27 Ekim 2017 Cuma

Komünizm, köpekler ve çocuklar






14-15 yaşlarında falandım annemlerin arkadaşı bir çift bize gelmişti. 4-5 yaşlarında bir çocukları vardı. 
Sabah kahvaltıda annesi omlet istedi çocuk için. "Sevdacığım tek yumurtayı iyice çırpıp pürüzsüz ve yuvarlak bir omlet yapabilir misin? Başka türlü yemiyor" dedi. 

Annemin teflon tavalarını çizik içinde bırakıp mındar ettiğimiz için, omlet tarif edildiği gibi olmadı asldkfk 

Altı yapıştı falan tabağa koyarken de katlandı.  Çocuk arıza çıkardı, yemedi... Annesine "yeniden yap" dedi.

Annesi çocuğa açıkladı. "Oğlum sevda teyzenin bu tavası bizim evdeki tavalarımızdan değil. O yüzden yuvarlak olmuyor, yeniden yapsak da olmaz bugünlük böyle dene" falan dedi. Çocuk yemedi. 

Ben çok şaşırdığımı ve kınadığımı hatırlıyorum. Biraz geç sahip olunmuş bir çocuk, tek çocuk, buldumcuk aile falan diye teşhisi koydum. Vay ankun! Olaya gel falan diye şok oldum. Ve şu an hepimizin uyguladığı "çocuğa köpek olma tarzı parenting" yöntemiyle ilk kez orada tanıştım. 

Benzer hayretleri de bundan 25 yıl önce teyzem yaşardı (ananemin kardeşi, büyük teyzemiz) bir arkadaşının "süs köpeği" vardı. "Köpeğe özel tavuk haşlıyo, marketten alıp sosis yediriyo. Köpek evin baş köşesine kuruluyo, köpeğin özel kıyafeti var süslü püslü mama kabı var aynı insan gibi ayol" eheuheue diye şaşırarak ve gülerek anlatırdı.

Halbuki şimdi bazen tv de görüyorum, bu celebrity köpeklerinde falan onbinlerce dolarlık pırlanta tasma var. Benim bütün düğün takılarımı toplasan o köpeğin aksesuarının çeyreği etmez askdllflggll ama bu ilginç gelmiyor... Oysa ki yıllar önce  teyzeme bir köpeğin, yemek artığı yerine özel mama yemesi dünyanın en ilginç şeyi gibi geliyordu.

Yine bir keresinde köyden gelen yaşlı bir misafir benim "hamster" beslememe şok olmuştu asjdkfkkgg 
"Kedi yok mu gız tutuversin şunu? Ay koynunda fare gezdiriyon, gaffayı mi yidin?" falan demişti 

Ne anlatıyon hacı? diyecek olursanız gelmek istediğim nokta, ilk kez karşılaşılan durumun über garipsenmesi, ayıplanması, kınanması, taşak geçilmesi  ama sonra norm haline gelmesi olayı! 

Hamilelikten itibaren sağlıklı beslenme, bebeğin gelişim aşamalarını didik didik etme, milyonlarca paragraf yazı okuma; çocukla saatlerce oyun oynama, tuvalete gidecek vakit dahi bulamama, yok montesori, yok fine motor kas gelişimi, yok bilmemneye yardımcı zırt vırt aktivitesi, kendine zaman ayıramayıp insanlıktan çıkma, babanın çocuk bakımına eşit katılım beklentisi ve kocayla gırtlak gırtlağa gelmeli mevzular, organik yemek pişirme, uyku eğitimi, rutinler, ekran kotaları veya ekransızlık,  İnstagram analığı- annelik blogları ve sidik yarıştırmalar derken bu çocuk yetiştirme mevzusu müthiş zorlaştı biliyorsunuz...

Bu ekolün aktif olarak hayatımıza girmesi ne zamana tekabül ediyor diye düşündüm. (Belki bir 10 yıl olabilir... Tamam montesori, bazı gelişimsel kuramlar falan çok daha eskiye dayanıyor ama bütün bu olaylar silsilesini alıp hayatımızda uygulamaya çalışmamız "norm" kabul etmemiz max 10 yıllıktır diye hesapladım kabaca) 

Bu şekilde yetiştirilen çocuklar ileride nasıl yetişkinler olacaklar? Var mı bunun örneği? Diye düşündüm... 

Çünkü bu tarz çocuğu hayatın merkezine koyup günlük hayatı tamamen çocuk ekseninde planlayan, çocuk ayrılık anksiyetesi yaşamasın diye 1 gün bile ayrı geçirmeyen (çalışma hayatından bahsetmiyorum ancak; çocuksuz tatil- çocuğu birine bırakıp sık ve kafana göre programlar yapmamak vs dediğim) ailelerin çocukları şu an 10 yaşında falan olabilir diye düşündüm... İşte bu yöntemin tutup tutmayacağını görmek için daha bir 10 yıla ihtiyacımız var... 

Maddi manevi tüm istek ve ihtiyaçları aileleri tarafından çılgınca karşılanmış, olabilecek en az hasar ve travmayla büyütülmüş, bütün yetenekleri aileleri tarafından onlarca kurs denenmek ve vizyonu uzay olan okullara gönderilmek suretiyle ortaya çıkarılmış, her adımında aileden destek ve anlayış görmüş çocuklar ileride nasıl yetişkinler olacaklar? 

Mutlu çocuk yetiştirme yolunda mutsuzluğun dibini gören ebeveynleri ileride neler bekleyecek? Yoksa şimdilik her şey dev bir illüzyon mu? 

Bu çocuk yetiştirme yöntemi komünizm gibi olmasın lan? Teoride, ütopyada her şey mükemmel, ama uygulamaya geçince 20 yılda çöküyor ve insanlar mutsuz?? 

Bunları düşünürken aklıma ilk paragraftaki örnek geldi. Hah dedim tamam! Bu örnek o çocuk! 


Çocuğun adı Cenk olsun diyelim. Cenk ilk okula kadar Fransa'da yaşadı. 2,5 yaşında kreşe başladı. Ailesi bakıcısız yardımcısız büyüttü. Çok özel bir yetenek ve deha olduğu düşünüldü. Çok acayip okullara gitti. 

Cenk de boş değil tabi tüm bunların hakkını verdi... Şuan 20lerin başında, Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinde bir mühendislik okuyor. Master için Harvard hedefliyor. (Ve bildiğim kadarıyla hedefine çok yaklaştı şu aşamada) Konser piyanisti seviyesinde piyano çalıyor. 3 dil biliyor. Hobi olarak doğada su sporları (yelken, kano, kürek) yapıyor. Sağlıklı ve fit görünüyor. 

Cenk'i çok iyi tanımıyorum. Yazları sık görmeme rağmen aramızda pek bir iletişim yok. Kibar, saygılı, kültürlü bi çocuk olduğunu söyleyebilirim. Ama sessiz, kendi kabuğunda bir tip. Pek arkadaşı yok. 

Yetiştirilme tarzı, ailenin tutumu, aldığı eğitimler mı onu izole etti; yoksa karakter ve deha meselesi mi, bilemeyiz. Peki Cenk Mutlu mu? Onu da bilemeyiz.... Ama yüzü gülen, kıpır fıkır bir genç; enerjisi yüksek bir çocuk değil. Onu söyleyebilirim. 

Aile kesinlikle baskıcı, hırslı tipler değil... (Dışarıdan göründüğü kadarıyla) aşırı korumacı, sahiplenici tipler de değil. (Çizdikleri imaj itibariyle) çocuğa yaklaşımları da arkadaşça ve doğal görünüyor... 

İşte elimde bu "pilot" proje örneği olunca derin düşüncelere gark oldum. Kendi kendime düşünürken laf lafı açıyor zaten. İçinden çıkamıyorum. Yaşayarak görücez... 










 

16 yorum:

  1. Peki iyi de, son paragrafta belli ki "enerjisi yüksek" ve "kıpır kıpır" olmak sana göre önemli bir normallik kriteri.. Yani içe dönük, entelektüel, kendiyle mutlu insanlar otomatik olarak daha mı mutsuz oluyor? Böyle düşündüğünü sanmıyorum ama böyle düşünen hatta kendi kriterleriyle yaptıkları araştırmalarda "içe dönüklük" ile mutsuzluk gibi kavramları birbirine yaklaştıran çok insan / araştırmacı var malesef..
    Bence Cenk Türkiye'de çok mutlu olabilecek bir çocuk olmamış ama Harvard'a kendi gibi insanlar bulabilir, mutlu olabilir. Bulamazsa da sanırım kendiyle kalıp da mutlu olabilir, benim çevremde bu tip enerjisi düşük çok insan var (hatta biri de benim belki) ve mutluyuz yani :D Çok sosyal, kıpır kıpır, dan dun olan çocukların da kesin mutlu olduklarını sanmıyorum..
    Gelelim helikopter ebeveynliğe.. Aslında olayın iki boyutu var, ilki bazı insanlar çocuklarını özellikle sosyal medyadaki anneler ve çocuklarla çok kıyaslıyor ve çıtayı gereksizce yükseltiyor hem kendilerini hem çocuklarını mutsuz ediyorlar. Ama bazı anneler de mesela 30'ların sonunda çocuk sahibi olanlar, biraz kariyere doyup sonra çocuk yapanlar, yani hayattan şu aşamada çocuğun keyfini çıkarmak gibi bir beklentisi olanlar da böyle çocuk odaklı olabiliyor. Mesela ben de biraz öyleyim, evet tatilime çocukla gidiyorum çünkü çok keyif alıyorum Başak, tek gitsem böyle eğlenmeyeceğimi biliyorum çünkü çocuktan önce ben uçak biletimi alıp tek başıma bir sene boyunca dünyayı gezmiştim. Yani yaptım onu ben, şimdi çocukla seyahat etmeyi istiyorum, hayatımın bu döneminde çocuklarımı kendim büyütmek ve evet isterlerse onlara pürüzsüz omletler yapmak istiyorum. O kadının çocuğuna söylediği sözün aynısını da söyleyebilirim çünkü olumsuz bir anlam çıkarmadım ben, evet bu tava aynı tava değil, sonuç farklı olacak demiş, ne deseymiş? Bence çocuk neden-sonuç öğrenmiş bak şimdi Harvard'a gidiyor :D Ay bu arada Cenk ismi tam oturmuş çünkü böyle anlattığın gibi 2 Cenk tanıyorum ben :D
    Neyse yani, bence bırakalım isteyen çocuğunun üstüne titresin isteyen köpeğinin isteyen çiçeğinin, birine bakım verme mutluluğunu biliyorsun.. Bu da lazım hayatta.. Zaten Cenk de gidecek Harvard'a bak anası şimdi istediği kadar gezer tozar, isterse yamuk yumuk omletler bile pişirebilir onlarca :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cerencim şu yorumun üstüne yazımı bidaha okudum.
      -kıpır kıpır olmayan çocuk = mutsuzdur (hatta normal değildir)
      -çocuğun annesinin omlet hakkındaki açıklaması = yanlış
      -çocukla seyahat etmek, çocuk odaklı yaşamak = ailelerin seçimi değil mecburiyeti
      -çocuğun köpeğin çiçeğin üstüne = titrenmemeli

      Gibi anlamlar çıkıyor mu diye bi daha baktım. Yok I-ıh cıks, çıkmıyor :))

      Orada tek bir cümlem var "çocuğu Mutlu etme yolunda mutsuzluğun dibini gören ebeveyn" diye bir tanımım var: bunu da pürüzsüz omlet yapmak zorunda olduğumuz çocuksuz alanımız olmadığı için mutsuz olduğumuz anlamında söylemek istememiştim... Herşeyi doğru yapma ütopyasıyla (ve kendi içimizdeki baskısıyla) mutsuz hissettiğimiz algısıydı demek istediğim... Genel bir mutsuzluk tablosu değil de; bunaldığımız ve tökezlediğimiz aşamalarda ortaya çıkan çaresizlik hissine atıftı aslında... Orada haklısın, net ifade edememişim. Biraz daha açabilirdim. (Ama sayende şu an açmış oldum hehehe teşekkür ederim yoruma <3

      15 yaşındayken Cenk'in omlet raconu ve annesinin buna okey vermesi çok garibime gitmişti. Şimdi bırak omleti neredeyse her yiyeceğin farklı hazırlama talimatları var bizde, hem de bir değil 2 tane :))) biri muzu palmiye gibi soyulmuş ister (tamamen soyup verdiysen vay haline) diğeri tamamen soyulmuş ve dilimlenmiş. Elma, köfte, tost her şey kişiye özel farklı farklı kesilmeli-yenmeli ve tabi ki eşşek gibi yapıyorum Nasıl isterlerse :D

      Çocuğun gerçek ismi Cenk olmasa da ona çok yakın bişey bu arada askdlflg

      Sil
  2. Cönk :P mutsuz olsa anlaşılırdı bence. Çünkü mutsuzluğun ayrı bir enerjisi var ve etrafını da etkiliyor. Ve öyle belirli özellikler edinecek kadar - piyano becerisi, birçok dil bilme, sporda başarı ve beceri gibi- kalifiye olmuş bir insan benim deneyimlerime göre ya kendi gibiler arasında daha rahat ve katılımcı oluyor ya da çok merak ettiği karakterde birilerinin yanında. Ben de 4ünü doldurmasına 2 ay kalmış bir erkek evlat yetiştirmeye çalışıyorum. Eşimle çocuk yetiştirme konusunda kesin ve değişmeyecek şekilde anlaştığımız ana başlık dayak. Kesinlikle olmayacak. Bunu dışında çoğunlukla aynı fikirde olsak da ara ara farklı düşüncelerimiz oluyor. Ben daha rahat bırakmaya çalışıyorum sokakta filan. O illa elini tutalım diyor gibi. Ben tabi önceden konuşuyorum arabalara dikkat et, fazla uzaklaşma vs. Diye. Bir de yeteri kadar zaman geçirince çocuk neyi yapacak biliyorsun. Ben de biliyorum ki karşıdan karşıya geçeceğimiz bir noktada oğlum beni bekler. Tabii riskleri var bu durumun. Bir şey görüp atlayabilir Allah korusun. O yüzden arayı açmıyorum çok. Ama ben hep onun elini tutsam sokakta yalnız yürüme özgürlüğünü yaşamayacak ve bu onun özgüvenini etkileyecek diye düşünüyorum. Bu basit konu bile bu kadar zihnimi yorarken çocukla ilgili her detaya düşünerek karar vermek çok zor tabi. İçimden geleni dinliyorum genelde. Okuduğum kitaplarda içinden gelene benzer öneriler yapan hocaları tutup daha çok onları okuyor ve bak o da şöyle diyor diye kendimi destekleyici olarak kullanıyorum ihtiyacım olunca. İnsanın mizacı çok önemli. Arkadaş çocukları ile kıyaslayinca insan daha iyi farkediyor bunu. O yüzden bence mümkün olduğunca doğal ebeveynlik yapıp, çocuğun olabildiğince becerilerini ortaya çıkarıp gerisini genetik bilimine bırakmak lazım. Ben Arzu bu arada. Memnun oldum :) Blogunu çok sevdim. Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nası yani, şimdi bu cönk beni tırt bulduğu için mi benlen muhattap olmuyo? Asjdkflfl

      Olabilir Ya neden olmasın, düşününce mantıklı geldi :D

      Özünde ben de aynı görüşteyim. Rahat/doğal ebeveynlik, çocuğa alan tanıma yanlısıyım. Helikopter kesinlikle değilim ;) ama neleri yapıp yapmadığımız değil de, bu işe ne kadar kafa yorduğumuz, ne kadar sorguladığımız, zihnimizde ne kadar cebelleştiğimizi düşünmüştüm yazarken.

      Geçen oğlan, erkekler tuvaletine kendi gitmek istedi... Normalde asla göndermem sanıyordum. İnsanlara "Hanım hanııım babasını da getirseydin" dedirtecek yaşa kadar benimle kadınlar tuvaletinde işeyecek diye karar almıştım :))) ama o an gözlerindeki ışığı gördüm "tamam len, git" dedim. Gitti, geldi ve çok mutluydu <3 Heheh

      Çok teşekkür ederim Arzu, bu arada :)) yeni okurlarla tanışmak kalp ben

      Sil
  3. Merhabalar, gecen gün Hsrvsrddan dereceyle mezun olmus ondan önce de okulda ve onun disinda birkac alanda (cönk gibi) basarili olmus bir is adami konustu cok etkilendim bir anne olarak icime isledi.
    o kadar basari -ailesi onu hic zorlamamis olsa da- hirsina hirs katmis. getirdigi her madalya ya da iyi notun ailesini ve etrafindakileri ne kadar etkilediginden bahsetti. Su anda disaridan bakildiginda harika bir isi ve imkanlari var ama kendi degimiyle „bir kitaptan, tiyatro oyunundan...hayatin ufak ayrintilarindan mutlu olamiyor; keyfini cikaramiyor“.. tenis menis hepsinin kupalari var ama evde oturup bir kitap okuyup mutlu olmayi beceremiyor (Mus)..
    Kimin ne oldugu / mutlu- mutsuz/ disaridan anlasilmiyor. En sen sakraklar depresif olabiliyor..
    Ama benim aklima yatti bu hirs ve hayattan zevk alamama olayi.. kizima hayatin ufak ayrintilarindan zevk almasini ögretmeye calisacagim.. tabii ki ilk önce de kendime 🙈

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Parayla imanın kimde olduğu belli olmaz diye bi laf vardır. Mutluluğun da kimde olduğu belli değil bence :))) dışarıdan göründüğü gibi değil tabi ki...

      Şu dediğin harvardlı adamın mutsuzluk hikayesinden o kadar çok var ki... küçük şeylerle mutlu olabilmek Harika bir şey. Ama bir o kadar da zor... çünkü bizi mutlu eden şeylerde çıta gitgide yükseliyor.

      Mesela ben küçükken annem benimle yarım saat oyun oynasa mutluluktan havalara uçar inanılmaz keyif alırdım. Ama şuan çocuklarla 5 saat oyun oynuyorum hala Of pof sıkıldık ıyk mıyk :))) ne yani? Çocuklar benimle oynadıkları oyundan keyif alsın, kıymet bilsin, mutlu olsun, onlar için özel bi an olsun diye oynamayayım, işim gücüm var diyeyim öteleyeyim mi? :-))) 5 saatin ardından bi kahve molası istiyorum “hayııığr içme kahve bizimle oyna” diye ağlıyolar :)

      Mesela çocukken yazları akşam üstü parka götürürlerdi, park saati gelsin diye beklerdik bütün gün. O park nasıl kıymetliydi nasıl eğlenceliydi. Şimdi her saat park, her saat birlikte program, her saat aktivite... ama benim çocukken o yarım saatte aldığım keyfi almıyorlar gibi geliyor...

      Bunları kesinlikle eski yöntemler daha güzeldi, daha çok mutlu ederdi daha kıymetliydi diye yazmıyorum. Bir dilim kek müthiş lezzetlidir, karardır, tadı damakta kalır. Ama koca kekin hepsini yemek öyle değildir... oyuncakları az ama öz alırsın yeterlidir, oyuncağa boğmak iyi değildir.. ama ilgi ve sevgiyi göstermek öyle midir?

      Tabi ki de benim içime sinen, onlarla sürekli ilgilenmek, bütün günümü onlara adamak, onlar için ve onlarla birlikte planlamak.. bu tutumumu da değiştirmeyi düşünmüyorum. Sadece soruyorum ... :)

      Sil
    2. Cok haklisin! Bu sordugun sorularin hepsini kendime ara ara soruyorum! Hatta yazindaki „bu yöntemle yetisen cocuklar nasil olacak“ sorusunu iki üc hafta önce esime sormuslugum var - o yüzden: cevabini bulursan nolur haber et, hemsire! Tamam mi?
      Cünkü senin yöntemle benimki ayni! Soru isaretleri de 😀

      Sil
  4. Merhaba
    Konu hararetli olunca dayanamadim, galiba ilk defa yorum yaziyorum size.
    Daha bugun esimle "ya bu insanlar boyle acayip bir parenting yapiyorlar ama sonuclarini da bilmiyorlar, acaba nasil bireyler yetistiriyorlar ve bir de yasarken icinde de su anda anlamiyorlar, naaaapiyorlar bunlar?" diye konustuk... Cunku bu konusmada once arkadasimizin cocugu bize inanilmaz hircin, terbiyesiz ve bence kaba ama aileye gore cok ozguvenli, kendinden emin, ozgur, bagimsiz bla blaa blaa ve "hahahahha ne dedi duydun mu hahahahha" seklinde davranmisti. Sicarim senin cocugunun ozguvenine yani afedersin :) Ben cocukken annemin babamin arkadasina oyle laf etsem, kulagim bukulmustu coktan. Allaha sukur ozguvensiz bir insan da olmadim ama sinirlarimi da bildim.
    Disardan bakinca cok zor gozukuyor ana babalik. Ya diyorum anam babam nasil yapmis, hayatlarina devam edebilmisler. Acaba farkli olan neydi? Sosyal medya demissin evet yoktu herhalde kendilerini kiyaslamiyorlar, citayi yuksege cekmiyorlardi. Whatsapp'de yoktu, telefonla konusmak pahaliydi yani altin gununde cocuklardan konusmaya vakit kalmiyor, ne yapip ettiklerini konusuyor dedikodu yapiyorlardi herhalde. Siz bu kadar cocuklarinizdan bahsediyor muydunuz diye sordum oradan biliyorum. Yok be ne bahsedecegiz, cocuk iste hepimizinki ayniydi hem ona gelene kadar konuscak bir suru sey olurdu dedi.
    Yumurtayi dumduz yapmaya calisirken simdi mutsuzsan, cocuk mutlu olacak diye sen mutsuz oluyorsan nerde kaldi mutlu cocuk yetistirmek. mutlu anne mutlu cocuk degil miydi?
    Bekara bosamak kolaydir derler ya bana da konusmasi elestirmesi tabii ki kolay. Anne olmadan anlayamam biliyorum :) Bir de bu taraftan nasil gorundugunu anlatayim dedim, sinir etmedim umarim :)
    Hea bir de ben Cenk'le birlikte olmazdim :)))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocukların arsızlıklarının, kabalıklarının, şımarıklıklarının özgüven kabul edilmesi apayrı konu. Kesinlikle hemfikirim! Halden anlayan, çocuklu bir ana olarak ben bile tahammül edemiyorum ona :))) ya da şöyle diyeyim özgüven ve arsızlık arasındaki farkı biliyorum :)

      Benim sorduğum, doğru sanılan yanlış yöntemlerle yetişen çocuklar ne olacak? Değil ama. (Onun ne olacağı az çok belli. Dediğin gibi özgüven ayağına mobbingci, Kaba, bencil, hırto tipler olacaklar çok büyük ihtimal :) Gerçekten doğru olan (ama bunun için tam bir adanmışlık ve insan üstü çaba gerekiyor. Kendimizi paralayarak yapmaya çalıştığımız şey bu) yöntemlerle yetişen çocuklar nasıl olacak? :D herşeyin doğru yapılmasına rağmen teori pratikte cortlar mı! Bu. :))) -her şeyi doğru “yapıyorum” iddiam yok bu arada, “yapılabilir” ütopyam var sadece :-
      Cenki de allah sahibine bağışlasın aahsjdkfk (sahip ne ya bu arada çok bdsm bi kalıp değil mi eheueheu)

      Sil
  5. Kızım ne diyor biliyor musun, anne ben büyümek istiyorum ama anne olmak istemiyorum. Benim gibi olmak istemiyormuş. Evde sürekli iş yapan çocuklar için birsürü şey yapan bir anne. Dur bakalım daha neler göreceğiz.

    Ben de benzer endişeleri taşıyorum zaman zaman. Denge kurmaya çalışıyorum ama buradaki her çocuğun normal hayatı o kadar zengin ki yapmasam toplumdan dışlanmış olacak. Zamanla göreceğiz umarım doğru kararlar alıyoruzdur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocuk haklı gece :) astronot olmak varken, tır şöförlüğü varken, çukulata toptancısı olmak varken, balerinlik varken anne olmayı kim naapsın (çocukların dream job’lara gel :)))

      Burada da çocuklar belli bir yaşa gelene kadar (mesela ergenlik eheueueu) aileler yoğun tempolu çocuklu program şeklinde yaşıyor. Alman bir arkadaşım “her pazar 6 saatlik yürüyüşle ailece dağa tırmanmak zorundaydık, operaya gitmek zorundaydık, farklı bir şehre gittiğimizde ayaklarımıza kara sular inene kadar yürümek ve müze gezmek zorundaydık ve bundan nefret ederdik” dedi :-)))) şimdi ailesini anlıyormuş, aslında çok güzel ve çocuklar için faydalı programlar yapmışlar ancak çocukken hissettiği baskı ve istememe hissini de hatırlıyor. O yüzden kendi çocukları için aynı şeyi yapsın mı karar veremiyor :)) hani aileler der ya “şimdi bize kızıyorsunuz ama ileride teşekkür edeceksiniz” teşekkür etsin mi etmesin mi bilemiyor :D

      Sil
  6. Merhaba Başak, babamın kitapları arasında Haldun Taner'in gazete yazılarından birini hatırladım, Haldun Taner ünlü bir Amerikan çocuk gelişimcisini anlatıyordu, otuz yıl evvelinden bu adamın çocuk gelişimi ile ilgili kitapları dünyada milyonlarca satmış, herkes bu kitaba göre çocuklarını yetiştirmeye başlamış, o zamana kadar çocuklar anne babalarının aşırı disiplini altında ezilirken bu kitap ile çocuklara özgürlük gelmişti, bırakın çocuklar istediklerini yapsınlardı, kısıtlama, disiplin yok...Haldun Taner bu kitap çok satarken henüz çok gençmiş ve senin gibi merak ediyormuş, bu kitabın yetiştirdiği çocuklar ileride nasıl olacak diye. Aradan yirmi yıl geçmiş, Haldun Taner köşe yazarı , çocuklar yetişkin olmuş iken bu konuyu köşesine taşımış. Ünlü gelişimci yirmi yıl sonra herkesten özür dileyen bir kitap daha çıkarmış, onun öğretileri doğrultusunda yetişen çocuklar umursamaz, vurdumduymaz, sorumsuz gençler olmuştu hatta kendi torunlarından dert yanmış, hatanın neresinden dönersek kardır demişti... Şimdi senin yazın ile bu makaleyi hatırladım ama profun ve kitabın adını hatırlayamadım...
    Bir de Yalçın Tosunun hikaye kitabı vardı, "anne baba ve diğer ölümcül şeyler" diye..Öyle hikayeler vardı ki , dünyanın en acımasız en vahşi şeyiydi aile kurumu ve anne - baba. doğru diye yaptığımız nice şeyin çocuğun üzerindeki etkisini ne zaman göreceğiz, görmek isteyecek miyiz?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Ayşe! Yıllar sonra bugünler anlatılırken şu cümleler kurulacak mı acaba: “o dönemin anneleri işlerini ve kariyerlerini bıraktılar (ve ya uzun yıllar ara verdiler), çocuk bakıcısı ve kreş masrafları kendi maaşlarından fazla tutuyordu üstelik bir çoğunun... çalışanlar/çalışmayanlar, organik besleyenler/beslemeyenler, emzirenler/emzirmeyenler, ekran izni verenler/vermeyenler, sezaryanlılar/normal doğumcular birbirlerinin saçını başını yoldu :))) ve/ama ortaya .... bir nesil çıktı” eheuehue

      Merakla bekliyorum :)

      Sil
  7. bacım benim de çok merak ettiğim konular hakkında yazmışsın. ne olacak bu çocuklar hakkaten?! geçen yıl başka bir şehirde yaşayan en yakın arkadaşlarımdan biri 4-5 yaşlarındaki oğluyla bize gelmişti. çocuk resim yapıcam derken bizim ham ahşap orta sehpasına tahta kalemiyle eşşek kadar bir V harfi çizdi. arkadaşım -ki mesleği psikologluk- çocuğu en ufak azarlamadı, kızmadı bile. yani kaşları dahi çatılmadı! oysa oğlanın silmekle geçmeyecek bir hasar verdiğini biliyordu. ben de bir şey diyemedim, sanırım yaşadığım şaşkınlık beni salaklaştırdı. bir de annesinin yanında çocuğu ben mi azarlayacağım yani, yakışık almaz gibi geldi. ama yine de bunca rahatlığı fazla buldum.

    arkadaşımı severim ve bu durumdan ötürü aramızı bozacak değildim. ama oğlu bambaşka bir insan. onu sevmeyebilirim yani, böyle bir hakkım var bence! neden çocuklara ceza vermiyorlar, neden yaptıkları bazı şeylerin olumsuz sonuçları olacağı gerçeğiyle yüzleştirmiyorlar, neden mutsuzluğu, üzüntüyü ve pişmanlığı yaşamak için çocuklara hiç fırsat yaratmıyorlar? bu duygular ayıp değil, yasak değil, gereksiz hiç değil. yarın öbür gün bunların kat be kat ağır versiyonlarıyla daha büyük travmalar yaşayacaklarına inanıyorum bu çocukların. inanmak istiyorum. yoksa insanlık deneyimini çok fakir geçiştirecekler demektir.

    YanıtlaSil
  8. Cenk reyiz kadar olamasam da ben de omlet olmadığı sürece yumurta yemeyen, annesinin şartlar el verdiğince etrafında fır dönmeye çalışıp ergenlik döneminde tamamen bıraktığı, 2,5 yaşında okuyan ve aynı yaşlarda kreşe giden, ilkokul zamanı özel okula burslu kabul edilen ama burs iptal edilirse karşılayacak para olmadığı için babasının göndermediği az biraz köpek olunmuş bir çocuktum, az yüzme biliyorum, İngilizcem iyidir, Almanca öğreniyorum, fit ve çekici birisi değilim, 3 senedir Prozac kullanıyorum, enerjim yüksek mi bilmiyorum ama benim de çok arkadaşım yok en iyisi zaten kdjksjd

    Çocuk yetiştirme uzmanı filan asla değilim ama çocuğunu gerçekten seven, maddi ve manevi kaynak ayırabilen mantıklı ve kendi çocukluğunu az travmayla atlatmış ebeveynlerin şımarık, buldumcuk vb. çocuklar yetiştireceğini düşünmüyorum, sadece hayatları kendi ailelerinden daha iyi olduğu için daha yüksek standartlara alışmış olacaklar ve muhtemelen daha duyarlı ve daha zor dünya şartlarında yaşayan insanlar olacaklar (sadece aileyi değil evrenin ve gündemin halini düşünerek de yazdım dkjfkd)

    YanıtlaSil
  9. Basak su yazini okuduktan sonra aklima facebooktaki bi kadinin cok hakli paylasimi geldi:
    http://imgur.com/gtgM6cB

    “How to be a mum in 2017,
    “Make sure your children’s academic, emotional, psychological, mental, spiritual, physical, and social needs are met while being careful not to over stimulate, underestimate, improperly medicate, helicopter, or neglect them in a screen free, processed foods free, plastic free, body positive, socially conscious, egalitarian but also authoritative, nurturing but fostering of independence, gentle but not overly permissive, pesticide-free two-storey, multilingual home preferably in a cul-de-sac with a backyard and 1.5 siblings spaced at least two years apart for proper development also don’t forget the coconut oil.

    “How to be a mum in literally every generation before ours: feed them sometimes. (This is why we’re crazy.)”




    YanıtlaSil