20 Aralık 2018 Perşembe

Tarihe not: hayal kırıklığı

20 aralık 2018

Oğlum bugüne kadarki hayatının en büyük hayal kırıklığını yaşadı... 



Uzun zamandır hayalini kurduğu (ah yavrım hayallerinde kimbilir nasıl da kuruyordu) heyecanla beklediği bir şeyin, hayallerindeki gibi gerçekleşmeyeceği acı gerçeğiyle yüzleşti ve kaldıramadı. 

Öfkelendi, kafa tuttu, isyan etti sonra da tam 1 saat içli içli ağladı... gözlerindeki hayal kırıklığını (o kadar somut birşeymiş ki o hayalin kırığı) Gördüm. Kırılırken çat sesi bile geliyormuş. Duydum. 

Bu kadar ajite ederek anlattığıma bakmayın. Aslında sikko bir yanlış anlamadan ibaret olay! Hayalin kırılmasında kimsenin parmağı yok yani aslında. 

Olay şöyle: kar tatiline gideceğiz ve bunun hayalini kuruyor. “Clara’larla” gidiyoruz diye biliyor. Bilmediği kısmı: otelde değil kulübede kalacağımız ahshshdhhdhd 

Nerde kalacağımız kısmı hiç konuşulmadı, üstünde durulmadı. Edo yavrım da geçmiş tatillerden referans alıp otelde kalıcaz diye düşünürmüş meğer otomatikman. 

Bu gece pijamalar giyildi, dişler fırçalandı, yatakta sohbet keyfi yapıyoruz. Yarın son kez okul, sonra 7 gün ev sonra 7 gün tatil yuhuuuuuu diye en keyifli modumuzdayız. 

Laf lafı açtı. Maksat muhabbet olsun diye “tatilde clara'yla mı aynı odada kalmak istersin, maya'yla mı?” dedim. Nasıl yani??? Dedi anlamadı.

E canım evde işte, tatil evimizde 4 tane oda var. Clarayla aynı odayı paylaşabilirsin, güney afrikadaki gibi dedim. 

Başından aşağı kaynar sular döküldü çocuğun. Bir yandan ağlayarak bir yandan bas bas bağırarak isyan ediyor

-otelde kahvaltıda minik minik nutellalar reçeller olurmuş. Ev kahvaltısı tırtmış
-havuza da girmek istermiş, evde havuz ne gezermiş
-otelin yemekleri şahaneymiş, kendin seçiyormuşsun. evde leşmiş (ashsjndndj) 
-otelde yapacak çok şey varmış, evde canı sıkılırmış. 
-dağın tepesinden eve nasıl gidelimmiş oralarda ev mi olurmuş, halbuki otel kocamanmış. 

Bunları şımarıklıkla söylemiyor; hayal kırıklığı ve kaderine isyanla söylüyordu ama. Türkçe'de doğru kelimeleri bulmak için kıvranıyor; derdini anlatabildiğinden de asla emin olamıyordu. 

Ben tatlı tatlı konuşup ikna etmeye çalıştım tabi her argümanına alternatif cevap bulup. 

-minik reçel markette de satılıo len, ben sana kahvaltıyı o şekil hazırlarım evde kıpsss dedim. 
-havuz illa ki vardır çevre otellerde, günübirlik gideriz birine çok isterseniz dedim
-kulübeyi övdüm. Her yer tahtadan dedim, ranza var dedim. 
-zaten bütün gün kayıcaz bi yatmaya gelicez dedim. 
-bu sene de böyle dene bakalım beğenmezsen seneye otel bakarız dedim. Denemeden bilemezsin dedim. 

Yok nuh diyor peygamber demiyor. Ben otel istiyodum, benim en sevdiğim şey otel, niye böle oldu lan şimdi diye şok geçiriyor çocuk. 

Ben tabi bunun bu hayal kırıklığı ve ağlama moduna çok üzülsem de bi yerden sonra “.mı buldun kıllısını arıyon. Paşama tatil beğendiremioz. Biz senin yaşında poşetle kayardık mq bu ne tatminsizlik, görgüsüzlük, yüzsüzlük” diye şiştim ve de sinirlendim tabi içimden. Gittikçe gerildim. Nasıl sakinleştireceğimi bilemedim. 

Hay dilimi eşşek arısı soksun, bi de "belki claralarla yapacağımız son kayak tatili bu. Keyfini çıkaralım" dedim. 

Ve çocuk hepten kafayı yaktı ahsjsjjdjdhdbdn 

Şimdi o da şöyle ki claralar farklı eyalette yaşıyor. Sömestr tatilleri farklı tarihte onların. (Atıyorum bizimki 1-7 şubatsa onların 7-14 şubat) Eskiden kreşte sorun olmuyordu kafamıza göre istediğimiz zaman çocukları alıp tatile gidiyorduk. 

Ki zaten noel, sömestr, paskalya gibi zamanlar hem her yer (yollar, oteller vs) aşırı kalabalık; hem de fiyatlar 2-3 katı!!! Ama artık okulluyuz ve mecburen artık işimiz resmi tatillere kaldı. 

Bu sene bi şekilde denk getirip noel tatilinde kayak ayarladık ama seneye herkes kendi sömestr tatilinde gider, birlikte gidemeyiz herhalde diyorduk W ailesiyle. Hem çok pahalı, hem noel döneminde iki tarafa uyan tarih ayarlamak çok zahmetli.

Neyse ben bunu diyince edo tabi ki olaya ayıkamadı. Claralar ordan geri dönmiycek mi, başka yere mi taşınıcak, neden birlikte tatil yapamıycaz, bi daha hayatımız boyunca onları görmiycez mi diye daha beter ağlamaya başladı. Ayıkla pirincin taşını! 

Bok ettin bağyan! Ne gerek vardı bu mevzuyu kakıyosun araya, hem de çocuk böyle bir moddayken. 

Edonun hayal kırıklığı bir tarafa ben de bu gece acı bir gerçekle yüzleştim... 

Oğlumla bizi birbirimize bağlayan sözel dilin zayıflığı... Duygularını anlatmak için istediği kelimeleri bulmaya onun türkçesi yetmiyor; onu anlamaya da benim almancam... 

Onun duyguları almancada gürül gürül çağlayıp akarken, türkçesi kurbağalı dere. Ne anlamaya yetiyor derin mevzuları, ne anlatmaya... 

Anlatmak istediğin önemli ve hararetli bir mevzuyu başka dilde istediğin gibi anlatamama olayını yaşadın mı hiç? 

Anlık bi tıkanma yaşarsın... kafanın içinde kıvranır durursun, istediğin kelimeyi bulamasan da başka kelimelerle başka şekilde anlatırsın sonunda ama; o tıkanma seni ezmiştir, kendini kötü hissettirmiştir bi kere. Yaşayan bilir, çok yıkık bir durumdur... Edo bunu yaşıyor işte artık bazen... 

Ben onun türkçesini mümkün olan en akıcı seviyeye getirmek için canla başla uğraşıyorum zaten. Daha fazla yapabileceğim bişey yok. Onun ana dili, annesinin dili değil. Kavramsal olarak bile bu kadar karmaşıkken konu, çocuk bir de bunun içine doğdu ve yaşıyor. 

Evet bilingualizm müthiş bir zenginlik, analitik kıvraklık, büyük bir şans, hayat boyu avantaj falan feşmekan ama! Anayla oğul arasına da girmeseydin be dil! Zalımın dili. 

Herşeyin bir bedeli var işte aq! Bilingual çocuklar oh mis on numara öğreniveriyo dilleri falan diyoruz da işin aslı öyle değil. Çok sancılı süreçler aslında... onların ödediği bedel de bu küçücük yaşlarında dertlerini anlatamamak işte. Belli süreler yaşıtlarını geriden takip etmek, dili proseslerken sürekli fazla uyarana maruz kalıp beynin otizme benzer semptomlar göstermesi! Tesadüf olamaz di mi? 

Bakın böyle bir hipotezim var benim. Ne kadar bilingual çocuk tanıdıysam erken çocukluk döneminde otizm spektrumuna ucundan kıyısından dahil edilebilecek semptomlar gösterdiler.... 

Takıntılar, tekrara ezbere dayalı oyunlar, künt hayal gücü, göz teması kurmamalar, sosyal ve sözel gelişimsel problemler... bu durumun bilingualizmle alakası var bence. İmkanım ve götüm olsa böyle bir araştırma yapardım. Ve hissediyorum ki anlamlı fark da bulurdum. 

Neyse ki sonra geçiyo. Beyindeki nöral ileti yükü azaldıkça mı neyse artık, diller geliştikçe herşey kendiliğinden çözülüyo. 

İnanılanın aksine ben çocukların 0-6 yaş döneminde (anne-baba farkı dillere sahip değilse tabi) 2. bir dile maruz bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum ya. Hani çocuğu yok efendim fransız okuluna yollayak, native hocadan haftada 30 saat ingilizce ders aldırak kısmına bu kadar erken yaşlarda gerek görmüyorum. 6-12 yaş arası başlanması çok daha kral olur; seviye olarak da fark olmaz! Gibime geliyür. 

Neyse bu geceye ve tarihe de notum bu olsun. 

Haa olayın sonunu anlatmadım. Karşılıklı gerildik, üzüldük, çaresiz hissettik falan oğlanla. Sonra bol bol sarıldım, öptüm. 

“Edocum sen çok üzgün olduğun ve kafan çok karışık olduğu için şu an bu konuyu çözemiyoruz. Sen lütfen uyu, dinlen, daha fazla düşünme. Yarın sabah sağlam kafayla bi daha konuşuruz, çözeriz” dedim. “Baban gelsin, yarın sabah onunla da konuşursun. Tekrar değerlendiririz, şu evin resimlerine falan bakarız, clarayı ararız onunla da konuşursun. Daha iyi hissetmeni sağlıycak şeyler buluruz bence yarın” dedim. Tamam dedi, yattı. 





8 yorum:

  1. hayatin hangi asamasinda ve 'nasil', mutlulugu disa bagimli hale getirdigimizi bulabilmek isterdim..kendi yarattigimiz mutluluk araclarimiz...elimizden alininca kucuk dunyamizi yikabilen araclar...gercek mi bunlar? yoksa ogrenilen seyler mi?
    edo'ya bakilirsa baya bir derinlere inmem lazim kendimde, hatta 6 yastan daha derine;)
    bilingual yetisen uc veledim var...ama hepsi ayri bir hikaye...tezine karakteri ve cinsiyeti de eklemek isterim...ice donuk,gozlemci,sakin,duygusal ve hassas bir karakter; erkek cinsiyetiyle birlesince evet tezini onayliyorum;)ortancam orneklem grubunda:)
    kelimeler diil de duygular anlasilinca,anlasildigini hissedince rahatlar insan..
    kucuk yasta mantiktan ziyade duygular hakimdir,kelimelere cok takilma derim..
    hal dilin yeterli olacaktir simdilik..
    iyi tatiller dilerim..




    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Mintciğim bence mutsuzluğun bazen kişilere, olaylara, hayallere dayanması çok da kötü bişey değil. Asıl “Öğrendiğimiz” şey bunla başa çıkabilmek zaten hayatta. Hiçbir şarta bağlı olmadan sürekli mutlu olmak avanaklık değilse ne? :))) ruhumuzu ve zihnimizi besleyen; yaratıcılığımızı ve karakterimizi geliştiren kırgınlıklar, bıkkınlıklar, mutsuzluklar aslında en az mutluluk kadar.

      Doğum sırası da önemli bir parametre, onu da ekleyelim teze :) bir de bilingual kardeşler kendi aralarında gayet güzel iletişim kuruyo iki dili yanar-döner ortaya karışık yapıp di mi? Karışan yok, düzelten yok, darlayan yok, oh mis eheueheu.

      Duyguları sadece sözel olarak aktarmıyoruz orada çok haklısın. Hele ki anne-çocuk arasında. O konuya ben de takılmıyorum aslında. Ama artık okuma yazma öğreniyor, okulda her gün yeni bir şeyler öğreniyor. Bilim, tarih, sanat, doğa hakkında her gün ufku genişliyor. Türkçeye istediği gibi çeviremediği için bunları bana anlatma, benimle paylaşma hevesi kırılıyor gibi geliyor. Üzülüyorum.. ama belki de alakası yoktur. Konuşmayı paylaşmayı çok sevmeyen, ağzından kerpetenle laf alınan düz erkek modelidir. Ondandır o ahahshjdjdhd.

      Sil
  2. yerim ya!

    biliyorum şımarıkça geliyor. dünyanın en zottiri meselesi. ama orda yaşanan dram, orda akıtılan gözyaşı, gırtlaktan gelen acılı ses.. ah ya, eriyorum ben de. biz de benzer şeyler yaşıyoruz çünkü çocuğun hayalinde tatil kavramsal olarak yok. konsept olarak var. geçen yaz havuz tatili deneyimimiz bence berbattı ama doğu hastası oldu. bu sene de tekrarlıycaz. ona soruyorum, bu sene nasıl olsun istersin, hadi konuşalım vs. birebir geçen yılkinin aynısını sayıyor. havuzun şekli bile aynı :D bazen sinirlenip 'olm kafan mı basmıyor ya ikisi de aynı şey işte' diyecek seviyelere geliyoruz sohbetlerde aaahahah. demiyorum tabi.

    kısacası, edo'yu çok iyi anladım, sen de iyi bağlamışsın.

    çok dillilik konusu bana yabancı ama ilginçmiş. olabilir ha?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O gece haris yoktu, bu drama şahit olamadı. Sabah anlattım, götüyle güldü. Ağlamasına ve hayal kırıklığına üzüldü tabi de. Bu sürekli aynı yerlere gitme, aynı şeyleri yapmak isteme olayına güldü.

      Çok dillilik olayı karışık ya. Aşağıda özge de yazmış. Ona dökülücem şimdi ordan okursun ehehhe.

      Sil
  3. Otizm, dil edinimi vs konularinda kendi yasadigim tecrübeler var ve sunu söyleyebilirim ki yazdiklarina kesinlikle katiliyorum. Herkesin söyledigi-kitaplarda da gecen- 4-5 yas araliginda dil penceresinin kapandigi tezi gercek degil.okulda bu konuyu cok tartismitik. Hatta bunun acilen degismesi gerek. bana kalirsa , senin dedigin gibi 6 yas itibariyle ikinci dil ögrenimine baslanmali. Cünkü bu yaslardan itibaren cocuk hem dalma yöntemini kullarak hem de bilincli bir sekilde dil ögrenebilir. Hatta mükemmel ögrenir. Sorun ne biliyo musun? Iki dillilik konusunda yeni arastirmalarin yapilmamasi veya arastirmalarin önemsenmemesi.Simdi buraya deneyimlerimi yazayim mi diye düsündüm ama cok cok uzun :) Beni düsündüren ve sasirtansa bu konuyla ilgilenenlerin disiplinlerarasi calismamasi. Son olarak da; sevgili edo ve annesi,sizi cok iyi anliyorum. Ps. Clara deyince aklima Heidi nin gelmesi :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Özge yeterli çalışma olmaması, dil edinim süreçlerinin adam gibi irdelenmemesi konularında aşırı katılıyorum ya. Ailelere sorunca kimisi “sorunsuz öğrendi. 3 yaşında 5 dil konuşuyor. Aksansız, şakır şakır, mükemmel” falan derken; kimisi “çok sıkıntılı, aksanlı, kelime dağarcıkları yetersiz, gramer yapıları oturmadı” vs diyo.
      Yani ailelerin öznel değerlendirmeleri asla referans olamıyor. Sorry ama mesela çocuğu götüm gibi konuşan ana “mükemmel” derken; ben onun çocuğundan daha iyi noktada olan oğluma “çok sıkıntılı” diyorum. “Aaaa çok kolay, çocuklar hemen çözüyor, şak diye öğreniyorlar, hiç merak etmeyin” diye yaklaşanlar var; süreçte anamız ağladı diyenler var...

      Ha diller oturunca 12 yaşından sonra falan yapılan ölçeklerde büyük ihtimal sıkıntı çıkmaz. Seviye çok rahat belirlenir ve orada iki dilin de “native” olduğu bulgulanabilir. Ama sürece dair bir ölçek yok!

      Ay benim de illlah ettiğim bir konu :) tutmasan ben de yazıcam 5 sayfa şimdi. Eheueheu

      Deneyimlerimi yazacaktım yazmadım demişsin ya, ben o deneyimleri tahmin edebiliyorum ve size kocaman sarılıyorum <3
      P.s: edonun sınıfında bizzat “heidi” diye de arkadaşı var asjdjfjdhfjfj. Peter da var clara da var hepsi var :D

      Sil
  4. Ah kiyamam yaa:( böyle dramlar bizde de yasaniyor, empati kurdum. Eminim oraya gidince cok eglenecek,nasil bir yere gidecegini tam olarak bilemedigi icinde ariza cikarmistir diye düsünüyorum. Ama kar, kayak, bebeler filan kesin eglenir bence. Dil konusunda sana katiliyorum. Biz evde turkce konusuyoruz okulda almanca ogreniyorlar. Ama oyle dendigi gibi aman hemencecik ogrendlier, sular seller gibi konusmaya basladilar bikac ayda gibi bir durum hic olmadi. Ki 19 aylik basladilar yuvaya ikiside. Ilk baslarda hepsi bebe konusamiyordu yuvadakiler tabi. Ama ne zaman konusmaya basladilar benimkiler noluya lan oldu valla. Evde baska, yuvada baska. Oyle kolay bi gecis olmadi inan. Kizim yapi itibariyle cekingen oldugundan mutevellit sosyallesmesi zaman aldi. Okula baslamasiyla daha iyi oldu tabiki ama, zorlandigi ve dislanmis hissettigi durumlar oldu. Dusun evde tek dil var, buna ragmen kolay olmadi. Seni cok iyi anliyorum. Ama diger taraftan üc dilli buyuyen, hepsini sakir sakir konusan arkadaslarida var. nasil oluyor bilemiyorum altan:))

    YanıtlaSil
  5. O catirdama sesini benim 2.5 yaşındaki sipada bile duyuyorum. Sonra bir de nasil duygusal olduğunu hatirlayip vay anam bu ileride aşık olup da yamulunca ne yapacağız diye dertleniyorum... Çünkü manyaklik bedava :)
    Neyse, konuya geri dönersek ben de en az Edo kadar üzülürdüm herhalde konfor şansını kacirinca hahahah:) yine de bence boyle daha cok eglenecekler de farkinda degil

    YanıtlaSil