8 Ekim 2019 Salı

Über saçma çocukluk anılarım

şeker yutmam ve Neboş: 

Neboş anneannemin kardeşi. Çocuğu yok. Ama yeğenleri ve yeğen çocukları arasında kendisini ailenin fav’ı kabul etmeyen de yok. Dünyanın en süper büyük teyzesidir <3

Küçükken şu şekerlere bayılırdım.



Bayram şekeri kasesinde en çok bunlardan, sonra susamlı şeker ve dünyanın en leş çikolatası olan ender bulunurdu. 

Ender şoko piramit reis. Asla ağızda erimezdi ve donuk yağ tabakası gibi bişey bırakırdı. Ajsjdjdj


Sonradan kent elegan ve ece çikolatası çıktı da allahtan bu sefaletten kurtulduk. 

Bir diğer tırrek de bu. 


Neyse işte 5-6 yaşındayım. Şekeri ağzımda hunharca emerken zınk diye yuttum. O şokla ağlamaya başladım. 

Hem boğazımdan geçerken hafif bir tıkanıklık ve yanma hissi vermiş çok azcık canım acımıştı, hem de bişey olucak diye panik yapıp korkmuştum. O yüzden ağladım. 

O zaman Neboş beni çok ciddiye aldı. “Senin yaşındayken ben de sabun yutmuştum. Ohooo bu şeker de bişey mi? Benim yuttuğum sabun na bu kadardı (işaret parmağıyla orta parmağını birleştirip komple göster) Ben de o zaman ağlamıştım. Korkma kızım bişey olmaz” demişti. 
Ben şahsen ikna oldum ajsjdjdfjdj 

Geçenlerde de Maya pabuç kadar sakız yutup ağladı. Ben de ona aynı ciddiyetle kendi örneğimi verdim. “Ben de senin yaşındayken şeker yutup ağlamıştım, bişey olmaz” diye.. 

Asla Neboş kadar cool değilim tabi ki. Çünkü akabinde “pabuç kadar sakız çiğnemeyin, küçük küçük çiğneyin. Ağzınızda sakız varken hoplayıp zıplamayın hırtlağınıza kaçıverir hık diye gidersiniz allah muhafaza” tarzı bi kamyon nutuk da çektim :/ 

O değil de Neboş o sabunu nasıl yutmuş ya? Naparken mesela? Sorucam bunu yazın. 

Düşük bütçeli Ken: 

2 tane Sindy bebek vardı bende. Halam almıştı. (O zamanlar sindy barbieden daha taşaklıydı) Biri artistik patinaj buz patenciydi. Biri de güneş gözlüklü, bikinili, saçlar tostlu... Ne de severdim. 

Bkz. sindy reis. kuzenim SILAda bire bir aynisi vardi bunun.

Ken yok tabi. Onu kendi imkanlarımızla yaratıyoruz. Apartmanın alt katındaki “sağra spesyal” bi kampanya yapmıştı. 1 kavanoz şokella dolturtana leş bi plastik pazar barbisi hediye! 2 tane naylon barbiyi bu şekilde kapızlamıştık. 
Saçlarını sıfırladık, memelerini kesip düzledik sonra da göz kalemiyle sakal bıyık çizdik. Aşırı ucube bişey olmuştu yokluk Ken’imiz sndnndnfn. 

Bu hikayedeki play date’im Deniz. O zamanlar play date diye bişey de yok tabi. Deniz karşı komşu gızı. Bize her gün play date asjdjfjf 

Denizin müstesna peçete koleksiyonundan parçalarla sindylere çift kişilik nevresim takımı yapardık. Boş kutulardan mobilya; kaçık mus çoraplardan gece elbisesi yapardık. 

Deniz benden 3 yaş büyük olduğu için bu dekorasyon, kreasyon işlerinden hoşlanırdı asıl. Bense hem adam akıllı bi tasarım yapmayı beceremez (Deniz'in yaptıklarını kopyalardım anca) hem de bir an önce bu hazırlık aşamalarını bitirip “sindyle keni yiyiştirmece, dünyanın en boş diyaloglarını ve sikko senaryosunu yazıp konuşturmaca” falan kısmına geçmek isterdim. Ansndndnnd 

Tam bütün dekoru ve kıyafetleri hazırlayıp oyuna başlayacağımız sırada Deniz "ben sıkıldım bırakalım!" derdi. Offff var ya nasıl sinir olurdum belli değil. Yieaa ama hep böyle yapıyosun diye vik vik ağlanırdım. 

Sonra zamanı gelince tabi, aynısını ben de Sıla’ya yapmaya başladım. Sıla halamın gızıydı ve efsane sindyleri vardı. Ama malesef ben de sıla’dan 3 yaş büyüktüm :)

Atanamayan noel ağacı: 

Yine Denizle bigün kafaya koyduk. Yılbaşı ağacu süsleyeceğiz! Nerden heves ettik hatırlamıyorum ama denizlerin evde sanırım deve tabanı denen (şu yaşıma geldim, çiçek adlarını zerre öğrenemedim) 2 metrelik bi saksı bitkisi var. İşte onu süsliycez. 

tam olarak bundan. difenbahyaymis adi.. vay aq. 


Aldık başımızı çıktık sokaklara. Tek tek kırtasiye, züccaciye falan gezmeye başladık. Çocuk aklımızla 90lı yılların ve Sivas'ın tam ortasında “biz yılbaşı ağacı süslemek istiyoruz da, yılbaşı ağacı süslemelik süs var mı?” falan diye soruyoruz girdiğimiz dükkanlara. Tribi yiyip, terslenip “yok, mok” diye dehleniyoruz tabi her medet umduğumuz kapıdan. 
Sonunda bir dükkanda gençten bi abi duruma ayıktırdı da anca öyle ulaştık amacımıza. 

“Siz salak mısınız? Yılbaşı-noel diye gezmeyin ortalıkta. Sünnet süsü diye sorun öyle bulursunuz” dedi. Askjdjddj 
Aldık sonra sünnet süslerimizi, süsledik deve tabanımızı. (Bitki deve tabanlığını koruyor. 30 yıldır kanıksamış olduğum bilgiyi updatelemem zor) 
Sonra da gelsin 2,5 lt kolalar, kuruyemişler mandalinalar. Vur patlasın çal oynasın noel queyfiiii. 

Dilimin metale yapışması: 

Hep Sivas'tan gidiyorum bu gün. Bu anım da Süğas'tan gelsin. 

Çok memleket gezdim böyle soğuk görmedim. Ya da termal içlik, ısı yalıtımlı mont-eldiven, polarlı bere vs bilmememizin etkisi de olabilir bu taşak çatlatan soğukları.. 

Zira montun kapşonuna 2 tur dolanan el örgüsü orlon atkı ve yün külotlu çorap kendimizi winterprooflamada yegane yöntemimizdi. 


Bir sabah vicdanless anam o soğukta beni ekmek almaya yolladı. “Saçakların altından yürüme, 2 metrelik devasa buz sarkıtları beynine düşüp vefat etmeyesin” diye tembihlemek suretiyle ajsjdjjdjfjf 

Yerlerde kapkalın bir buz tabakası olduğundan fıtı fıtı yürüyerek fırına vardım. Fırının önünde 3-5 kişilik bir kuyruk. Beklerken canım sıkıldı. Fırının dış cephesindeki donmuş metal kaplama ilk parti sıcak ekmeğin buğusuyla öyle güzel; pamuk gibi, mat bir görünüm almış ki adeta büyülendim. Gidip hemen çaktırmadan yalamak istedim ansjjdjdjdj

Dilimi değdirmemle dilim yapıştı. Çıkmıyor! Sırada bekleyenler “ah yavrııııım dur kıpırdama” falan diye başıma toplandı. El birliğiyle kurtardılar beni. 

Dilimin ucundan minik bir doku koptu ve kanadı amk. O neydi gız!! 

Eve gelip anneme anlattığımda çok üzülmüştü ama. Skdkdkdkjd 

Hala da “anne dilim nası yabışmıştı ısısııs” diye hatırlattığımda “ay cnım yhaa” diye üzülür, gelir sever. 

Çocukluk anılarımı hatırladıkça anamgilin rahatlığına hayretler ediyorum ya. 
-İşlek caddelerden karşıya geçmeli bakkala çakkala gönderilmemiz. 
-hayvan gibi yokuşlarda son sürat bisiklet sürmemiz (kasksız) 
-nerde olduğumuz belli olmadan akşama kadar orda burda sürtmemiz, aileminizin tanımadığı arkadaşların evlerine girip çıkmamız
-oto koltukuz, emniyet kemersiz uzun seyahatler. 
-camda kapıda balkonda hiçbir korunak olmayışı
-ilaçlar, deterjanlar hep ulaşabileceğimiz yerlerde... 

Resmen şansa yaşamışız. 
11-12 yaşlarında gece yarılarına kadar panayırda takılıyoduk mesela Çardak’ta. Panayır zamanı kalabalık, curcuna, gürültü, karambol; hırsızın uğursuzun cirit attığı bir ortam. 


Neboş'un kankası Sevilay teyze “çingen çocuklar götünüze pandik atar valla, kalabalıklarda dikkat edin“ diye tembihlerdi. Ansnsndn 
O ortamda çingen çocukların götümüze pandik atması başımıza gelebilecek musibetlerden en tehlikesizi oysa ki... 

Vallahi de anksiyetem azıyor işte bunları hatırladıkça. 


23 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şu an olduğum kişiyi çok seviyorum :) harika bir çocukluk geçirdim. Her bir anında ayrı eğlendim, oyuna doydum, güvendim, güvenildim, desteklendim, sevdim, sevildim...
      ben über saçmalık, tedbirsizlik, vicdansızlık falan dediğim yerlerde eleştirmiyorum aslında :) annelerimiz tabi ki normaldi çünkü o zamanki toplumun “norm”ları oydu...
      Evet güzeldi şans eseri bi şekilde kazasız belasız bugünlere gelebildik ve güldüğümüz eğlendiğimiz yanımıza kar kaldı. Ama ben bugün aynı riskleri almam.
      Nesiller arası karşılaştırma yaparsak işin içinden çıkamayız. Her dönem kendi şartlarıyla değerlendirilir ancak. Bizim çocukluğumuz naifti şimdiki analar çok bilmiş/hırslı/pimpirikli/fazla korumacı vs diyorsan mesela eğer bunu bir de annene-anneannene-köydeki nenene sor bakalım :) her nesil kendinden bir sonraki için benzer tespitlerde bulunacaktır:D (belki de her devrim önce kendi evlatlarını yiyorr:P)
      Devinip dönüşüp duruyor dünya. O yüzden ben hiç bir anaya çocuğunu neden sokağa salmıyorsun, kasksız bisiklete biniversin canım eskiden kask mı vardı? Demem, diyemem...
      Önce kendi çocukluğumuzu sevmek, anlamak; sonra da kendi çocuğumuzu içine doğurduğumuz toplumun mevcut şartlarına göre yetiştirmek yapabileceğim en mantıklı şey gibi geliyor.
      Dip not: süğaslı esnaftan sosyoloji öğrenmek highlight ım oldu şu hayatta ahsjdjjdjf
      Bir de spoiler: çocukun olunca fikirlerin değişmeyecek. Sadece pratiklerin değişecek hehehhe

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Korku toplumu olayındaki örneğe aynen katılıyorum. Pedofili, çocuk istismarı riskleri ve mahremiyet eğitimi konularında da bunu uyguluyorum hatta :) çocuklarda gereksiz bi korku, evham, endişe yaratmasın; beden algılarında benim manipülasyonum olmasın diye türkiyedeki gibi hassas mahremiyet eğitimi vermedim mesela! Gayet de dal taşak geziyolla akskdkdkd. Çünkü toplumda eyleme geçme sıklığı (en azından benim yaşadığım sosyoekonomik çevrede) milyonda bir falan bence.
      Ama bisikletle kasksız dağ bayır gezme, işlek caddelerde bakkala çakkala yollama (ki bana çocukken araba çarpmışlığı da var :D, gece yarısı panayıra salma falan risklerini alabileceğimi sanmıyorum yine de aksjdjjdjdj
      Yeaani ne diyim ki elimden geldiğince alan tanımaya, çocukları darlamamaya çalışıyorum :))) ama yine de kendi anama kıyasla en az 10 kat kontrolcü bir anayım ühühühü.

      Sil
  2. Ben de benzer bir yazı yazmıştım ama seninki kadar eğlenceli değildi tabi. Annemin rahatlığı beni de düşününce şoka sokuyor ama bir de şu var, istanbulda yaşayan anne arkadaşlarımdan bazı açılardan ben daha rahatım. Yaşadığımız çağ gibi yaşanılan yer de büyük etken. Belki bugün hala anadoludaki küçük kasabalarda köylerde çocukluğumuzdaki gibi hayatları vardır çocukların.

    Bir de bak aklıma ne geldi. Benim çocukluğum da seninkine benziyor epey özgürdüm, bisikletle 4-5 km kadar uzağa giderdim tek başıma ki bence epey fazla fakat çingen çocukları otobüslere ücretsiz binerler kamyonetlerin arkasına atlarlar, eminönü taksim dolaşırlardı ki bu o zamanda bizim annelerimiz için bile fazla idi:)) demek ki onların da limitleri varmış 😂

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çağ ve yaşanılan yer =toplumun normunu belirliyor zaten. Herkes çocuğunu sokağa salıyorsa sen de salıyorsun. Formül bu :))
      Ve tabi ki her dönemde her toplumda da çoğunluğa kıyasla daha kontrolcü ve daha rahat uçlarda analar oluyor :)
      Şu an cep telefonu, internet, gps’in hayatımza gömülerek entegre edilmesi sebebiyle “bilinmezlik, ulaşılamazlık” kabul edilemez oldu. Yani çocuğun nerede olduğunu bilmemek/ aradığında ulaşamamak çıldırtır bizi. Böyle icatlar yokken “bilme/ulaşma” ihtiyacı da yoktu. (Ya da zihnin savunma mekanizmaları sağolsun o evhamlar bi şekilde bastırılıyordu)
      Mesela sci-fi filmlerdeki gibi ışınlanma icat olursa o dönemin analarının da normu bu olacak.
      “Ay düşünsene çocuğun okul gezisiyle yeni zelandaya gidiyor, ve sen acil durumda 3 saniyede çocuğunun yanına ışınlanamıyorsun! O yol eskiden uçaklarla iki gün sürüyormuş ve analar çocuklarını buna rağmen yolluyormuş. Aman yarabbi ne rahatlık, ne tedbirsizlik” diyecekler bizim hakkımızda eheuhe.
      Kısacası gececiiiim: zeitgeist :D

      Sil
  3. Başak o şekerin tadını nasıl tarif ettin ahahhahahjaja😂 ağızda kalan o yağlı tada kadar! Vallahi ağzıma geldi tadı ve kokusu😂
    Yine gülerken püskürdüm, Allahtan gece okudum, feeekaat çok uykum vardı akşam yorum yazamadım .
    Sindy bebek bende de vardı, hatta bir tanesinin köpeği vardı, köpek pilli, bebeğin eline şarj aleti gibi bir girişle bağlanıyor ve o zaman hateket ediyordu. Doksanlar için über bşr teknoloji ve havalanma aracıymış (hiç havalanamadı). Benden 6 yaş küçük kız kardeşim gözümden bile sakındığım bu bebeği ve diğerlerini lades kemiği ayırır gibi kırmıştı!
    Sivas ta noel ağacı süslemeye kalkmak isimli sosyolojik araştırma bile olurmuş sizinki çok güldüm yaa, kuzenimle benzer bir çabaya girişmiştik ama sağolsun dayım tüm malzemeleri (ağaç hatiç ahahahhajaa) ayarlamıştı.
    Ben niye bu kadar anımı yazdım buraya bilmiyorum akşam düşündüklerim bunlar değildi 😂 baya fırlattın beni çocukluğuma, tenk yu❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ender pislüğü yaa snsnndnfn gerçekten daha kötüsü yapılmadı. Offf senin sindy çok iyiymiş. Boyu boyuna huyu huyuna bir Ken nasip olmuştur inş. Bizim kadersiz sindyler batakhane gülü oldular sağra ken’i yüzünden ansjdjdjd
      Ah yaa sivas anılarım ayrı bir yazı dizisini hakediyor aslında. Overdose yobazlık içerdiği için halkı kin ve düşmanlığa sevk edeceğinden korkuyorum :S
      Çocukluk anıları anlatmaya da dinlemeye bayılıyorum mızmızcıım her zaman beqleriz <3

      Sil
  4. dehset olmus, cok güldüm okurken blyle kahkaha atarak :)) bir ani da benden olsun: köyde yasarken arkadasimla komsu köye dondurma yemege yürüyerek gitmistik. iki köy arasi karayolu-7 ya da 8 km- yas 6. yolda traktörlü amca da sormustu sizi aliyim mi diye yok dedik. annemler bizi taa aksam 9 da falan buldu. cünkü cocuk sabahtan aksama kadar selvinin altinda oynar, kendisi ezanla eve döner. dönmezse aranir :))) ama simdi devir degisti. ve sürekli degisiyor. sen de yorumlarda cok güzel belirtmissin zaten. heh iste aynen öyle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocuk sabah çıkıyor evden hava kararınca geliyor. Şu lükse bakar mısın? Ahshdbndd
      Hızımı alamayıp 1 anı daha o zaman: yazları çardak’ta gece 12ye kadar takılma iznimiz vardı aq (yaşlar: ben 12-kardeşim 8) mahallenin bütün çocukları toplandık marketten 1 tekerlek kaşar aldık.
      Çünkü fırıncının oğlu kankimiz ve dedi ki “babam gece bu saatlerde hamur mayalıyo. İlk parti hamurdan pide yaptırak”
      Gece 2 de geldik eve. Annemle teyzem tahmin edersin ki ayılıp baylıyorlar. Garajın orda kaza var demişler akılları çıkmış. Aramadıkları yer kalmamış. Falanlar filanlar.
      Biz başımız önde, dirseklerimizden pidenin yağları aka aka sessizce hem pidemizi yiyoruz hem azarımızı..
      Biz yattıktan sonra annem neboşa demiş ki “off pideden çok canım çekti, ama bunları azarlama esnasında ciddiyeti bozmamak için ucundan bana da verin azcık diyemedim. İnş bitiremezler diye gözlerine baktım ama hepsini de yuttular” andjdjjdjdjfn “yarın biz de pide yaptıralım teyze” :D
      Bu olayı neboştan dinlemeniz lazım tabi. İşeme garantili shdjdjjfjfjfjf

      Sil
    2. ahahha :)) su nebos cok bomba biri galiba :))

      Sil
  5. jagsfgf

    yhaa çok güldüm.

    hep aynı galiba ya. o zamanlar herkesin en büyük korkusu kızların ırıspı olmasıydı :D

    bende de ne leş anılar var. net sokakta büyüdüm. dizlerim yara bere izi dolu :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Edonun bu ara en sevdiği argüman “çocuk olmak böyle bişey. çocuklar böyle şeyler yapar, sen de çocukken yapmışsındır” ansjdjdjdj

      Bişeye kızıp dırdır edince bunu yapıştırıyo. Haklısın reis, diom ne diyim :))

      Sil
  6. Bayildim nebos'a Basak. Gece ikide eve donmek ne be.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya robinsa geçen de sormuştun sanki sizin aile komple komik galba falan diye. Babam, kardeşim, halam ve neboşun getir götürünü yaparım anca ben, öyle diyim ahshdhhd

      Fırında pide beklerken zaman büküldü, nasıl geçti anlamadık ki :) gece 2 hakkaten olacak iş değil. Gerçi hatırlıyorum da en çok “niye haber vermediniz? Ortadan kaybolmayın bize haber verin bi şekilde” falan diye kızmışlardı. Gece 2 ye okeyler yani akskdkkfkfü

      Sil
  7. Merhaba.Blogunuz oldukça hoş ve dolu sizi yeni keşfettim ve takibe aldım.Zaman ayırmak isteyip bloguma uğrarsanız çok mutlu olurum.Sağlıcakla Kalın.

    https://dizifilmkitaptavsiye.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  8. O ender şekerlemesi en sevdiklerimdendir. Çok çikolata sevmezdim ama ender olduğunda yerdim. Piramit şekli çok hoşuma giderdi.
    Bloğuna mailş abonelik butonu koyarsan daha rahat takip edebiliriz:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ender seven tek insan olma ünvanına sahip olabilirsiniz, enderşokoreis ltd şti. ne hemen mail atıyorum platin yaptırsınlar :) piramit tipi oldukça heybetli ve göz doyurucuydu, peki ya tadı? Aksjdjd

      Takip butonu ekleyeyim istek varsa, neden olmasın :)) sevgilerimle

      Sil
  9. ay o şekerler , özellikle ender :) o yaş civarının yüm gençlik ve cocukluguna nail olmuş :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yokluk ürünleri :)) şeker çikolatadan çocukluğumuzdaki tadı alamamızı çok tartışırız (süper geyik hehe)
      Üretim hacmi değişince içerik mi kalitesizleşti, yoksa psikolojik mi diye... buyrun siz de tartışın :D

      Sil
  10. "..hem de bir an önce bu hazırlık aşamalarını bitirip “sindyle keni yiyiştirmece, dünyanın en boş diyaloglarını ve sikko senaryosunu yazıp konuşturmaca” falan kısmına geçmek isterdim. Ansndndnnd

    Bayıldım ya buraya! Yalnız değilmişim :)))) Ben şanslıydım, anneannem Almanya'da çalışıyordu ve her yaz Barbie bebeklerle geliyordu.13 adet kız ve 2 adet de erkek Barbie/Ken bebeğim vardı. Erkeklerin birisi fıstık yeşili şort ve altın yaldızlı file crop t-shirtli, diğeri smokinli. Ama biz hep 3 kişi oynardık. Bir tane de tombul, kısa boylu erkek bebek oyuncağım vardı. Bevery Hills çizgi filmindeki Bianca'nın şoförü gibi :))) her oyunda bu 3 erkek bebeği paylaşırdık :))))) offf aklıma geldikçe koptum gülmekten :))))) çok yaşa sen emi!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vaaaay manxcat keşke sen benim barbi oynama kankitom olsaymışsın yaa. Acayip kıskandım şuan ansndndnd

      Bianca reis kalp kalp kalp. O sidikli lark ve sünepe troy’u hiç sevmezdim. Harcadılar bianca bebişimi :(

      Sil