4 Nisan 2018 Çarşamba

Başakito’ya Paskalya şoku





11 günlük Paskalya tatili resmî olarak bu gece bitti. Çünkü çocukları yatırdım ve şu an bu satırları yazıyorum. 

Yarın sabah kreş başı. 

Tahmin edersiniz ki 2 çocukla bütün gün evde olmak baya bi zorladı beni. 
Havalar (son 2 gün hariç) bok gibiydi. Soğuk ve rüzgarlı... Soğuk moğuk dinlemeden her gün 45dk-bi saat dışarı çıksak da hiç keyifli olmadı. 

Aslında tatil boyunca çocukları kreşe dehleme şansım vardı. Ama şöyle: bizim muhitte 2 kreş var. Tatilden 2 ay önce çocuğu yollayıp yollamayacağınıza dair dilekçe veriyorsunuz. Ve gönderilecek çocuk sayısına göre hangi kreşte hangi sınıflar açılacak, başlarında hangi öğretmenler duracak sonradan belirleniyor. 

Durum böyle olunca ben de tanımadığı çocuklarla, tanımadığı öğretmenlerle başka binada kreşe gitmesinler; 1 hafta için strese girmesinler diye hiç vermiyordum çocukları bu gibi durumlarda. Ancak bu tatilde bizim sınıfta bizim öğretmenle oldu bir grup pehhhh. Hay kafamı zkeyim keşke vereymişim çok dedim. Ama nerden bileceksin... 

3 yaşından büyük Çocukları kreşsiz, evde eğlemek gerçekten zor... çünkü canları sıkılıyor. Sürekli bi aktivite istiyolar, ekşın istiyolar, arkadaş istiyolar... 

4 güne arkadaş çağırmalı program yapmıştım. 2 tanesi iptal oldu. Bi kere komşunun oğlanı çağırdık, çocuk bizde on numara 4 saat durdu. Yedi içti eğlendi. İadeyi ziyaret için benimkileri ne zaman komşuya dehlemeye kalksam “gitmeyiz” dediler, ağladılar. Hevesim kursağımda kaldı ahsjsjjdjd 

Her gün sabahtan akşama kadar kutu oyunları, evcilik, marketçilik, aşçılık, restorancılık, boyama-kesme-yapıştırma tarzı şeylerden oynamak zorunda bırakıldım. Aajjsjdjdjjd 

Aslında uzun uzun yazacak, şikayet edecek, ciğerimin solduğundan dem vuracaktım. Ama sonra şikayetten bıktığımı farkettim. 

İnstagramda da bi kaç tane hesap var böyle, muhtemelen bilirsiniz siz de bunları. Çocuklarla ne kadar darlandığını, günlerinin ne çileli olduğunu paragraflarca anlatıp duran. Artık onlara da şişmeye başladım. Şikayetçi anaları mimledim. Öyle postlara denk geldiğimde “hoff yine mi ağlanıyon tatlıqıss?” diyip okumadan geçtiğimi farkettim. 

Şikayet etmeyi gayet faydalı buluyorum özünde. Çünkü şikayet ettiğimiz şeylerin arkasında aslında kendimizi taktir etmemiz yatıyor. 

-çocuktan bunalma şikayetlerinin alt metni aslında “bakın ne kadar zorlanıyorum, yalnızım, yardım edenim yok, ama bi şekilde altından kalkıyorum” dur. 
-kaynanadan, eltiden, iş arkadaşından şikayet aslında “bakın bana neler ediyorlar, ama ben yüce gönüllüyüm. Çizgimi bozmuyorum”dur. 
-yoğunluktan, vakitsizlikten şikayet “vaktim kıymetli, dolu dolu, önemli bi insanım”dır. 

Ne bileyim bu örnekler çoğalır. Ama şikayet eden insan hem kendine hem etrafına “yine iyi idare ediyorum, aslında güçlüyüm, başkası olsa yapamaz” fikrini itekliyodur. 

O yüzden şikayet edene bakış açım “otur da şükret, ne dertler var. Hayat güzel, kuşlar ötüyor” sebepli darlanma değil. 

Tam aksine “tamam anladık, aynen çok zor knk, sen iyi idare edion” tesellisine artık doymamdır. 

Evet çok zor, bunca yıl tek başıma 2 çocuk büyüttüm. Hem de layıkıyla büyüttüm. Ama ne kadar süper olduğumu, ne kendime ne çevreme hatırlatma ihtiyacım var artık. 

Eskiden şikayet etmek iyi gelirdi. Karşılığında sırtımın sıvazlanması iyi gelirdi. Şimdi herhangi bir etki bırakmıyor. O yüzden şikayet ve ağlanma olayları misyonunu tamamladı bende çocuk konusunda... 


Maya biraz mızık mızık bir qıs. Gerçekten bazen mızıklanmaları isyan ettiriyor. Biz de Haris’le sürekli bunları edoyla karşılaştırıp dururduk. “Edo 3 yaşındayken hiç böyle değildi yaaa. Bu kadar ağlamazdı.” falan filan derdik sürekli kendi aramızda. 

Sonra Haris bi gün bişey farketti. Bunu farkedememiş olmama acayip şaşırdım. 

"Bu mayanın mızıklanmaları %90 edo kaynaklı" dedi :))) 

Aaa bi baktım hakkaten öyle. 
Ya abisiyle olan saçma mevzulara mızıklanıyo. Kavga falan değil haa. Edo bana şunu dedi bunu dedi falan diyip ağlıyo. 

Ya edo kendi kendine on numara oyun kurmuş oynarken onu kıskanıyo. Kendi canı sıkıldığı için ağlıyo. Bahane bulamayınca kaşının üstünde gözün var diyip ağlıyo.

Ya Edonun istediği yapılıp kendi istediği yapılmadığı için ağlıyo. (Misal maya dışarı çıkmak istedi, edo evde kalmak. Ben "hayır maya hava soğuk çıkamayız" dediğim için Edonun isteğinde karar kılmış oluyoruz. Normalde bişeye hayır diyince 2 dk ağlar susar ama bu öyle bi durum değil. Edonun istediği oldu diye hırsından 2 dk yerine 20dk ağlıyo) 

Ya abisi hafifçe itip kaktı diye normalde ağlamayacağı şeylere sırf şov olsun diye ağlıyo. 


Teke tekte şahaneler ama ikisini bir arada idare etmek zor. Birlikte oynadıkları anlar gün içinde 15-20 şer dakikalık oyunlar olmak üzere maksimum 2-3’tür. (Kardeşler birlikte oynuyor mu sorusuna cevap olsun ehehhehe) 

Bu kardeşlik de, bebe bakımı gibi bişey haa. Hani bebe bütün gün pertini çıkarır; ama akşam olunca bi bakışı gülüşü herşeyi unutturur ya! 

Kardeş kavgaları da bütün gün yaka silktiriyor. Ama gün içinde böyle güzel oynadıkları, sarmaş dolaş oldukları nadide anlar da herşeyi unutturuyor. “iyi ki” dedirtiyor :))) ...

Bağırmayan anne olmak kavramı bana çok uzak. 
Çünkü ben bağıran anne olmayı seviyorum aakksmskdk durun açıklayayım. 

Bağırırkenki üslup aslolan bana kalırsa. Yani o bağırmanın içinde çocuğu aşağılayıcı, gurur kırıcı, korkutucu, ezici, üzücü söylem geçmeyecek! 

“Durun, yeter artık, bana bakın, yettiniz be, kesin sesinizi, artık ağlama/bağırışma/itişme duymak istemiyorum” “kaç kere yapmamanızı söyledim ama beni dinlemiyosunuz, bu ne ya?” “yoruldum, gerildim, sinirlendim” gibi duygularımı yansıtmak, sözel olarak yüksek volümle ve ciddi bir suratla bildirmek hem benim rahatlamamı sağlıyor, hem de çocukların orda durmasını sağlıyor. 

Ve annelik içgüdümle hissettiğim şu ki: çocuklar benden ve ya verebileceğim bi cezadan korktukları için sinip susmuyolar. “Aynen ya kadın haklı, hakkaten bokunu çıkardık, aha da delirttik” diyip susuyorlar afagahjsjs 

Anayı delirtmeler, ana gözünü belertip 2 azar kayınca tırsmalar ileride gülerek anılacak hatıralar olarak kalıyor. (Eğer ana genel tabloda sevgi şefkat dolu, ilgili, verici, tatlış bi insansa tabi) 

Bu benim görüşüm tabi ki... uzmanlar üzerine cilt cilt kitap yazıyor çocuğunuza bağırmayın diye askskdkkdkf. 

Tepkisel bi insanım. Duygularımı abartarak  yaşarım ve yansıtırım. Beni rahatlatır bu. Parlar ve sönerim. Kin tutmam. Surat asmam. Trip atmam. Karakterim böyle. Ben buyum. 

Sakin, dingin, kısık ve melodik ses tonuyla konuşan huşu içinde bi insan değilim. Hal böyle olunca da, bağırmamak için kendimi kasım kasım kasmak istemiyorum. 

Tabi ki bu bağırma ve ya tepkisellik davranışlarım; çocuklarıma, eşime, ilişkilerime zarar verecek boyutta ve ya sıklıkta olsaydı bunu değiştirmek için çabalardım. Ama öyle olmadığını biliyorum. (Burada demek istediğim; her türlü arızamıza “benim de karakterim bu şekil” diyip çekilmek olmaz elbet. Durumu iyi değerlendirmek gerekir) 

Bir de benim bağırma davranışım, Çocukların yüksek perdeden bağırışıp, mızıklandıkları; öncesinde başka yöntemler deneyip sonuç alamadığım zamandaki patlama oluyor. Sessizce yaptıkları bi yaramazlık, eve verdikleri zarar vs anlarında kızmış olsam da asla bağırmam. Sinirlenme anından bağırma eşiğine gelene kadar baya bi süre geçmesi ve o sürede itliğe sürekli maruz kalmam gerekir ajajdkdkdjfk 

Aynı şekilde Haris’e sesimi yükseltmem de öyle. O yükseltirse, ve sabrımı çok zorlarsa ben de! 

Evde darlanmalar, türlü dramalar ve aksiyonlar eşliğinde geçen Paskalya tatilinden sonra düşündüklerim bunlar oldu. Her köyden bir köpek şeklinde yazı ve alakasız bir başlık. Vallahi brava. 
























7 yorum:

  1. Valla seninle analık yaklaşımlarımız çok benziyor. Aynen çok nadir sesimi yükseltirim ama arada ben de carlarım. Biraz da bundan memnunum çünkü çocuklarımın hoşlanmadıkları durumlarda toplum içinde bağırmalarını tercih ederim doğrusu, belki örnek alıyorlardır. Tabi ki herşeye değil.

    Kardeş kavgaları meselesine gelirsek daha dün aklımdan şu geçti. Ufaklık üç yaşında malum, ilk bir yılı ablasının kardeşe bir heves anneciğim yapmasıyla geçti, ikinci yıl kardeş bebeklikten çıktı harika oynamaya başladılar. Üçüncü yıl ise kardeş artık kukla değil kenditercihkeri var ve işte kedi köpek vakası. Son günlerde bu o kadar arttı ki resmen kavga şikayet olaylarıyla tüm enerji kotamı harcıyorum. Ve tabi uykudan önce bir sarılıyorlar birbirine hepsi siliniyor :))

    Maya’nın mızıldanması edo kaynaklı olabilir ama o olmasaydı da bence edo’dan bir tık fazla olacaktı. Çünkü kızların mızmızlığı dırdırı meselesi. Bizim büyük olan kız olmasına rağmen, ufalan de öyleydi hala da öyle 😫

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bak o da var. Edo 2 yaş civarıyken diğer çocuklar vurduğunda oyuncağını çekiştirdiğinde falan bağırma tepkisini öğretmiştim. “Hayır, istemiyorum, bırak, git” diye bağır sen de diyordum. (Sen de ona vur demektense tek çare buydu :)) hakkaten de işe yarıyordu.

      Ah gece kardeş kavgaları :))) sürekli birbirini şikayet ve benden çözüm bekleme var. Edo vurdu, maya arabamı versin, edo gitsin, maya gelmesin günde 1000 tane şikayet ve laf anlatmaktan dilimde tüy bitiyor :)) ve ben müdahale etmezsem kendi sorunlarını itişip kakışarak ve birbirlerini ağlatarak çözüyorlar :)))

      Yalnız çok fena bişey söyliycem şimdi hazır mısın? Askskdkkdkf erkek kardeşimle aram 4 yaş. Asıl kavgalar 7-8 yaşında başlıyo :) 10-12de zirve yapıyo.

      O zaman herşeye mızık mızık ağlama ve anneye şikayet etme yok (Nadiren var) ama birbirimizin canını çıkarırdık. Tekme tokat allah ne verdiyse :)))

      Sil
    2. Yapın biliyorum biz de yaş farkımız 4 olan ablamla aynen tekme tokat idik dalar anneme sızlanmıyorduk sanki. İçim bayılıyor bu sızlanmalardan.

      Sil
  2. ben de tepkisel bir insanım ama kin de tutuyorum, trip de atıyorum, berbat özellikler bunlar shfjgj ama artık eskisi gibi bağıramıyorum ya prozac kıstı onu sağolsun. dingin bir insan değilim, güleyim derken anırırım ama çok öfkelenmedikce de bağırmam, öyle işte shfkfj geçmiş olsun paskalyanız :3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol nikiciğim geçti gitti, allah kurtardı :)

      Kin ve trip çok fena ya :))) vallahi bağırmak daha iyi bana göre. Tabi herkesin, karşısındaki insanda tolere edebildiği davranışlar farklı. Şu iyi bu kötü diye genelleyemeyiz.

      İnsan 7sinde neyse 70inde o lafı, can çıkar huy çıkmaz lafı falan o kadar da doğru değil bence :) sürekli değişiyoruz, dönüşüyoruz.

      Bir insanın huyu, tepkileri, davranışları vs ancak kendisini mutsuz ederse değişiyor bir de. Başkalarını ve çevreyi sıkıntıya sokması değişmesi için yeterli değil :P

      Sil
  3. bağıran bir anne de ben oldum. aslında bağırmıyorum, normal kendimi yaşıyorum. geçen bi anneyle parktayız. kendisi uzman, çocuk bişeysi uzmanı. çocuğuna hırka giydirmek için kullandığı ses tonuyla bende çıbanlar çıktı. çünkü o sırada kendisini kontrol etmek için nasıl ıkındı bi görsen... o kadının da şunu demeye ihtiyacı var:

    'bana bak evladım, giy dediysem giyilecek bu hırka'

    sadece bu kadar.

    bira içip gevşemek kadar güzel.

    hepimizin sadece kendi olmaya ihtiyacı var şahsen.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hislerime tercümansınız kahvehanım. Çocuklara “konu tartışmaya kapalı” dediğim de çok oluyo asjjssjjd

      Almanlarda da bağırma, göz belertme “yetti artık” deme ve “çünkü ben öyle diyorum” diye açıklama olayları çok var :D yeri gelmişken söyleyeyim ehehhe.

      Sil