibi evde olmaktansa başka yerde olmayı tercih ediyorum en azından hava değişikliği ama benim kocada o cesaret yok malesef, istiyor ki eski tatiller gibi dinlensin (bulamıyo tabi de hala hayaller hayaller). Bense kabullendim artık illa ki bir aksiyon olacak zaten ha orda olmuş ha burda ne farkeder :) Bu arada annelik gerçekten acayip bir hale getiriyor insanı. Aynen sizin gibiyiz biz de 😀

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haha 0-4 yaş arası 2 çocuklu olup da aksinin mümkün olmasını beklemezdim zaten 😂 Hep bi çingenelik ve yemeklerin dondurmaların üste başa bulanma hali mevcut :-)) tek çocuklular daha klas be!
      Hiç unutmam Edo daha bebekken tatilde bi kadını içimden kınamıştım :)) biz 2 yetişkin bir bebeğimizi Çiçek gibi yediriyor oynatıyor, yanımızda bol bol yedek temiz eşya taşıyorduk. Kadının birinin çocukları sefalet içindeydi 😂 Kirden leş gibi olmuşlar, üstleri başları yemek listesi falan. Iyyy bu ne böyle demiştim. Haklısın aksiyonu bol olsa da tatil iyidir! Ayrıca edonun farkında olarak yaşadığı ilk yaz tatiliydi! Keyfini de bol bol sürdü. Bir süre daha böyleyiz, yapacak birşey yok :))

      Sil
  5. İkiz bebek hayyalleri kuran beni irkti desem :D Tek çocuk daha karizma yorumu da koparttı !!! Kurduğunuz sistemde harika, 3 saatlik çocuksuz alan yaratma fikri her ailede kanun olmalı bence :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. benim bloğu Çinceye çevirsinler bence, nüfus planlama sıkıntısı olan ülkeler yararlansın :D ya aslında hiç böyle anlaşılmak istemiyordum yahu! Tamam evlat sevgisi ve çocuklu hayat güzellikleri ayrı ama bunlar da hayatın gerçekleri. Gerçekler acıdır, çocuklar tatlıdır :D
      Şiddetle tavsiye ederim çocuksuz takılma yöntemlerimi, bizde çok işe yarıyor. Ama tavsiye ettiğim birçok arkadaşım da bu yönteme gitmiyor; "yoğun çalışıyoruz, tatillerde haftasonlarında eşimle birlikte olmak ve ailece geçirmek istiyoruz bu tarz zamanları" deniliyor bana :D ama benim gibi ev hanımlığı yüksek lisansı yapan bir de maslowun ihtiyaçlar hiyerarşisindeki yeme-içme-barınma gibi ihtiyaçları yerlerde sürünen insanlar İçin birebir sistem :DD ne koca görüyor gözüm ne çoluk çocuk, kitabımı içeceğimi kaptığım gibi tabanları yağlıyorum ;)

      Sil
  6. bu yazıyı da tekrar okumam iyi oldu, yazın 1.5 yaş bebesiyle anca kv yazlığına veya Belek'e gideceğim sanırım. Tenk yu Başak, hayatın gerçekler bunlar bana bunlarla gel bacım :)

    YanıtlaSil