Geleneksel Türk kadınının kendini gerçekleştirebildiği; çocuklarına, kocasına, misafirlerine sunabildiği, kendini "yeterli" hissedebildiği, "biricik ve özel" hissedebildiği en önemli alan "yemek"tir.
Yemek, yedirmek, beslemek, doyurmak!
Yemek herşeyin ilacıdır.
İşten gelen, evin geçimini sağlayan kocasının önüne çorbası, salatası 3 kap sıcak yemeğini koyabilmek kocasına verdiği değerdir. Ona iyi bakmaktır.
Herkesin sevdiği yemeği bilmek, özel olarak hazırlanmak; inceliktir özendir.
Hastalara tavuk suyuna çorba, ilik suyuna bilmemne, nane limon kaynatmak, taze portakal sıkmak, en birinci ilaçtır.
Ders çalışırken, soyulmuş meyve tabağı servisi zihin açar.
Morali bozuklara teselli niyetine kek moral deposu, seyahatlerde kavanoz kavanoz reçel-salça taşımak en güzel hediye, bayramda seyranda baklava açmak, mantı dökmek en şahane hazırlıktır.
Gurbetten gelen oğlunun en çok özlediği, hasretini çektiği şey "anasının yemekleridir"
Evden ayrılan yavrusunda hissiyatı "mutlu mu? Eğleniyor mu? Güzel anılar biriktiriyor mu? Güzel insanlar tanıyor mu?" Merakından ziyade en önce geleni "ne yiyor ne içiyor oralarda?" Sorusudur. (Hatta sanırım bu "kalıp" soruda, aslında bütün diğer soruların anlamı gizli. Deyim olarak bile yerleşmiş yani)
Dışarıda yenmesinden hoşlanmaz, bütün yemekler kendi elinden çıksın ister.
Hele bir de kendi adıyla anılan bir yemek varsa, "aaa çerkes tavuğunu en iyi x hanım yapar, onun gibisi yok" deniyorsa en kallavi iltifattır.
Her derdin devası yemek, her musibetin sorumlusu yememektir.
Türk mutfağı zengindir, yapılacak yemek kombinasyonları uçsuz bucaksızdır. Yetkinlik kazanmak, hakim olmak zordur. Rekabet amansızdır.
Eski zamanlarda kadının, kalabalık geniş ailelerini doyurmak için zamanının büyük kısmının mutfakta geçiyor olması; övgü toplamak, taktir edilmek için "yemeğin" önemli bir "güç savaşı alanı" olması bu kültürü perçinlenmiştir.
Günümüz kadını kendini birçok farklı noktada gerçekleştiriyor. Çalışıyor, üretiyor, eve para getiriyor, kariyerinde ilerliyor, dünyayı geziyor, okuyor, araştırıyor, hobileri var, spor yapıyor... Çok sağlam donanımları var. Var oğlu var.
Ama bu yemek işi DNA mıza kodlanmış bir kere! Yemeğin iyileştirici gücü ve "yedirmek, doyurmak" eyleminin aile içi ilişkilerimizde bizi özel ve biricik yapan bilinçaltı etkisi yakamızı bırakmıyor.
O yüzden modern Şehirli kadının, "organik beslenme" takıntısını ben bu kodlarla açıklıyorum (kendimce)
![]() |
| komiklikler, sakalar |
Çocuğuna en organiğinden besinler bulma, kusursuz bir yeme düzeni oluşturma; organik pattis, gdo suz esmer pirinç, mandıradan taze süte yoğurt, çilli tavuk kıçından biyolojik yumurta toplama yoluna baş koyma, "kinoa, agave şurubu, smootie vs vs" gibi yeni sağlıklı beslenme trendlerini yakından takip etme hep bu yüzden. Annenin kendi iç dünyasında "anneliğe övgüsü" en çok yemek üzerinden (ve hala) yürüyor.
Bir de yemek somut olarak gözlenebilir bir veri. Tabağına koyduğun sağlıklı yemeği yiyorsa, başarılısın. Çocuğu güzel besledin ve doyurdun. Anında sonuç!
Halbuki okuduğun kitaplar, oynadığın oyunlar, temiz havada geçirdiğin zamanlar için; yeterli/başarılı olup olmadığına dair nicel bir veri yok. Tüm diğer konularda kendimizden emin olup, içimizin rahat etmesi mümkün değil. Ama yemek öyle mi?
Buraya kadar bilimsel makale ağzına öykünerek tespit sıçtığım yazı şimdi kendi "yemek konusunda nasıl çuvalladım?" mevzuma bağlanacak.
İşte size yemek karnem:
1-Beyime sofra kurmak, ailece sofraya oturmak = Zayıf!
Kültür ve yeme alışkanlıkları nedeniyle benzeşmiyoruz. Beyim Türk mutfağından çorba ve sulu yemeklerin hiçbirini yemiyor. (Thai usulü hindistan cevizi sütlü bilmemneli abidik gubidik çorbaları yer ama bizim tarhanaya, ezogeline prim vermez) Avusturya'da aksam yemeği öğünü şarküteri-ekmek olarak yeniyor en çok (peyniriydi sucuğuydu.. Öyle soğuk soğuk. kuru kuru)
Köfte, pilav, baklava, börek falan hastası tabii ama o ayrı. Özetle hem akşam sıcak yemek yemediğinden, hem de işi nedeniyle her gün aynı saatlerde evde olmadığından günlük sofra kurma ve ailece başına oturma düzenimiz yok.
2-her gün taze yemek çıkarma= Orta!
(Maya için yıldızlı beş alabilirim. Ama edo ve kendimi dahil edince ortalama düşüyo)
3-çocukların yediği çeşitler=
Edo:zayıf
Maya:pekiyi
Edonun yediği besinler sıralı tam liste:
Süt-peynir-yoğurt
Hıyar-havuç
Üzüm-armut-elma-mandalin- (yaz meyvelerinden de 2-3adet var)
Kuru üzüm-kuru yabanmersini
Makarna-pilav-köfte-balık-çorba (çorba pürüzsüz ve yoğun kıvamlıysa ancak; yani sadece mercimek çorbası veya muhtelif sebzeleri blender dan geçirip kremalı kıvamlı yaparsam, o da tabağı bitirme garantili değil) patates kızartması da fix tabii
Bu kadar! Edoşettin efendi bu yemek mevzularında ciğerimi Söke Söke anca bu günlere geldi. Sadece günde 3 öğün yoğurt-pilav yediği bi 6 aylık süreç bile oldu.
Maya herşeyi yiyo bakalım şimdilik. Önüne koyup da yemediği bir besin olmadı desem, kıskanır mısınız :Pp
4-abur-cubur = Orta!
Çocukken bize fazla abur cubur alınmazdı, çünkü inanmazsınız ama yoktu! Küçük yerlerde büyüdük. Ilk süpermarketle Tanışmam 12 yaşımda izmitte oldu! Mahalle bakkalının minimal ürün yelpazesinden "tombi-topitop-turbo/pembo sakız ve ya tadelle" seçmemize izin vardı ayda yılda bir. Bakkala gönderildiğimizde rüşvet niyetine falan işte; ekmeğin üstünden artan parayla.
Bi de babam istanbula rotasyona gittiğinde bize 1 paket milka "milkinis" getirirdi. İçinden 7 parmak çukulat çıkardı. 3 ekine, 3 bana 1 de anneme şeklinde paylaşırdık. (Ah yaa nostaljilere girince çıkamayıp konudan sapmada adeta bir muazzez Ersoy-nostalji 6'yım) neyse işte Çocukluğu böyle kurtardık lakin ergenlikten itibaren hunharca yedik. Hala daha cüps olsun, şokonella olsun, light kolalarım olsun kendime ait dev bi zulam vardır evde hep.
Edo şeker içeren ev yapımı kek ve sütlaçla 1,5 yaşında; çukulata ve dondurmayla 2 yaşında tanıştı! (Sadece tanıştı ama. 3 yaşına gelene kadar da gıdım gıdım yedi) Şuan çukulata, bonibon ve haribo hastası! Her gün net yiyo hepsinden. Size göre iyi mi, çok mu bilemiyorum ama şöyle söyliyim: hergün 4-5 haribo ayıcık ve 1 kinder minik parmak çukulatası var (en az. Bazen coşup yanına 1 donut veya kinder süprüz gömdüğü bile oluyo)
Kutu meyvesuyu, şekerli içecek, kakaolu-çilekli hazır süt falan filan yok! Cips-gofret tarzı da yok) ama ben yine de sanırım abur cubur kısmında çok sağlam durduğumu sanmıyorum. Cortladım bence)
Mayada ise hazır bebe bisküvi, ev yapımı kek mek yedirdim. Dondurma yedirdim. Reçel-bal arada veriyorum. Danone Meyveli yoğurt haftada 1-2 küçük kutu veriyorum. Edo kadar pimpirikli davranmadım.
5-organik-ekolojik-yeni trend beslenme = Muaf!
Bu konuda ne düşüneceğimi gerçekten bilmiyorum.. Yani en büyük çekincem "organik" etiketiyle raflarda satılan ürünlerin para tuzağı ve pazarlama startejisi olup olmadığı.. Yani en basitinden kuru fasülye-nohut falan ele alalım: küçücük pakete 5 kat fiyat çekiyorlar, bi de janjanlı (çuval görünümlü, keten torbalı fln) ambalajları oluyor falan ondan da kıllanıyorum. Bize "doğal" mesajı vermek için subliminal kasıyorlar resmen. Yani aslında net de değilim tabii "hiçbir farkı yok siz enayisiniz alıyorsunuz, ben akıllıyım ucuzunu alıyorum" diye atıp tutamam. Ama organik diye satılan her şeye de güvenip almama tarafım ağır basıyor sadece. Bulduğum çözüm orta karar fiyatlılardan almak. Yani ne en ucuz adı sanı duyulmamış ürün alırım; ne de organik alırım. Orta yerde buluşuyorum işte.
Meyve sebzeye gelince, burada hepsinin nereden geldiği yazar. Mesela kışın domates alacaksam Şili'den Arjantin'den gelenleri alabilirim; çünkü bizde kışken orada yaz ve Hormonsuz doğal domat yetişmesi mantıklı! Yine kendimce böyle ufak tefek şeylerle hormonsuz, gdo suz tarımdan olabildiğince uzak durmaya çalıştığımı var sayıyorum. Ama tabi bu konuyla da kafayı bozmuş; köy köy-çiftlik çiftlik dolaşıyor değilim.
İnternet devasa bir bilgi çöplüğü. Gün geçmiyor ki, kanserin ve cümle hastalıkların çaresi bilmemne yiyeceği; ya da aman ha filanca markayı tüketmeyin içinden at kafası çıktı, şeker yerine pekmez kullanın daha sağlıklı ve anti tezi-yok yok pekmez kullanmayın yüksek ısıda yapılan pekmez toksiktir cinsinden yazılara rastlamayalım! Kafamız çorba oldu! Ne yiyek? Daş mı yiyek? Diyip de sallamıyorum artık birçoğunu.
Yemek üzerine her telden caldim bakalim. Hem caldim, hem oynadim. bu da böyle bi yazi olsun...




Makale ağzı kısmında bir afalladım yalnız doğru blogta mıyım diye:)))
YanıtlaSilBu beslenme işi beni bazen gerse de şöyle bir avantajım var ben mutfağa girmeyi severim.Amaaa hamur işi konusunda severim(Onu da çok yediğimiz için yapmıyorum).Ha diğer yemekleri de yaparım oflaya puflaya,hafta içi sırayla sebze yemeklerini dayarım önlerine,onlar da yer.
Akşamları sofraya beraber otursak bile ben genelde öğlen 3 erkeğin yiyeceği kadar yemek yemiş olduğumdan ve akşam üstü de karbonhidrat denizinde yüzdüğümden yemem.Akşamları 2 çeşit yemek olur çorba(yapması kolay,2 gün üst üste aynı çorba)ve kıymalı ya da zeytinyağlı sebze.Hayatta en sevmediğim şey salata yapmaktır ayrıca yemeyi de sevmem.
Arda genelde ben pişirdiğim sürece sebze yer(İleride karısınınkileri de yiyecek ama ablası) ama aynı anda benim ruhumu da yer söylenerek.Kayra şu an aval aval bakıyor.Bu akşam fırında karnıbahar verdim yedi.Şimdilik fena değil.Galiba senin de deneyimlediğin üzere 1.çocukta yemek yedirme konusunda kendimizi tüketip 2.de daha saldım çayıra oluyoruz,onlar da daha iyi yiyor.
Abur cubur benim en yaralı noktam.Ben Arda'yı uzak tutmaya çalıştıkça o daha da düşkün oldu.Onu bir ara uzun uzun yazıp muhasebesini yapacağım.Senin Edo'ya verdiğin miktarı benim endokrin uzmanı duysa seni paralardı.Hareketliyse,dişlere iyi bakıyorsa ver gitsin.Ben kastıkça Arda daha düşkün oldu.Yalnız dişler aman diyim(mesleğim olur kendisi)...
Gelelim organik kısmına...Bence sizin diyarlarda denetlemeler falan daha düzgündür,daha hormonsuz ve gdo'suz beslendiğiniz kesin bence.Ben marketlerde satılan organik ürünlere güvenmem.Zira dediğin gibi uzmanlar hergün fikir değiştiriyor,benim de kafa çorba o konuda.Genelde haftalık pazara giderdim,orada köylüler ayrı bir yerde küçük tezgahlarda ürünlerini satarlardı(ne kadar ilaçsız bilmiyorum tabi)en yamuk sebzeleri alıp gelirdim.Kayra ile bu mümkün olamıyor pek.Çözümü buraların meşhur organikcisinden kargo yoluyla sipariş vermekte buldum.Herşey az az geliyor,markete bile birkaç şey için gitmeye başladım.Pratik,hızlı,kolay,organik.Ama yoğurt bitince alıyorum marketten yiyorum,kasmıyorum o kadar.
Of çok uzattım,anlatasım varmış.Endokrinciye anlatamadım içimde kaldı,buraya döküldüm.Bir dinleseydi,iyiydi.
Kafamın içi de çorba olduğu için, yazılar böyle çıkıyor ne yapayım :)
SilMalesef abur cubur denen illetle baş etmek zor, edo bebekken asla yapmam dediğim şey çikolatayı Rüşvet olarak kullanmak, ve "yemeğini bitirirsen çikolata yiyebilirsin" diyerek çikolatanın yemekten daha üstün olduğu vurgusunu yapmaktı. Ancak malesef yaptım ve yapıyorum... Ne yaparsam yapayım Yemek yemediği için (evet, herşeyi denedim) anca çikolataya kandırıp yedirebiliyorum... Çikolata aşkına tabağını bitirmeye razı oluyor... Hatta bitirmek bile değil işte yalvar-yakar 3-5 lokma, ne yese kar mantığında :(
Senin endokrinolağa sinirim hala geçmedi :))
: )))
YanıtlaSilYemek, yedirmek, iştah, damak tadı gibi şeyleri olduğu gibi duygusal gelişimimle cümle içinde kullanarak büyüdüm. Mutluyum, şundan yiycem. Mutsuzum bunu da yiycem. Gibi gibi.
Ama bu fena kötü. Mesela bazenben de bebeyle kitap okurken keyfe geliyorum, hadi gel kek alalım yanımıza filan diyip öyle takılıyorum. Korkuyorum, benim gibi zevkli bir aktivite yaparken tıkınık bir insan olcak diye.
Çoğunlukla, fazlaca sana katılıyorum yalnııııız..
Sebze suyu vermek, veriştirmek benim için dini inanç gibi. Epeydir yapmadım çocuğa ve kendime. Zaten üzülüyorum. O katı meyve sıkacağı, oyuncak oldu bu ara ve üşendim temizleyip kullanmaya. Yarın temizlicem anasını satayım.
Bunun dışında beslenmenin yaşamsal anlamları, önemine inanmıyorum. Şekerin fesatlığı hariç.
uykusuzluktan düşündüklerimin çeyreğini yazmışım. halbuki okurken "şunu da diyim bunu da diyim" diyordum. uzun yazıyorsun, insanı nefes nefese heyecandan heyecana sürüklüyorsun, dicek bişey kalmıyor. Bu arada maddelere ayırmada üstüne tanımıyorum. ve zıbarıyorum.
SilBunu bir eleştiri olarak alıyorum ve yazıları daha kısa tutuyorum o zaman :) yoksa iltifat olarak alsam da aynen böyle devam mı etsem? Hahah bilemedim güneşcim, ama senin yorumların da yazılarıma keyif katıyor, Gözlerim seni Arıyor :)) -aman ha, herşeye illa yorum yap Baskısı oluşmasın sakın! İçimizden geldiği gibi karalamaca en güzeli- öpüyorum o vakit
SilPardon ya. Beslenmenin yaşamsal önemine tabi ki inanıyorum. Sadece ebeveynlikte cok kasmaya inanmıyorum.
SilYooo uzun yaz. Benim işime geliyor. Fakat tam bi dicegim geliyor, başka şeye takılıyorum yazında :P
Yorum yapmadan durabilen bi insan değilim hayiiiir. Nihaho. Bazen telefondan yazmak zor geliyor da bosveriyorum.
Ben de öperim
başta "enaamm mükemmell bir ev kadını ve anne ile mi karşı karşıyayım" ; bir gün ben de böyle olabilirmiyim ki diyerek okuyordum ki.. neyseki bizden biri varmış ekranın öbür ucunda :)) akşam sofra kurmak, 3 kap yemek.. oğlana güzel şeyler yedirmek.. valla mutfak konuusnda ben komple sıfırım sanırım.. :P :(
YanıtlaSilYok canım nerdeee ;p Mutfakta Sınıfta kalanlar derneği kuralım :)
Sil