13 Ekim 2020 Salı

Emily in Paris







Sa, tatlıqısslar. Yine bir dizi eyyoruyla karşınızdayım.

Bilen bilir; ben her sezon en az bir adet varoş türk dizisi, bir gençliqq dizisi, bir de iq düşüren amerikan romantik komedisi izlemezsem iflah olmam. Siz de benim gibiyseniz kaçırmayın, Emily in Paris tam sizlik. Ortamlarda dark izlioz dersiniz, kim bilecek. 

Beyimle “krimi” izlemekten ciğerimin solduğu şu günlerde Zeynep kuşum bana Emily’i tavsiye ettiği için utanır mı, sanmam.. Ashhdhdh 

Almanların “krimi” sevdasını da bilen bilir. Meali “polisiye”. Bir dizinin içinde seri katil, adli tıp, polis, dedektif, sorgu odası yoksa beyim de yoktur. Hele ki romantik komedi hepten ibne gibin, puşt gibin bişey. 

Geçen hafta bir gece Mindhunter’ın 10.dakkasında horlamaya başlayan beyimi “kak yerine yat” diye depikleyerek yatağa dehledim ve açtım Emily’i. Başladım izlemeye.

Burdan sonrası sıpoylır. 

Başrolümüz Emily’nin bir sikim özelliği yok tatlıqısslar. 
Aşırı klişe bir “minyon, iyi niyetli, sevimli, civelek Amerikan gızı” bizim şu Emily. 

Seke seke yürüyen, abartılı jest ve mimikleri olan; dünyanın en “ne var ki bunda aq” olaylarına sevinince ve ya şaşırınca OMG OMG diye tepinerek şakıyan, enerjisi ve modu hiç düşmeyen, led ışıklı porselen dişleriyle kocaman ve sıcacık gülümseyen, konuşurken saniyede 8 cümle kurabilen falan gızlardan işte.

Daha da betimlerdim ama yeter bence, anladınız siz onu.

Kızımız tabi ki Amarıka'da bir plaza gızı. “Sports bar”larda birlikte chicken wings yiyimleyip bira içtiği, tuttukları takım skor yapınca bir hamlede kucağına zıplayarak ağızdan öpüştüğü bir sevgilisi de var. 

Ama naparsınız ki kader ağlarını örüyor ve Emily hanımgızımızın beklenmedik bir anda bir yıllığına, Paris’e tayini çıkıyor. 

 Emily büyük bir heyecanla 8 valiz dolusu kombinliq kıyafet eşliğinde uçağa atladığı gibi soluğu Paris’te alıyor. 

Hemen “emily in paris” diye instoş hesabı açıp; eyfel kulesiydi, kuruhasanıydı, şampanyasıydı her bulduğu klişoş Paris zikleriyle poz vererek dudak büzmeli selfiler atıyor. 



Takipçi aqıyor Emiliy’e. “Yok canım almayalım, biz yeni laykladık da geldik Eyfel kulesi” diyen yok. Gören basıyor kalbi.

Emily safozu, hayran oluyor şehre. Pek bi mutlu. 500 yıllık binada, asansörsüz, tesisat boruları patlak, göt içi kadar daire bile büyülüyor onu. (Aynı apt. Kars’ta olunca garibanlıque derler üzülürler bize amk, Pariste olunca wow! Akdkndnf) 

Neyse efendim valizlerini koyup, dakka 1 gol 1 kendisine yürüyen yağışıklı fransız emlakçıyı “snn be slk, memlekette sözlüm var” diyerek atlatıp, selfisini çekip hemen ofise yol alıyor. (Zaten Jetlag olup ofise gitmeyen de ne bileyim) 

 Ofis karakterleri klişesi checklist: 

-orta yaşlı, daş ve klas, adamı itin götüne sokan kadın patron (check) 

-siyahi, önceleri gıcık ama sonradan eyi çocuk olduğunu anladığımız, tarz giyinen gay birey. (Check) 

-sarkastik ve patavatsız, dünya götüme minare skime cis erkek birey (check) 

-zengin göstersin diye aralara serpilmiş ambiyansı bozmayan diğer çalışanlar. (Check) 

Emily şirkete “Parisss kalpp kalpp, burda olduğum için çk mutlymmm kalp” falan diye yüksek ve minnoş bir giriş yapsa da fransızlar hiç prim vermiyor kendisine. 



Burdan sonraki birkaç bölüm şu minvalde geçiyor: 

-Emily’nin her boka yükselen, girişimci ve işkolik amerikanlığı karşısında göz belerten fransızlar

-apartman görevlisinden, çiçekçisine, garsonundan ofis ekürilerine herkesin Emilye köpek çekmesi 

-fransızların snobluğu, nobranlığı, entelektüelliği, adab-ı muaşereti karşısında Emliy’nin köyloşluğu 

-Emily’nin yalnızlığı :( 


Sonra tabi hemen devreye manitadan bir bahaneyle ayrılıp, kendine bir de kız kanka yapma olayları girmesi gerekliydi ki “Emily’nin Paristeki yalnızlığı” teması sanat filmine bağlamasın. Oldu da zaten tüm bunlar. 


Emily’nin manitası, 1 yıl boyunca long distance yürütmek niyetiyle anlaştıkları ilişkilerini paris tatiliyle taçlandırmak üzere tam da yola çıkmışken; telefon edip ayrıldı kızdan şrfsz.

Havaalanından “ben gelmiyim Emo vazgeçtim gerek yok yeaa yürümez böyle” demeye aradı. Emily şok. Olan “Vay amk yaktı 600 dolarlık ımeerikın eerlayns şikago-paris biletini. Hacı konaklama nasılsa beleş, bilet de hazır, bidaha nerde gitçen” diye düşünen Türk izleyiciye oldu. 

Zaten biz memur çocuğu türk izleyicileri olarak nerde bir “bilet yakma, restoranda yemeğe hiç dokunmadan kalkma, abiye kıyafet yırtma (olmadı kuzen çocuğunun sünnetinde giyerdin be kızımm)” tarzı müsriflik sahnesi görsek çok kuruluruz. Buna da kurulduk.

Ama işte müjde müjde size, parizyenden müjde sizeee!! Emily artık single olduğuna göre dizinin “amman sabahlar olmasın” bölümlerine az kaldı. Sabredin :))) 

Emilye yürüyenler sıralı tam liste: 



-Antuan reis: Paris sosyetesinden zengin ve bol estetikli, nikahlı hanım +hırslı ve kariyerli zarif metres + holosko+ bir miktar para sahibi olan şirket müşterisi.

Amcamın paçalarından seks akıyor. Tek kaş havada çapkın ve davetkar bakan, yatak odası ses tonuyla kulağa hohlayarak konuşan bir parfüm dehası. Senciyim Antuğan<3 -webkit-text-stroke-color:="" 0="" rgb=""><3 





-Gabriel Şef: Emily'nin apartuman konşusu.

Kaslı ve beybi feys. Aynı zamanda hınzır ve tatlı. Komik ve çekici. Yardımsever ve hatırşinas. Bir de üstüne çoğ iyi insan. 


Onun da üstüne kariyerinde mişelin yıldızlı restoran şefliği vadeden bir czn Burak. Esasoğlan kriterlerinin hiçbirini sektirmeden en amerikanvari karşılayan cinsten. Tek kusuru: sevgilisinin olması (Şimdi senle yazışıoz da yenge kızmasın Gabriel ;))) 






-Profesör Toma:  Kitap kurdu (sadece cinselliqq sonrası üstü çıplak gezerken taktığı, siyah kemik gözlükten anladım) küntür sanat sepet üstadı, çoğ zeki falan bu adam. Sorbonne’da hoca. Yağışıklılık level’ını da şöyle anlatayım: ryan gosling getir-götürünü yapar. Ama işte çok götü kalkık yaa :// eser miktar mütevazilik içermeyen karakterin ömrü 1 bölümdür napak :( 






-Matheu Cadau: (isimlerin yazılışını mabadımdan uyduruyorum farkettiyseniz. google’layacak kadar kendime saygım yok şuan. Asdjdjndjdndn) 


İş adamı, devcileyin ünlü bir moda tasarımcısının veliaht yeğeni, Londrada okumuş, eski çıktığı gızlar hep manken, şanzelize meydanında Eyfelin götü manzaralı milyonlarca yuroluk roof top dairesi var. 

Bitti mi? Elbette hayır! Aynı zamanda kibar, tatlış, tam bir gönülçelen <3 vurma artık be zalım Matheu öldük :( 







-17lik sübyan Timothy: şampanya yapmalıqq üzüm bağları olan ve şatoda yaşayan elit bir ailenin küçük oğluşu. Emily yanlışlıqla milli ediyor bunu :( 

Dizinin altyapıdan yetişme amatör seksisi buncağızım da. 



Gördüğünüz gibi, zengin kodamanlardan tut işadamı veliahtlara, prens charminglerden, ilber ortaylı’nın gençliği proflara, 17lik çıtırlardan daha sayamadığım birbirinden taşşş figüranlara ennnn seçkin erkek birey türleri toplanmış uygun adım marş, yürüyor Emily’e. Bütün Paris açmış Emilyi beqliyor <3


Emily durur mu, yapıştırmış cevabı. Hepsiyle flört ediyor. Kimileriyle öpüş kokuş, kimileriyle cinsel seks artık işte o günkü moduna göre allah ne verdiyse. 


Valla diziyi ciddili eleştirmiycem tabi ki. 

Öyle kahkaha attıran, koltuktan düşürten, benlik bir mizahı yok. Ama yüzümde  gülümsemeyle izledim mi, izledim. Hoş vakit geçirdim mi, geçirdim. Diziyi gömmek için taşak geçiyorum sanmayın. Emily’e yanlış olmasın. 


Fransızlar, fransızca, Paris, ofis arkadaşları, Emilynin fanfinifinfon’ları konusundaki klişeler; klişe de olsa izlemesi keyifliydi. 10 bölüm aktı gitti. 


Ama “yav heee hee” dedirten amerikan romantik komedi klişeleri de vardı. 


-Emilynin önce türlü salaklıklar, patavatsızlıklar yaparak işleri karıştırması. (Milyonluk ihaleleri kaçırtması, anlaşmaları aksatması, patronları kızdırması neyim) Ardından laps diye bir anda aklına gelen dahiyane fikirlerle durumları kurtarması! 


-Emilynin ortaya attığı siksok fikirlerden, argümanlardan; büyük işadamlarının, ünlülerin, meslek duayenlerinin hemen de çok etkilenmesi. 


-araya anca bakanlık sekreteri, rektör, vali yardımcısı falan sokarak 3 ayda randevu alabileceğin tiplerle emiliy’nin hep şans eseri bir araya gelerek işleri bağlaması (asjdjnfnfnd) 


-dizi “fransızların gözünden fransızca bilmeden parise gelme hadsizliğinin eleştirisi, ingilizce bilmeme/bilse de konuşmama” olgusundan yola çıkarak hikayeyi bu zemine oturtma amacı taşıyor en başta. Ama ne hikmetse fransızların bu düsturu 1-2 bölüm özenle işlendikten Sonra saldım çayıra mevlam kayıra herkes şakır şakır ingilizce. 


Öyle ki Emily’nin olduğu ortamda kimse aralarında bile fransızca konuşmuyor. 

Ne bilem yanında oturana dönüp fransızca “naptın o işleri?” diyen yok. Emily duyarsa ayıp olmasın diye 2şerli small talk lar bile ingilizce. Ulan çiftler çift kavgasını ingilizce etti yanlarında Emily varken eheuheue. 


Bu konuya normalde takılmam. Diyalogların devamlılığı için gerekli bir durum sanırım. Bir çok dizide filmde olur bu. Örn 2 rus karakter odada yalnızken kendi aralarında rusça konuşmaz da rus aksanlı yarım yamalak ingilizce konuşur. Vardır bunun elbet sinema-tv alanında teknik açıklaması. Ama bu dizide vurgu “fransızların ing. tepkisi” üzerinden yapılmaya çalışılırken über saçma kaçmış. 


Bu arada izleyen frankofon varsa aydınlatsın pls karakterlerin fransızcası native miydi? (Ehehhe değilse söyleyin ona da gülem.) 


Şimdi son bir tespitimi daha salıyorum. 

Emily’nin çinloş kankisi mindy var ya, bildiniz mi?






Hah işte “arkadaşlıqq, dostluk” temalı çok sahne yaşandı Emily-Mindy arasında. Dert ortağı, kader ortağı oldular. Yedikleri içtikleri ayrı gitmedi. Emily arkadaşlığa çok önem veren, çok “samimi” can kız ya hani.. 






Son bölümde Mindy sokakta kalıp Emilynin evine çökünce emily nasıl da sıçar gibi ifadeyle ve hoşnutsuz karşılıyor? Ahshdjdjjd 


Dizinin en ince sahnesi buydu bana göre! Amerikalıların lafta “samimi” olması, ama “gerçekten” bir fedakarlık yapması, elindekini paylaşması gerektiğinde nasıl kalakaldıkları... 


Aynı örneği yıllar önce avusturyalı bi arkadaşım söylemişti bana. Bir amerikan lafta “bize gelin, mangal yaparız, yerimiz var, bekleriz” falan diye aşırı samimiyletle goygoy yapar vaadlerde bulunur ama kapısını çalsan hiç hoşuna gitmez...


Bir avusturyalı seni evine davet etmez, hiçbirşey vaad etmez ama ola ki hasbel kader kapısını çalarsan da seni samimiyetle karşılar, rahat ettirir- demişti... 

“hasbel kader” kelimesini nası demişti hatırlamıyorum o kısmı uydurdum. Isısısııs 

Ama bu sahneyi izleyince direkt aklıma bu konuşmamız geldi... 


Dizi eyyorum bitti. Hepinize benden 1 kuruhasan. Öpüyooore :*








15 yorum:

  1. :)İzlemiş kadar oldum eline dile sağlık.Ama anlayamadığım pariste kadın ırkına gıran mı girmiş herkezler emiliye yürüyor onu anlamadım.Yoksa tamamı mantığıma oturuyor:))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle bişey nası olabilir yaa delircem ansjsjs

      “Gıran giresice” kardeşimle çok kullandığımız ve koptuğumuz bir laftır şimdi senden duyunca güldüm yine :)))

      Sil
  2. Efsane yorum olmus assiri begendim, yine cok güldüm. Öf kendi aralarinda ingilizce konusmalarina ben de taktim. Valla gercek hayatta o emilynin oldugu toplantilari bile fransizca yapardi onlar. diziden keyif almana da sevindim. Aynen kafa bisaltmalik keyifle izlenesi dizi. Bir pazar gecesi izledim ben de hepsini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bi kere expat olarak gelenleri dil yüzünden gömmezler. Aklı mantığı olan gömmez yani. Adam belli süreliğine gelmiş işini yapıp gidecek. Bakkalda pazarda mağdur olmayacak kadar yerel dil bilse yeter (a1)
      Ki onu bile ister öğrenir (kendisi için) ister öğrenmez. Kime ne ehehhe

      Sen ne hakla fr. Bilmeden parise gelirsin demek saçma. Diyeceksen git amerikan ortaklı şirketine de amk. Dil bilmeyen Expat istemioz göndermeyin de. Kadının suçu ne andjdnnfnf

      Dil bilmediği için gömülme olaylarını da daha çok 3.dünya ülkesi vatandaşları yaşar, ve ya göçmen işçiler :/ bir amerikalının almanca bilmediği için gömüldüğünü hiç görmedim buda :// aksine can atarlar ayyy amerikalıyla ingilizce konuşak, hemen native bireyle pratik yapma fırsatımızı değerlendirek <3 <3 diye hahaha -ama tabi bu almanlar için geçerli :))) fransızları bilemiyorum.

      Ay kuşum senle dizideki yakışıklı adamları ve kıyafetleri konuşmamız lazım ajdjdjjf tatilinin bitmesini sabırsızlıkla bekliyorum eheuheuehe

      Sil
  3. Basak Bayliyom Sana. Ozden

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eeheueheh özden yiaaa çok datlısın <3 (en çok neyimi mesela. Kapatma konuşalım ahdhdhdjnd)

      Sil
  4. Betim reissss!!! İzlemiş kadar oldum varol. Ama vaktim olsun yine de izlerim, klişe&klasik&yormayan&kızlı erkekli :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İzlemeye üşenenler için kısa özet : paris’te hiç arap yokmuş gibi çek panpa.

      Eheuhe. 2. Sezondan bir threesome o da olmadı Vicky Christina Barcelona cosplayi bekliyorum. Bakalım, qısssmet.

      Sil
  5. Arkadasim onerdiydi ama ciddiye almadiydim simdi sende okuyunca cok merak ettim. Valla reklam yazari olsan sirketler koseyi donduydu❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben hepsini yumurtladım zaten Gece asfsjdjdjdjf okuduysan izlemeye gerek kalmamıştır :P
      Ah yaaa şu bonnboş yeteneğim nasıl da harcanıyor :( ehueheu.

      Sil
  6. Led isikli dis ndjdjdj Fransada kisa süreli yasamis biri olarak gözlemledigim, fransizlar ingilizce bilir ama agir aksanli konusur cogu. Bu durumdan utaniyorlar sanirsam ve bu yüzden ingilizce konusmaktan sakiniyorlar. Onlarda bizim türkiyedeki eba tv ingilizce ögretmeni cesareti gerek. (Yok canim laf sokmadim.) Kuruhasan dan fransada kaldigim sürece neredeyse nefret edecegidim cünkü fransizlar kuruhasani sanirsam hayvan yagiyla yapiyorlar , böyle bi agir kokulu falan. Kuruhasan icin en iyi adres bence viyana olabilir. Österreich punkt.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kuzenimin fransız sevgilisi kaldı bizde yazın 3-4 gün. Bu süre boyunca çocuk ingilizce biliyor mu bilmiyor mu anlayamadım adjfnfjfkfjfjf

      Fransızların herşeyin içine 1 külo tereyağı basması resmen hayvanlıq. Kuruhasan viyanadan çıkmış zaten bi rivayete göre. Viyana kuşatması zamanında çıkarmış ilk bu ürünü fırıncılar. Herkes sığınaklarda saklanırken, ellerindeki kısıtlı malzemeyle ekmek dışında hem tatlı hem doyurucu falan bişey yapak derken kuru hasan yapmaya başlamışlar. İsmi de yeniçeri bayrağındaki hilalden geliyor. (Kuru: yarım hasan: ay demek andjjdjd)

      Yunanlılarla bizim baklava-musakka-döner kavgamız gibi paris-viyana arasında da bir croissant mevzusu var eheuheeu.
      Onlarda: kruğasan; bizde: badlıcan musakka ahshshdd joğrafya kaderdir :(

      Sil
  7. almanlar kadar olmasa da ben de krimi manyağıyım. tlcde gecenin köründe çıkan GÜZELLİK KRALİÇESİ ANDREA EŞİ CANITINI NASIL ÖLDÜRDÜ konulu yarı canlandırmalı tırt ötesi şovları bile izlemişliğim var. mindhunter 3. sezonu çıkarmayacağı için david fincher'ı okul çıkışı dövücem.

    emily in paris'i izlemedim ama tivitırda doğma büyüme parisli biri dizi hakkında thread döşemiş anıra anıra okudum fkfjkffk pariste bayan kalmamışçasına her erkek emily'ye yavşıyo ve emily'de hiç bir özellik yok yav senaryoyu yazarken biri de ne yapıyoruz biz dememiş mi kfjkfjf

    YanıtlaSil
  8. Basak be cok ozledim. Ozden

    YanıtlaSil