İlkokul 4e gidiyorum. Okul üniversite hastanesinin lojmanlarının olduğu muhitte. Haliyle bütün herkes prof ve doçent çocuğu. (Lojmanda oturan tayfa bu çünkü) birkaç da civar köyden gelen köy çocuğu var. O kadar...
Biz lojmanda oturamıyoruz tabi, babam o zamanlar asistan. Annem de o okulda öğretmen. Şehir merkezinde yaşıyoruz.
Bir gün Zeyno diye bir arkadaşım geldi bize oynamaya. (Benden bir yaş küçüktü. Öyle aman aman kanki değildik. Annelerimiz arkadaştı. Hatta o kız bir sebeple o gün bizde kalacaktı)
Gayet güzel oynadık, eğlendik. Kız durup dururken biraz hüzünlendi. Bana dedi ki “Başak, senin hiç maddi durumu size göre kötü olan bir arkadaşın var mı? Evi güzel olmayan, oyuncakları o kadar güzel olmayan falan?”
Sorunun üzerine zerre düşünmeyip hemen magazin kısmıyla ilgilendim. “Kim kız o? Melo mu yoksa?” "Meloların evi nasıl ki? Nasıl oyuncakları var?" falan dedim. (Melo bunun bff'i)
Bir sürü soru sordum ansndndnd
Kız konuyu değiştirdi. Evet Melonun ailesi bi acayip. Birlikte özel ders alıyoruz. Bi hafta onlarda bi hafta bizde... bizde olunca ders bitiminde benim ailem hocaya parayı zarf içinde veriyo. Melonun babası parayı adamın eline sayıyo, çok utanç verici dedi...
Vay ayı falan diye bi miktar Melonun babasını gömdükten sonra oynamaya devam ettik.
Aradan uzuuuuun yıllar geçti. Ve ben bir gün durup dururken Zeynonun kastettiği “fakir” insanın ben olduğumu farkettim ansndnndndndn
Oha dedim Zeyno o gün beni kastetmişti galiba :D (Zeynonun tanıdığı en fakir insan olma ihtimalim ciddi anlamda kuvvetli ansnsndnd)
Evimiz gerçekten pek de güzel değildi. Eşyalarımız kaliteli ama oldukça uyumsuz ve alakasız şeylerdi amdkjdhd. Şimdi size elimden geldiğince bizim salonun bazi özelliklerini betimleyeceğim.
Gül kurusu fon üzerine bordo kadifeden damask desenli kabartmalı duvar kağıdıyla kaplıydı.
Bi nevi Neo-varak dönemi! ansjdndnf şimdilerde yandaş ihale zengini kesimin rağbet ettiği osmanlı-arap esintileri varaklar falan zamanlar kimsede yoktu tabi.. bizim evde olması son derece ilginçti.
 |
| Duvar kağıdı bunun aynısı. Pembişli fon üzerine bordo kabartma |
Ev kiralıktı. Eve tadilat yapacak paramız yoktu. Üstelik orada ne kadar yaşayacağımızı da bilmiyorduk.
Annem duvar kağıtlarının bu kitschiğinden gizli bir zevk alır, “ev sahibi bunları almanyadan getirtmiş meh meh” diye taşak geçerek misafirlere anlatmaya bayılırdı.
İşin trajik boyutu duvarlar değildi ama! Koltuklardı.
Annem yeni gelinken aldığı minimal ve düz renk bej kadife koltukları, sivasa taşınmadan önce “kilim deseni” kaplatmıştı.
Acı kahveli, hakili, kremli; enine çizgili kilim desenli kumaş düz beyaz duvar kombiniyle hafif etnik; yanına bol sahaf kitaplı kitaplık dekoruyla hafif entelektüel bir hava yakalayabilecekken, bordo kadife kabartmalı pavyon duvarıyla nükleer facia görüntüsü yaratmıştı...
“Çoluk çocuk mına koyuyor koltuğun, kilim deseni kaplatam leke göstermez” mantığıyla düşünen anam o koltuklarla ve o duvar kağıtlarıyla güle oynaya 5 sene yaşadı.
 |
| Allah kahretmesin koltuk da bu style |
Koltuk ve duvarı hayal etmekte çok zorlanmadıysanız resme bir item daha ekleyeceğim.
Sütlü kahve ve kiremit tonlarında büyükcene hereke halısı...
Babam bu halıdan bahsederken “beyazı ipek” derdi. Babama göre halının adı buydu.
Yine yıllar sonra farkedecektim ki halının dokumasındaki beyaz iplikler ipekmiş.. ondan öyle diyormuş.
Oysa ben o güne kadar “beyaz-ı ipek” şeklinde telaffuz ediliyor sanıyordum “çeşm-i siyah”
der gibi ansjdjdjd.
 |
| Hatırladığım kadarıyla buna benzer bi motifti. Renkler farklı. |
Yalnız salon çok büyüktü. O koca koca masa sandalyeler, kitaplık falan köşelerde duruyor ortada yine hayvan gibi alan kalıyordu.
Okuldan gelince Sertap Erener’in lal kasetini takar, kasedi sardıra sardıra “mecbursun” parçasını bulup açardım.
Salonun ortasında dönerek dans eder ve kavanozdan sarelle kaşıklardım.
Yıldızlı dönen eteğimi giyer, kafama külotlu çorap takar; onu “uzun saç”mış gibi hayal ederdim.
(Kilotlu çorapları saç yaptığımız oyunlarda benim adım “Bedriye” kardeşiminki “Naciye” olurdu. Asjdjdjfkjf.)
Bir gün öyle hızlı dönmüştüm ki kaşıktaki sarelleler svisss sviss diye beyazı ipeğin üstüne saçıldı hep. Wtf!! diye kaldığımı hatırlıyorum ama sona ne yapmıştım unuttum.
İşte böyle, o evi hayal meyal hatırlıyorum. Ama bana hiç de kötü gelmiyordu ev ve eşyalar. Mutlu ve hayatından aşırı memnun bir çocuktum.
Lojmanda yaşayan arkadaşlarımın evleri çok güzeldi. Ana-babalarının yurtdışında gittiği kongrelerden gelirken getirdiği oyuncaklar, biblolar, kırtasiyeler, kıyafetler falan olurdu. Yazın Antalyada “tatil köyü”ne, kışın erciyeste kayağa giderlerdi.
Ama hiç “Bizim niye bundanımız yok? Benim babam niye yurtdışına kongreye gitmiyor?Biz niye öyle tatillere gitmiyoruz?” diye sorguladığımı hatırlamıyorum.
Parasızlığı, diğer arkadaşlarımla eşit şartlarda olmayışımı görmüyordum. Zerre sikimde değildi ansndndnnd
Bir de Gülnur teyzeler var hikayede. Gülnur teyzeler bizim oturduğumuz apartmanın 1. katında yaşıyordu. Sonradan yeni yapılan bir apartmana taşındılar.
Yeni apartmandaki evleri çatı dubleksti! İlk kez öyle bir modern mimari görmüştüm.. hem şehrin içinde bir daire, hem de dubleks.
Gülnur teyze dünya tatlısı bir kadındı. Çerkez güzeli; ince uzun bedeni, zarif yüz hatları, ela gözler, kısacık siyah saçlar, beyaz ten, karakteristik burun.. çok asil gadındı.
Evini de çok zevkli döşemişti. Bayılırdım onlara gitmeye.
O ev benim hayallerimin eviydi. Geceleri hayal kurarken o evin bizim evimiz olduğunu hayal ederdim. Kendime o evden oda seçer hayalimde döşerdim. O evin içinde arkadaşlarımla oynar, partiler düzenlerdim...
 |
| Gülnur teyzelerin ev, temsili. sdfgsdg |
O ev bana gerçek hayatta da keyif verirdi, hayalimde de güzel duygular yaşatırdı. O eve gittiğimde evin odalarını dolaşmaktan daha çok mutfakta Gülnur teyzeyle muhabbet etmeye bayılırdım hatta.
Beni ilgiyle dinler, anlattıklarıma kahkahayla gülerdi. Sıcacık bir sevgiyle bakardı.
Yani “kıskançlık, haset, öyle bir eve sahip olamanın ezikliği-burukluğu, hüznü” gibi duygular asla uyanmazdı bende.
Bazen düşünüyorum ben de şimdilerde... çocukların arkadaşları bizim eve gelince “Edoların havuzu var, bizim niye yok?” falan diye sorguluyor olabilirler mi?
 |
| Bu havuzun esansı eksiktir agam |
Bizim ev azıcık lükslü olsa da; yaşadığımız semt zengin muhiti değil. Çocukların sınıf arkadaşları arasında hali vakti yerindecene kalıyoruz biz.
Çoğunluğu bizim imkanlara sahip değil. (İmkan= Edo ve Mayanın kendilerine ait ayrı odaları olması, afilli tatillere gidebilmemiz, havuz ve bahçe olması falan) Böyle düşününce bi buruk hissediyorum işte.. ama sonra aklıma kendi çocukluğum geliyor böyle. Yok canım diyorum o kadar da zikinde değildir çocukların ısısısııs.
Biterken: Almanlıqq serime bu yazıyla ara vermek istedim bugün. Almanlıq to be continued.. :)
Görseller yikiliyo yine :)))
YanıtlaSilYani “kıskançlık, haset, öyle bir eve sahip olamanın ezikliği-burukluğu, hüznü” gibi duygular asla uyanmazdı bende.
Önemli olan da bu zaten ;) helal
almanya icin konusursak güzel ve bol odali bir eve orta direk- orta alt direk bir aile sahip olabilir. MaMafih, evin nerede olduguna bagli. Münihte havuzlu ve bahceli, lüks olmayan bi ev 2 milyon euro en az. Köpek kulübesi aliriz anca biz eldeki parayla :D o da catisiz olur nsksjsjsjs evleri mutfaksiz satiyolar falan ya burda, o hesap :D
Bak işte güzel yakaladın hanım gızım: o duyguların neden oluşmadığını sorguluyordum bu yazıda. Benlik ve helallik bişey değil aslında “çocuk saflığı” sanırım. Ben öyle yorumladım. Çocuk sevildiği ve değer gördüğü ortamda böyle şeyleri düşünmüyo, takmıyo olabilir mi ki?
SilBurda şöyle: şehir merkezindeki 3-4 odalı, balkonlu geniş bir daireyle bizim buradaki (yani suburbs) havuzlu bahçeli müstakil ev fiyatı aynıdır.
Yani geniş ferah-bol odalı bir daire kolay ulaşılabilir bişey değil. Kolay bulunan bişey de değil hatta. Genelde küçük küçük odalar, daireler var binalarda. (Semt de biraz fark eder tabi ama bir bağcılar-etiler farkı değil mesela sndndnd)
Sizin o mutfaksız ev satma-kiralama olayı bomba yaa! Burda da tam tersi var: mutfakla birlikte buzdolabı, bulaşık makinesi, fırın falan da veriliyo genelde (özellikle ankastre olanlar) full artı full mutfak :D
Yeaani bu mutfağı söküp götürmenin mantığı: “benim beyaz eşyam buna göre, yeni gelenin beyaz eşyasının boyutları buraya olmaz, nasılsa yeni yaptırması gerekir” ise beyaz eşyanı bırak işte kardeşim! Ne laz oğlu laz gibi komple mutfağı söküyon?
Ferah Bol Odali ev bulmak Lüküs. Cok haklisin. mutfak konusunda cok sasirdim!!! ama bunu avusturya mutfaginin alman mutfagindan daha üstün olmasina baglayabiliriz belki :))
SilYazınızı okuyunca çocukluğuma gittim:))
YanıtlaSilBabam hem çalışmış hem okumuş sonradan yüksek gelir ve mevkiye ulaşmış biriydi. Yani benim ilkokuluma kadar oldukça dar gelirli bir aileydik. Bir de ülkenin alım gücünü düşününce epey yokluk yıllarıymış. İlkokul 1deyken merdaneli çamaşır makinası ile siyah beyaz tvyi annemin gelin olurken takılan birer altın bileziğiyle alınmıştı. Eski koltuklar yüzletilmişti falan. Yıllarca parça bölük ihtiyaca binaen alınan eşyalarla biraz farklılaşsak da 20 yıl boyunca yaklaşık 15 taşınma -ki, hepsi şehirlerarası- 2 oda 1 salon lojmanlarda yaşadık. Annemin o yıllarda içinde kalan bir heves olan günün modasına uygun, kabul gören eşyalar sonunda alındı ama galiba o heveste içte solmuştu. Ben ise farkındaydım ama yapacak bir şey yoktu ve yaşadık:))
Babam genel kabul gören hayatın dışında bir adamdı. Günümüzde moda olan hatta üst gelir grubunun hayatına soktuğu organik hayatı biz o zaman yaşıyorduk. 80lerde evde olan bütün alimunyum eşyalar atılmış çelik ve sağlığa uygun eşyalar alınmıştı. Deterjan hayatımızdan çıkarılmış zeytinyağlı sabun kullanılmaya başlanmıştı. Sabun tozu hazır olmayınca sabun rendelediğimizi hatırlıyorum. Lojman bahçesinde bugünün hobi bahçeleri kadar alanda iş dönüşü bakımını yaptığı ve ilgilendiği tamamen doğal domateslerimiz olmuştu bir kaç yerde. Gıdamız bulunduğumuz yerin yerel üreticisinden alınır öyle paketli süt falan eve girmezdi. Tabi o zaman için tam kapitalleşmenin ülkemize yayıldığı ve kutu sütlerin, cipslerin, kolaların falan alışveriş arabası olan yeni yeni açılan marketlerden alışverişlerin moda olduğu ve imaj oluşturduğu dönemdi. Tabi bizde bir dönem dirensek de bu tüketim modeline teslim olduk ama günümüzdeki organiğe tutkulu hayatları görünce babamın 40 yıl önce yapmaya çalıştıklarının nasıl da imajla farklılaştığını düşünüyorum.
Yazınızla nerelere gitti düşünceler...
Ben de düşününce çok organik bir çocukluk geçirdiğimi görüyorum <3
SilYazları sebzeleri bahçeden, meyveleri dalından yerdik. Yoğurt evde mayalanır, kışın ev yapımı salça, konserve vs kullanılır, köyden ekşi mayalı ekmek gelir günlerce yenir..
süper marketi ilk kez gördüğüm yaş:12 benim :)) ilk avm:15 :)
Şimdi siz söyleyince fark ettim: bizimkilerde de alüminyum-emaye- bakır kullanmama, zeytinyağlı sabun falan olayı vardı. Deterjan-şampuan konusunda doğallık değilse de belli başlı bir iki marka dışında alınmazdı (içindeki zararlı kimyasallardan dolayı) Ayakkabılarımız ortopedik ve dayanıklı olurdu, istanbuldan getirtilirdi. Yani kıt kanaat geçinsek bile ucuz alternatiflere yönelmezlerdi, öyle bir bilinç ve özen vardı.
Ya eskinin kadınları da kalitesine göre değerlendirmeyi bilirdi eskiden :)) ananem büyük teyzem falan bir kumaş görünce “yeri iyi değil bunun alınmaz” falan der, öyle polyester karışımlı dandik şeyleri falan hayatta almazlar eheheh. Şimdilerde yeter ki çeşit olsun, ucuz olsun bimde insanlar birbirini eziyor :/ tüketim alışkanlıkları ve kalite anlayışı çok değişti…
bir sürü yere çok güldüm."Beyazı ipek" süpermiş.Ben ilkokulda kendi çöplüğümdeydim, ortaokulda kozmopolit bir ortam vardı fesatlık olmayışı ayrı o zamanın çocukluğu ayrıydı sanki:)Şimdi o zamanki yaşlarımda bir oğlum var kimin ne giydiğini,kaça aldığını,nasıl bir evde oturduğunu biliyorlar (bana sorarsan sadece maddi olan şeylere vakıflar).Ortaokuldan bir arkadaşımın babası yıllar sonra müşterim oldu o yıllarda adamın madenleri petrolleri varmış.Benim hiiç haberim yoktu kuru simidi bölüp ayranla gömüyorduk yan yana:)
YanıtlaSilBirlikte simit-ayran gömülen kankinin reza zarrab çıkması şoku sjdjfjjf
SilBizim çocuklarda henüz başlamadı giyim-kuşam, marka, alınan zımbırtıların fiyatlarını konuşma falan olayları. Ben de merak ediyorum bu kültürde nasıl oluyor bu işler ergenlik dönemlerinde.
Ona o alınmış, buna bu alınmış diye sidik yarışı oluyor mu? Telefonu tırt model olan çocuk telefon shaming yaşıyor mu falan :D
Görüciiz bakalım.
Au basak, yine ne guldum ya, bedriyeyle naciye:)))) optum anacim!!! Ozden
YanıtlaSil