Ülkem adına olası bütün felaketlere hazırdım.. Savaş, iç savaş, terör, büyük ekonomik buhran, büyük istanbul depremi... Ne bileyim uzaylı istilası ve ya zombiler dışında “binlerce canın acı kaybını, ohal ve sokağa çıkma yasağını; ekmeğin karneye bağlanmasını” gerektirebilecek olası senaryolar hiçbir zaman çok uzak olmadı bize..
Ama global ölçekte, aynı seyirle yaşanan; “Avrupa, ABD, Çin” gibi dünya devlerinin ebesini ziken bir pandemi?? Kimin aklına gelirdi ki?
5 dakkada değişir bütün işler:
9/11 ‘i ilk nerede, nasıl duydunuz? O sırada ne yapıyordunuz? Yanınızda kim vardı? Gibi anılar herkes tarafından çok detaylı hatırlanıyor. Çok ilginç geliyor bu bana.
Ve ya Özal’ın ölümü, darbe gecesi ve saire..
İşte şimdi bu kategoriye “ev karantinasına girmeden önce en son nereye çıkmıştınız?” anısı eklenecek.
Benimki kaşlarımı aldırmaya, Türk mahallesine gitmek. Akskdkdjd
Gönül isterdi ki “o gün en sevdiğim efil efil çiçekli elbisemi ve babetlerimi giymiş, eski bir Viyana kafesinde melange’ımı içerek kitabımı okumuş, Burggarten’da telaşsız ve keyifli bir yürüyüş yapmıştım” diye betimleyeydim o günü...
Ama kedi tüyü kaplı siyah taytımla Songül abla'ya gitmiştim. “Formunu bozma ablacım, hafif dağınık ve doğal dursun” dediğim kaşlarımı “sus bagaayum! olmaz oyle şey! Ha buraya, Yozgat garıları gibi kalın kalın kaşlarla cezeysunuz” diye azarlayarak incecik almıştı.. (Kadınlık ve bakım üzerine başka fırçalar da yemiştim.)
Kendisi ağır Rizeli olduğu için kızamamış, incecik alınmış kaşlarımı çatarak götüm götüm eve dönmüştüm. Zaten en sevdiğim çiçekli elbisem ve babetlerim diye bişeyim de yok. Isısısıs
Bugün ev karantinamızın 13. Günü!
Her şey gayet iyi gidiyor. Söyleseler inanmazdım. Ev hayatında çok acayip şeyler oluyor. İşte o şeyler:
-Harisle aramız çoğiyi.
İlk hafta 7/24 telefon kulaklığı kulağına yapışık yaşadı. Malum şirkette kriz yönetimi. Ortalıkta, kulağında kulaklık, Hitler almancasıyla konuşarak gezinmediği zamanlar çalışma odasına bilgisayar başına kapanıyordu.
Öyle ki 2. Haftanın sonuna girerken, kulak içi kulaklık takmaktan orta kulak enfeksiyonu oldu sanırım :// (tekerleme gibi cümle)
Ev hayatına ve çocuklara dair zerre katkısı olmadı tabii. Yediği yemeğin bulaşığını makineye bile koymadı.. ama ne yaptı? Her fırsatta bana teşekkür etti. Yalakalıklar, tatlışlıklar. “Aslansın kaplansın” diye bana gaz vermeler! Sürekli beni övmeler... kenarda köşede kıstırıp öpmeler.. ehehhueh
Bana bu yetiyormuş meğer! Azıcık taktir edilmek, güler yüz, tatlı söz...
Ben de karşılığında Harise tek bir sitem bile etmedim, bütün iş bana kitlendi diye.
Normal zamanda 3 gün bile götgöte takılınca tosur tosur surat asan, tripleşen, laf sokan, kavga eden biz; şu 13 günde tek 1 gerginlik yaşamadık.
-çocuklarla hiç bu kadar keyifli vakit geçirmemiştim.
Hem iki kardeşin ilişkileri güçlendi. Birbirlerine düşkünleştiler. Hem de birbirlerine mecbur kalınca şahane oyunlar kurup oynamaya başladılar..
Benimle sohbetlere, ev işlerine katılıma ve işbölümüne daha bir gönül verdiler; kurallara daha bir bağlandılar.
Gözümün önünde bir çok yetenek geliştirdiler.
-omlet pişirmeyi, ocağı çalıştırmayı, makineleri programlamayı öğrendiler. (Çamaşır, bulaşık, mikrodalga)
-ilk kez keskin bıçak kullandılar (ve kullanmaya devam ediyorlar)
-günde 2k koşu yapıyorlar (edo 3k), kondüsyonları arttı.
-edonun boyu bile uzamış olabilir aksjdjjdf
-edo düzenli kitap okumaya başladı.
Mutluyuz, gülüp eğleniyoruz, birlikte olduğumuz anların tadını çıkarıyoruz.
Gelelim bana:
Ne haris gibi home office, kriz yönetimi, online toplantılar gibi işler başardım.
Ne çocuklar gibi yeni yetenekler geliştirdim.
Harala gürele geçirdim günleri. Yemek yap, ortalık topla, çocukları eğle X5. Şeklinde döngüler halinde yaşıyorum bu günleri.
Sanırım ilk kez ben çocukların programını değil, onlar benim programımı takip etti. Beni bu kadar rahatlatan, pamuk gibi eden şey bu his olmalı..
Programı ben belirledim! Hangi saatte ne yapılacak tamamen ben organize ettim (onların okulu, kursu, sporu, arkadaş buluşması gibi tantanalara uydurmak zorunda kalmadan dilediğimce pay ettim zamanı)
Kendi hayatıma onları buyur ettim!
Yemek hazırlarken yardım istedim, koşuya çıkarken gelin benimle koşun dedim, kahve içeceğim zaman “yallah Arabistana” dedim, kitap okurken siz de kapın kitapları yanıma oturun dedim. Ben banyoda saçımı kuruturken, gelin siz de burda kendiniz duş alın dedim.
Monopoly, uno falan tarzı oynamaktan zevk aldığım oyunları oynadık. Hama boncuklara sardık, zor puzzle’lar yaptık.
Çocuk işi şakalardan değil, gerçek espriler yaptım. Güldüler!
Yoga pozisyonları yapıp birbirimizi puanlıyoruz misal. “Aferim, bravo, 10 puan” yerine “öfff Edo çok tırt oldu bence 10 üzerinden 3 veriyorum” dememe bayıldılar!
Yemek menülerini birlikte planladık, pişirmeden önce üzerinde tartıştık. Daha önce hiç denemediğim tarifleri birlikte denedik. Hamur açıp mantı bile yaptık.
İlk kez zaman durdu ve ben kendimi, diğer insanları, anneliğimi, yeteneklerimi, başarıp başaramadıklarımı, yetip yetemediklerimi sorgulamadım! Akmayan zamanın ortasına kendimi bırakıp öylece salındım.
Canım ne istiyorsa hesapsızca yedim. İlk kez sporu “kilo vermek, fit olmak, vücudumu güzelleştirmek” gibi amaçlar gütmeden, beklentiye girmeden yaptım.
Hareketin insani bir ihtiyaç olduğunu hissettiğim için yaptım. “Hadi çok oturdum, kalkayım da koşayım” şeklinde içgüdüsel olarak gelen motivasyonlarla hiç yorulmamacasına yaptım.
Ne bileyim işte, böyle şeyler oldu!
Ben eve kapalı kalmayı, daha ne kadar böyle gideceğini, sağlığı ve ekonomik belirsizlikleri düşünüp dibe batacağıma; bunları görmeyi seçtim.
Bilinçli bir seçim değildi gerçi, bunları gördüm! Fark ettim, hissettim, şükrettim..
Ha elbette ki bütün günümüz yazıda lanse ettiğim gibi saçı fönlü instoş anası modunda geçmiyor ahshdhdhd
Çocukların çirkefleştiği, benim ciğerimin solduğu, sağda solda (daha ziyade watzapta agshsgsh) “hay amk nabıcaz bu işleri” diye konuştuğum anlar çok oluyor! Olmuyor değil!
Ama yine de, günün sonunda yatağa mutlu gidiyorum be!
(Not: bu yaziyi dün yazmistim. bugün 14. gün...)



Yazın içimi açtı valla. Sıkıldığımda açıp okuyeeeem ;)Yoga ya puan verme olayi cok iyiymis, bu aksam deniyoruz! Biz de de durumlar benzer, sadece günde 100 kez dance monkey i söylemek ve dans etmekten mala bağlicam yakinda jsjsjsj Onun disinda pencereden disari bakarken yüzümde leke olmasin diye günes kremi sürmeye devam ;) köy coronaya yakalanir, kahpe günes kreminin derdindir ksksks
YanıtlaSilBeni bilirsiniz “yaşam siki” tarzı yazılar yazmam normalde assjdjjdj. “Tadını çıkarın, selülitlerinizi olumlayın, evrenin götünü yiyin, yoga yapın, şükredin” diye secret’çılık yaptığım görülmemiştir. Ama işte şimdi görüldü :))) çünkü bu kez aşşırı böyle hissediyorum <3
SilDance monkey’e kahkaha attım. Ona benim de kaşım gözüm seğiriyo artık.
Güneş kreminin dezenfektanlısını sürerler piyasaya yakındır eheuehue
Edit: yazim hatalari olmus
YanıtlaSilAramızda lafı mı olur bacım :P hatasız yazım olmaz xd
SilYa nasıl imrendim, bu günkü yazdığım yazıdan sonra aklıma geldi, ben sıkıntıyla huzursuzca yaptığım için yemekleri bunlar yemiyor olmasınlar. Yani önceden hep stresle yaptıklarım iğrenç olurdu, tadı fena değil sonuçta ben yiyorum ama galiba benim huzursuzluğumu alıyorlar.
YanıtlaSilİşte şimdi senin yazını okuyunca aydınlandım, önce kendimi sonra ev ahalisini huzura erdireyim inşallah
Yemek işinde ben de zorlandım başlarda gece’cim. Ama sonra Şunu farkettim: ne yiyeceklerini önceden bilmeleri daha iyi oluyo. (Hatta okulda/kreşte yemek listeleri belli ya.. belki arkadaşlarıyla, öğretmenleriyle yemek saatinden önce hep geçiyo onun muhabbeti! Hatta şimdi taşlar yerine oturdu. Bazen “yarın kakaolu irmik çıkacak yemekte mmm” falan diyolardı... menüyü önceden bilmek, hem hazırlık hem motivasyon sağlıyo)
SilMasaya gelen ıspanağa hazırlıksız yakalanan çocuk yemiyo! Modu düşüyo, iştahı kaçıyo onu görünce ajsjdjdj
Ama birkaç saat öncesinde ıspanak pişiricez dersen, ufak tefek pazarlıkla yanına onların sevdiği bişeyi eklemeyi sana kabul ettirirlerse (örn: pilav, limonlu salatalık, cacık vs) ve pişirme aşamasına dahil edersen (lavaboyu doldur sebze yıkat, bıçakla doğrat, robottan soğan çektir vs) o zaman mırın kırın etseler de yiyolar. Çünkü en başından beri neyle karşılaşacaklarını biliyolar :)) ha normal hayat hengamesinde sürekliliği olan bi yöntem değil tabi ama karantina günlerine 1/1 :)
Not: ıspanağa en baştan net bi şekilde hayır derlerse de ısrar etmiyorum. Okey o zaman diyip başka pazarlığa oturuyoruz. Çünkü ben artık yemeği yapıp da yenmemesindense, hiç yapmamayı tercih ediyorum :// (çok pis sinir oluyorum çünkü o kadar yemek yapıp bi de bunların tribini çekmeye abshshhdhd)
Bu da benim bugünler için survival tip’im olsun. Kolay gelsin şekerim. <3
Tavsiye alındı 🙏🏼
SilAy şu ahir ömrümde yemek tavsiyesi vermek de nasip oldu ya hahahahga benim oğlan yemez içmez, 8 yılım tek 1 sebze yediremeden hüsranla geçti (blenderda çekilmiş çorba hariç) o yüzden boş yapıyo gibi olmıyım ama :P bi tık işe yarıyo diyim :))
Silbi kere zaten ben bu blogun adına dahi gülüyorum... :)
YanıtlaSilsen yazınca ben de düşündüm en son dışarı çıkmalı ne yaptım diye. çoktandır görmediğim bir arkadaşımla buluşup bira içip atıştırmışız. Saçaklı bunu beğendi! :)
Merci boku saçaklı <3
SilArkadaşla bira içmek net güzel anı. Eheueh
Dün okuyup eğlenmiştim açtım bi daha okudum şimdi. Bu akşam soldan soldan yanaştı bana anksiyete krizleri. 2 haftada 2 kez benim için iyi sayılır tabii ama olmayaydı daha iyiydi... kendimi gayet iyi sanıyordum aslına bakarsan...
YanıtlaSilOnlar benim hayatıma uyunca rahatladım yazmışsın ya, bana bile bir aydınlanma geldi. Hepimiz oldurmakla uğraştığımız için stresliyiz zaten günlük yaşamlarımızda... bende şimdi olay boyut değiştirdi, evden oldurmaya çalışıyorum o yüzden biraz gerginim. Halbuki ben de belki evin, yavrunun ve yeni durumun düzenine kendimi bıraksam belki biraz daha mutlu olacağım...
Mızmız beyimin teyzegızı anlattı bugün. Home office yapıyor 2 çocukla (energy trading işinde, oldukça stresli bi de onun görüşmeleri toplantıları neyim)
SilVideo call’da yabancı patronlarla ceo’larla konuşurken arkadan “anne bittiiiii” diye ses geliyor, çocuk gtü boklu tuvalette kaldı öyle diyor abshsbbd
“Konuşmadan ayrılıyorum, tekrar dönücem” diyip gidiyomuş öyle durumlarda.. kıssadan hisse: herkes için absürd bi durum çocukla home office yapmak.
Ev en çok çocuğun alanı, mekanın sahibi en çok o yani eheueh. Sal gitsin tabi ki! Kabul ettirebildiğin yere kadar açıkla elbet “anan azcık çalışsın yavrum” style, ama gerçek bir mesai gibi de düşünme. İş de kesintiye uğrar, uğrasın... stres yapma gülüm.
Hayatımızda daha önce yaşamadığımız bi deneyim yaşıyoruz. Napak?
T
YanıtlaSilvalla ben de hep skas mamas bekliyordum, hic böylesini düsünmemistim. fakat sen daha cok yaz bacım ya özlüyos
YanıtlaSilSavas mavas deyemeyen arkadaşın Zeynep
YanıtlaSilSkas mamas ne diye mal gibi kalmıştım iyi oldu yetiştiğin ansndndndn
Silsen yine kuaföre gitmişsin ben sabahın 6sında kalkıp işe gitmiştim en son :(
YanıtlaSilNikkim senin de annen kuaför gız eheuehue saçını keser kaşını alır evde mis beee lükse gel :)) şimdi aklıma geldi ve seni dev kıskandım <3 izmit-adabazar sınırı kapalıymış, babam kardeşimle sınırda buluşup drug dealer gibi saç için traş makinesi teslim almayı planlıyo ondan shdjdjdjjd ay ne uğraşcan internetten alıver kendine dedim olmaz bidaha nerde kullancam 1-2 aya giderim berberime diyo. Moral of the story: değeri anlaşılan mesleklerde bugün :))
Sil