Son yıllarda hızlı değişen moda akımları, absürd trendler, milyon çeşit markalar, moda bloggerları, instagram hesapları, online shopping ve itemlere ulaşılabilirlik (ve daha birçok şey) sayesinde "tarz" sahibi olma kavramı almış yürümüş olsa da; ben de gençliğimde kendi çapımda "tarz" idim, dostlar. Toplaşın hele bi, size kendi evrimimi anlatayım.
Giyim kuşam süs merakım 15 yaş civarı başladı. O yaşlara kadar oğlan çocuğu gibi büyüdüm desem yeridir. Annem spor ve smart-casual giyinen bir kadındır. Ayrıca selvi boyludur, babamla boyları fit olduğundan düğünde dernekte bile topuklu giymez. Makyaj desen, çeyizden kalma bir komple far paletli kat kat açılır kapanır seti vardı :) günlük hayatta da sadece ruj ve hafif allık. Yani diyeceğim odur ki; bizim zamanımızda analar arası moda olan "tuvalet masalı" renkli top top pamuk kavanozlu, bebak Acıbadem sütlü falan süslenme alanları yoktu bizim evde. Topuklu ayakkabı, şıkşıkırdak gardrop (ki bence o gardolap) da görmedim ben anadan :)
Hal böyle olunca, hem hiç bilmedim özenmedim; hem de annem kendi tarzında kıyafetler aldı giydirdi, ben de sorgulamadım.
Babamı sorarsanız onun "Süslü kızlar okumaz" diye bir tezi bile vardır :)))) hiç hazetmez süsten, makyajdan.
Eveet geldik 15e. O dönem punk-rock bir ablayım. Yaz sıcağında kısa şort altı asker postalı, üstüne Nirvana tişörtü. Gri ojeler, Gümüş yüzükler, deri bileklikler falan olayını tarz bellemişim.
16 da Hip-Hop bol pantolonlar (içine 2 tane ben sığarım) leşo postaldan adidas süper starlara terfii, göbek açıkta daracık tişörtler, gizliden hey girl fln okuyorum ev yapımı maskeler güzellik sırları peşindeyim.
17 de artık barlara girip çıkmaya başlamışım, 2 birayla leyla olup, çıtır ve 48 kilo vicudumun erkekler üzerindeki mala bağlatıcı etkisini keşfetmişim ver elini düşük bel skinny jean'ler; destekli sütyen ve hafif dekolteler! Hayatımın en şahane yıllarının ilki...
Şimdi tarzım marzım dedim de, böyle anlatınca gayet tırtmışım gibi oldu :))) ama bulunduğum yerin şartlarıyla değerlendirince gercekten bir havam vardı yahu!
İstanbulla, yabancı kolej kızlarıyla falan karşılaştırmayınız pliiz. Sene 2000 öncesi ve yer izmit diyorum bakın.
Neyse efenim 18de istanbula üniversite okumaya gidildi. 3 kız birlikte kalmacalı minik bir öğrenci evi tutuldu. Ve hayatımızda ilk kez mangoyla, zarayla ve topukluyla tanışıldı :) 3 kız dolapları, takıları, makyaj malzemelerini ayakkabıları, clutch çantaları birleştirip çılgın atıyoruz. Saçlar kademeli olarak platine döndü, fönsüz gezilmiyor, hiç üşenmeden her gün yeni oje sürülüyor, tırnak ucuna selo-bant çekerek french manikürler yapılıyor (zaman bolluğuna ve boş beleşliğe bakar mısınız hahaha) neyse efendim aslında özelliksiz ve tikilik müessesesinde karbon kopya dolaşılınan yıllardı onlar, tarz olarak değerlendirince. 22-23 yaşına kadar da böyle gitti. Geçiniz.
![]() |
| cakma sarisin hallerimden bir kuple (temsili degil) |
İşte tam o dönem bir alışveriş aşkı başladı bende. Anama "annnneaaah nolur bana livays engineer kot alalım söz bak bidaa bişey istemiycem" diye ağlanmaya gerek kalmaksızın kendi kredi kartımla alışveriş yapıyorum. Shopping mall'larda da tüm gün mal mal gezinmek en büyük zevkim.
Ama tabii bütçe kuş kadar. Kart limitli.
Işte o zaman mesela Zara'ya hayrandım (hakkını yemeyeyim hala da alışverişimin çoğunu zara kotarır) bayılırdım, ah şunu da alabilsem, bunu da alsam diye herşeyde gözüm kalırdı. Keşke zaradan sınırsız alışveriş yapabilme hakkım olsa falan diye hayaller kurardım. (Abarttım tabi, öyle hayal kurma falan yok da, yine de içim giderdi bi)
Sezon ürünleri çok pahalı olduğundan pek bulaşmazdım ama indirim zamanı bütün harçlığı gömer, torba torba çul çaput alırdım yine de doyamazdım.
Viyana'ya geldikten sonra ise çakma istanbul tikisi görünümümden sıyrıldım. Über mini şortlara eteklere verdim bi ilk kendimi... Istediğimi giyme özgürlüğü, insanların keko olmayışı, gözünü dikip bakmayışı falan acayip mutlu hissettiriyordu. Türkiye'deki gibi zırt pırt kuaföre de gidemediğim için 2 ayda rezil bi şekilde dip boyası gelen saçlarımı koyu kahveye boyadım. Mini şort, parmak arası terlik, beyaz atlet-şal veya büyük tahta boncuklu kolyeler, salaş toplanmış saç, dev çanta, sıfır makyaj=rahat-bohem-avrupalı gız tarzı en son bıraktığım yerdeki tarz oldu.
![]() |
| burada deniz kenarinda olsam da, aynen bu sortu ve bluzu viyanada her yerde giydim mesela |
Gelelim artık paçozluk günlerime konu çok uzadı. Bir kere buraya kadar yazıklarımda dikkat ettiyseniz farketmişsinizdir, makyajla aram hayatımın hiçbi döneminde olmadı. Bir tek gece çıkarken yaparım (ki onda da abartmam. Far hiç kullanmam. Bol rimel, kapatıcı, parlatıcı fln maksimum) Bence makyaj yapmayan kız ya gercekten güzel ve beybifeys tir, ya da ne yapsa olmuyodur. Ne yapsındır. Salmıştır... (Hayatımın ilk 25 yılı birinci, son 5 yılı ikinci kategoriye giriyorum makyaj yapmama prensibimle) O nedenle paçozluk kısmını makyaj değil sadece kılık kıyafet üzerinden değerlendiricem.
Peşpeşe 2 hamilelik ve 2 küçük çocuk kapsıyor son 5 senemi. Bunun getirisi olarak, düzensiz ayak üstü beslenme, sporsuz yaşam; fazla kilolar ve şekli bozulan vücut... Sosyal bağlamda da; çalışmama, zamanın büyüüüüük Bölümü'nün evde-parkta-bahçede geçmesi, giyinip süslenip gidilecek ortamlar olmaması ve arkadaşsızlık.
Evde bakımlı olma olayını oldum olası beceremem zaten. Aşırı paçoz, diz yapmış eşofmanlar, sütyensiz yakası paçası kaymış bol tişört giymeler. Ojesi bölüm bölüm çıkmış çıplak Yeti ayaklar... Ev halim budur! Çünkü öyle rahat ediyorum. Evde sütyen giymek, terlik giymek, dar kıyafetler giymek aşırı darlıyor. Çat kapı misafir gelme ihtimali de = sıfır!
Mesela anneannem'den hayat dersleri volüme 1 - der ki: evde bakımlı ol şık giyin, beyin işten gelince seni güzel görsün, hem komşu gelir, birşey olur evde böyle dolaşılmaz.
Ben bunu Motto belleyemedim sevgili ananecim, sorry not sorry. Kimse gelmesin çat kapı falan. Beyim de "1 tane mi tişörtün var? Hep aynı şeyi giyiyorsun?" Diyince: "1 tane mi beyin hücren var? Hep aynı şeyi söylüyorsun?" Diye yabıştırıyorum cevabı.
Hem sürekli walking dead'deki zombiler kılığında dolaşınca, arada güzel giyindiğim zaman waaaauv diye kal geliyor adama :))) o zaman daha Kıymetli oluyor benden söylemesi hehehe.
Gelelim alışveriş aşkımla yollarımızı nasıl ayırdığımıza. Zara diyordum di mi en son? Zara'ya girince gözüm dönmüyor artık, çoğu kez hiç birşey almadan ve ya düz sade tek bir bluz alaraktan falan çıkıyorum. Geçen oturdum bunun nedenlerini düşündüm.
1-vücudum artık iyi değil. Giydiklerimi yakıştıramıyorum. Olmuyor yani, ne giysem... Kusur kapatan belli başlı modeller üzerinden seçim yapabiliyorum ancak. Göbek var; dar ve ya kısa bluzları geç. Bacaklar kalın; minileri, etekleri, skinny jean'leri geç. Selülit var; taytları geç. Yandan simitler förtlüyor; düşük beli geç. Göğüsler sarktı; dekolteyi geç.. Eee ne kaldı geriye, siz söyleyin?
![]() |
| zara'da kiyafet denerken ben (temsili) |
2-bütçenin öğrenci işinden çıkması, limitlerin ve alım gücünün artmasıyla, "ulaşılabilirlik" yüzünden mağaza eski cazibesini kaybetti. Gerçi bu durumda da, zara yerine bütçemi zorlayacak daha pahalı markalara yönelmem gerekirdi bu mantıkla. Ama öyle birşey olmadı. Mesela atıyorum, ah bir chanel çantam olaydı, şu Prada ayakkabıyı alaydım falan diye içimin gitmesi lazımdı, hiç alakam yok! Aksine bunlara çılgınca paralar harcayabilenleri aklım almıyor. İhtiyaç sahibi bir ailenin 3 aylık mutfak masrafı karşılanır o paraya, ayıptır!
3-giyecek süslenecek ortamım yok. Güzel giyinerek etkilemek istediğim insanlar yok! Bir de orta Avrupa sadeliği diye birşey var.. Yani bir party, yemek, hatta düğün-dernek ortamı olunca da, bakıyorsun herkes alabildiğine sade! Yani bizim Türkiye'deki event'lerde yapılan makyajın şıkırtının yarısını bile yapsan fazla kaçacaksın! O yüzden en şık halim bile fazla sade ve iddiasız hale geldi burada.
4-ilgilenmiyorum! Kimin ne giydiğiyle de ilgilenmiyorum! Eskiden o ne giymiş, bu ne giymiş diye fıldır fıldır incelerdim milleti. Bütün detayları yakalar, beğendiğim şeyleri kafama not ederdim, bu tarz bişey ben de arayayım-bulayım-deneyeyim bakalım diye. Şimdi algılarım kapandı. En fazla "aa ne hoş olmuş kadın" falan diyip geçiyorum. 2 dakika sonra unutuyorum bile ne giydiğini.. Etkilenmiyorum.
5-30yaşın ve anne olmanın ağırlığı/hantallığı çöktü üstüme. Bir çok şeye "Genç işi" falan diye bakıyorum, kendime yakıştıramıyorum. Aslında bunu yapmamam lazım biliyorum. Ama aaaa koskoca kadın, yırtık kot giymiş, götü göbeği açmış, genç işi cicili bicili ayakkabı giymiş, hiç olmuş mu, "çıtır görünmeye özeniyor" falan diye de haminneler gibi eleştiriyorum içten içe.
Hani orta yaş krizinde motorcu ceketi giyen, bandana takan, genç kızlara pis pis yazan amcalar olur ya; ay evlerden Irak yaaa! Ya benim hakkımda da öyle düşünürlerse, elalem ne der diye ödüm kopuyor... Burada demek istediğimi anlatabildim mi bilmiyorum. Ama giyim ve tarz oluşturma konusunda böyle bir çekincem de var, ne yapayım.
6- son trendlerin bir çoğunu zaten beğenmiyorum. Hippster işi ukraynalı köylü nene kıyafetleri, hele o erkeklerdeki dar paça kıvırmalı renkli pantullar, aşırı yüksek beller, abidik gubidik çorap üstü ayakkabı kombinleri, bağa gözlükler falan hepten itici geliyor bana. Sadece kendime değil, güzel vicutlu olup giyene de yakıştırmıyorum.
İşte böyle düşündükçe bulduğum çare: paçozluk. Çare: sadelik. Çare: garanticilik.
Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konuydu. Içimi döktüm iyi oldu.





Her paragrafta hakır hakır güldürecek en az iki espiri vardı. Bayıldım yahu. Oturup da fikirsel olarak bir şey yazasım bile gelmedi. Gevşedim : )))
YanıtlaSilFekat yine de bir şeye yamulayım
Yaş daha 32 ya da 31 senin dimi?
Bence dönemsel bi bıkma var sende. Yakın gelecekte yeniden diri vücut, sana has tarzın ve gençlik ateşinle sahalara (kendi sahalarına) döneceğinden eminim. Ben de paçozum ama içimde bıkma duyguları olduğundan değil. Senin de şu yukarıda bahsettiğin, toplumdan uzak olmaktan. Pat diye gelen yok. Arkadaş yok (yoktu diyelim, izmir'den sonra işler bi tık değişti) İş hayatı henüz yok.
Bu arada fotoğraflara ayrı koptum, delirdim :D
Aynen güneş ya, yaş 31 içine düştüğüm ve bir türlü motivasyon bulup da çıkamadığım bıkkınlık ise çooook uzun süredir var. (En az bi 4 yıl) dönemsel bişeydir; geçicek, ben yine daşş olucam şıkır fıkır giyinicem falan diyorum ama Geçmiyor be gülüm. Neyse bakalım maya kreşe ben işe falan öyle zamanlar gelirse belki bi 2 seneye anca ;))
SilGörsellere ben de dev güldüm:) "now say thank you! Now say im pretty" cümleleri ise beyime birebir uyguladığım mobbing :)))
Sevindim gülüp eğlenmene:) öpüyorum seni paçoz paçoz.
Okumalara doyamiyorum, hep yaz valla..
YanıtlaSilYazılarında çok samimi, adeta içimizden biri asdfghjkklşfks
SilBoş beleş yazıyorum ayol insan okuycak bunları diye düşünmüyorum :)))) sağol şekerim, beğenmene çok sevindim :*
Annem beni çocukluğum boyunca şık ama çocuksu bir şekilde giydirdi, bebek giysisi dükkanımız varmış, bir 10 sene boyunca son moda (ashflshfkdjfhf) dolandıktan sonra bok varmışçasına artan kilolarım gereği yetişkin reyonlarından giyinmek zorunda kaldım, kot+tişört yani. Hala bu tarife uyarım, ama değişiklik yapayım dediğimde de 80leri günümüze getirir, bu ne lan\töbetöbe haram tepkilerine mahal verecek şekilde giyinirim, geçen sene yoldan geçerken beni gören iki dibi Musa'nın ikiye yardığı Kızıldeniz gibi olmuş platin saçlı kara kaşlı esmer abla "ay bi de böyleleri var" dedi. Onlar benim "altyapı eksikliği olan 80ler punk'ı" tarzıma kurban olsun, asıl paçozluk sizin bohem giyiminiz değil onların Kızılay dağıtmış gibi sürekli aynı şeyi giymeleri zira.
YanıtlaSilaltyapısız 80ler punk asdfghjk
SilYa ne şanslıymışsın! Ben Aşşşırı özenirdim ufakken böyle ailesi giyim, kırtasiye hatta bakkal dükkanı sahibi olan çocuklara eheuhe olaya gel yaaa istedikleri herşeyi alabilirler ordan falan diye!
Ben de tarzımdan dolayı değil ama mini ve dekoltelerden dolayı çok kınandım, laflar yedim ve mütemadiyen cıkcıklandım tabi ki sokak insanları tarafından :))) bizim keko insanımız da bu model işte, yapacak bişey yok. beğenmeyen küçük oğluna almasın ayol, boşver giy sen istediğini ;)