26 Şubat 2018 Pazartesi

Güney Afrika notları:




Alman plancılığına çoğu zaman gıcık olsam ve söylensem; spontanlığı daha çok seviyorum desem de, bu plancılık olayında sevdiğim bi kısım da var. Tatilleri çok önceden planlamanın verdiği motivasyon. Mesela 1 yıllık dilimde; gideceğin tatillerin hepsinin tarihleri ajandada yazdığında zaman daha çabuk geçiyor... çünkü sayılı gün çabuk geçer. 

Bizim bu Güney Afrika turu da şubatta gitmek üzere, mayıs-haziran gibi planlanmıştı. Şubat gelse de gitsek diye şahane bi goygoy vardı içimde. 

Emeğinin karşılığı, eline geçen para birimi dünyanın en kıymetli paralarından olunca ve dünyanın herhangi bir yerinde tatili karşılayabilince tabi yedik-içtik-gezdik-gördük diye anlatması kolay... 

Ama bu adaletsizliği hazmetmesi kolay değil... Boş duyar kasıyorum sanmayın, bir tarafım hep ezik. 

Tatilin plan aşamasına tekrar döneyim. Tatil ekürimiz V. İkinci bebelerimiz doğdu doğalı “bebeleri kayınvalideme bırakıp beyimle Güney Afrika’ya gideceğim” der dururdu. Kv’si de buna başlarda hee mee diyormuş ama iş ciddiye binince ben bakamam demiş eheueheu. 

Ben de gel zaman git zaman kendisini çocuklarla uzun uçuşa ikna ettim. Bu kış pılıyı pırtıyı toplayak gidek gız dedim. Lokasyon olarak onun hayali olan Cape Town dan yana kullandım oyumu. Çünkü ben de çok görmek istiyordum. 

Beyler aşırı isyan etti. Hele Haris kesinlikle istemedi. Haris daha önce 3 kez johannesburga gitmiş. Ve tırım tırım tırsıyor. 

Güney Afrika’nın suç konusundaki namını bilirsiniz sanırım. Hırsızlık, gasp, adam kesme, tecavüz olayları boy boy, manşet manşet. 

Haris mesela gittiği vakit ilk şokunu kırmızı Işık’ta yaşamış. Oralı arkadaşı kırmızı Işık’ta gazı kökleyip geçmiş. Arkadaşına nabıyorsun amk demeye kalmadan çocuk açıklamış “kırmızı Işık’ta durduğun her an biri kafana silah dayayabilir" Hayat bu şekilmiş. (Beyimin yalancısıyım) yani kısaca ülke, Haris’in hiç sevmediği, her gittiğinde kendini müthiş huzursuz hissettiği bi ülkeydi. 

Ama johannesburgdan farklı olduğunu biliyordum cape town’ın. Bir de serde “bişey olmaz yea”cılık var genetik. (Soy sop sorgulamasını yapıp e-dövlet’i çökerttiniz mi tatlıqısslar? Anne tarafından maacırlık Erasmusu kazanmış olsam da, baba tarafı 1800lere kadar Bilecik. Bence Orhan Gazi’ye kadar yolu var da o kadarını belgeleyememiş devletlülerimiz askdkdkdj) 

İnterneti ve orada yaşayanları darlayarak edindiğim bilgilere göre; güvenlik için bir kaç hususa dikkat edersek sıkıntı yaşamayacaktık. 

Nedir bunlar diye sorarsanız, mesela hava kararınca dışarı çıkmamak. (Bebeler 7.30 da yatıyor, nereye gidek?check) 

Belalı mahallelerden uzak durmak (cape town’ un hacıhüsrevine gidip torbacı kovalayacak değiliz. Check) 

Arabayı ıssız yerlere bırakmamak, içinde değerli eşya bırakmamak (arabayı park edeceğimiz yer zaten takılacağımız yere kısa yürüme mesafesi olmak zorunda. 3 yaşında bebelerle sıcakta nereye yürüyon? Para zaten taşımıyoruz geri kalan her şey için mastercard. Check) 

Şıkır fıkır, beyaz götlü giyinmemek; değerli saat, mücevher takmamak (var da biz mi takmıyoz? Check) 

Böyle şeyler işte. Hepsini uyguladık. Allah’a şükür hırsızlık, uğursuzluk yaşamadık. 

Göt korkusu dışında bir de su sorunu vardı gündemde. Gelmemize 1 hafta kala, kiraladığımız evin sahibinden zehir zemberek bir mail aldık. 

Adam su sorununun korkunç boyutta olduğunu anlatmıştı. Bahçe sulamak yasak olduğundan bahçe kurumuş, havuz bakımı israf olduğundan havuz bulanmış. Ve daha neler neler. 

Ben bu konuyu da araştırdım, dikkatli su kullanmak ve Güney Afrika’lıların su rızkından yememek için neler yapabilirize güzelce hazırlandım. Gitmemize 1 gün kala beyim hala “şu an iptal edek desen ederim. Hiç istemiyorum” falan diyip moralmanlarımı çökertiyordu :( ama gittik... 

Uçuşumuz Etiyopya aktarmalıydı. Viyana’dan Addis abeba’ya 6 saat- 3 saat havaalanında aktarma beklemece- addis abeba’dan Cape Town’a 5,5 saat. Evden çıkışımız ve Cape Town da kiralık aracı teslim alıp tatil evine gidişimiz; kapıdan kapıya 20 saat çekti... ama Allah’tan saat farkı yoktu da bi de jet lag yaşamadık! (Gerçi jet-lag free lokasyon oluşu Güney Afrika’yı seçme nedenlerimizde önemli bi etkendi zati) 

Kulağa korkunç gelse de o kadar da korkunç geçmedi yolculuk. Edo zaten artık tamam. Eline ver iPad’i deve sırtında kervanla hacca bile gider. Gık demez, hiç bir yol koymaz çocuğa yeter ki sınırsız iPad hakkı olsun askskdkkdkf. 
Maya sürekli sıkıldım, çişim geldi, kakam geldi, acıktım, bi kıtmık çukurlata ver de havamızı bulalım tatlıqıss diye sürekli bana mızıkladı ama en azından hiç ağlamadı! 

Havaalanında araç beklerken artık beyimin sabrı tükenmişti. Zaten sürekli dırdır etmeye ve Cape Town ı gömmeye yer arıyordu. Hof pof daha ne kadar beklicez, sizin araç 5 dk ya hazır güzel abim diyip diyip 1 saattir oyalıyolar. Aracın nerde olduğunu bilen yok. Organizasyon sorunu olan ülkelerden nefffret ediyorum, şirinlerden nefffret ediyorummmm diye söylenip durdu. Tamam Haris bütün tatilleri Almanya’da yapak o vakit bundan sonra, çünkü organizasyon!!!! Dedim. Ve sonunda sustu askdndmkfkfk 

Ev Cape Town’a 45 dk uzaklıkta şahane bi sayfiye yerindeydi. Evi görünce dert tasa kalmadı, hepimiz bayıldık. 

terasta otururken okyanus sesi ve kokusu geliyor <3
biraz da söyle bayilayim
big little lies evi be.
bu kadar ev yeter hadi.

ilk dikkatimi çeken şey, evlerin elektrikli tellerle çevrili, kapsında silahlı 4 tane güvenlik görevlisi bekleyen siteler içinde oluşuydu. Güvenlik mevzusu gerçekten ciddiydi. 

İlk gece odanın ışık sistemini çözemedik, nerden yakılıyor bu amk ışığı diye aranırken yatak başlığında asılı bulunan bir düğmeye basmış Haris. 30 saniye içinde kapı çaldı. Bir açalım ki makineli tüfeklerle 2 siyahi dayı kapıda bekliyor! 

Eşhedüüüü diye içimden salavat getirirken olayı çözdük ki; Haris’in bastığı düğme “panic button” mış! Gelen dayılar güvenlikmiş. Pardon cnm kuzenim basmış yhaaa falan diye özrümüzü dileyip cool olmaya çalışsak da altımıza işemiştik bi kez asjsjdjjdjf 

Beyime yatakta panik button a gerek yok bebeyim, safe word söylemen durmam için yeterli ehueheu falan diye leşo bel altı şakaları yapsam da moralini düzeltemedim aslsldldldl 

Ertesi gün evi kiraladığımız şirketten emlakçı geldi, evle ve muhitle ilgili bilgiler vermek için. Evin önünde upuzun bir sahil vardı. Bizim sitenin içinde kalan tarafı kayalıklı ve yosunlu. Az ilerisi uçsuz bucaksız bembeyaz kum. Kadın o tarafa geçmeyin sakın, geçen ay orada 2 turist öldürüldü dedi... okey. 

Çocukları sahile götüreceğim vakitler acaba yanıma hiçbişey almasam mı? Yoksa cüzdan-telefon alayım da biri gaspa gelirse veririm kurtulurum o şekil daha mı iyi ikileminde kalıp durdum... ama yiğitliğe bok sürdürmemek için bu korkularımı hiç dile getirmedim. 






Zengin-fakir arası uçurumun devasa olduğu ülkelerde suç oranı yüksektir. Hem kendi ülkemizde, hem gittiğimiz ülkelerde evsizler, dilenciler, tinerciler, üstü başı perperişan insanlar falan görürüz de; bu insanlar nerde yaşıyor, hayatları ne şekil görmeyiz, bilmeyiz.... 

İşte ben bunun dibini cape town’da gördüm. “Township” denilen mahalleler var. Paslı tenekeden mamül, konteynırdan küçük, kümesten beter, balık istifi yüzlerce binlerce evin olduğu geniş geniş alanlara yayılan mahalleler... felaketin boyutunu gördüm. 

Orada normal bir insan yaşayamaz ki? Oradan başka şansı olmamış insanın suç makinesine dönüşmesinden daha doğal bişey olamaz. Orada yaşayan insanın “çekerim emaneti, sikerim adaleti” mottosundan başka benimseyecek bişeyi olamaz. O noktadan sonra korkmayı bıraktım. 

bir township. görsel netten. kendim cekmedim, arabayla yanlarindan gectigimiz kadarini gördüm hep...


Biraz da su sorunundan bahsedeyim. Gereksiz yere şarıl şarıl su kullanan bi insan olmadığımı düşünürdüm. Duşta çok kalmam, küvet pek doldurmam (kendim için hiç, çocuklara ayda bir falan) hortumla araba-balkon yıkamam, otellerde havlu-nevresim özenli kullanırım değiştirtmem gibi gibi şeyler. Ama gerçek su tasarrufu nasıl yapılırmış öğrendim. 
Ve aslında her damlanın değerli olduğunu, nasıl galonlarca su harcadığımızı bu tatilde farkettim. 

Su kullanımı için her yerde boy boy afişler, taktikler, broşürler, kamu spotları vardı. Mesela el yıkarken su kapatmayı öğrendim. Önce eli 1 saniye ıslatıp hemen suyu kapatıyorsunuz. Sabunu alıp eli köpürtmeden sabunla ovabildiğiniz kadar parmak aralarını falan ovuyorsunuz. Sonra hızlıca duruluyorsunuz. Mesela tüm bu işlemi suyun altında köpürterek yaparız normalde. 30 saniye su açık kalacağına 3 saniye açık kalıyor bu yöntemle! Günde kaç kez el yıkadığınızı siz hesap edin. 




Duş için toplam 1 dakika su akıtın deniyor uyarılarda. Yine mesela şampuanlanırken, sabunlanırken su kapatılacak. (Suyu açıp kapatınca ısı ayarı kaçıyor çok gıcık bi durum evde kapatmazdım o yüzden ama tatilde hep kapattık) ayrıca duşun altına bir kova konulacak kullanılmış duş suyu kovada biriktirilip 1 defa sifon çekmek yerine tuvalete dökülecek. Çünkü 1 kez sifona basmak demek=5 litre su! 

Su kesintisi ve ya hijyen problemi yaşayacağımızdan korkuyorduk, o boyutta olmadı hiç. Ama suyun kıymetini anladık. 

hunharca su stoklamak yasak.


Gelelim günlerimizi nasıl geçirdiğimize. Alman anası V. Zaten daha gelmeden programı hazırlamıştı. Gün gün planlıydı nerelere gideceğimiz. 

bu da belgesi asdfdhfjfk


Sabah 7.30 civarı kalkış ve evde mükellef bir kahvaltı. (Market alışverişlerimizi yapıp dolabı doldurmuştuk. Her sabah taze tropik meyveli müsliler, peynirli-otlu  omletler, domates-biber kızartmalar) terasta yayıla yayıla kahvaltımızı ediyorduk mailece. Sonra yine yavaş aheste hazırlanıp 10.30-11 gibi evden çıkıyorduk. 

Yanımıza çocuklar için sandviç-ara öğün-meyve sebze alıp gideceğimiz yere gidiyorduk. Gittiğimiz yerde 2-3 arası güzel bir öğle yemeği yiyorduk. Ardından gezilere devam edip 5-6 civarı eve dönüyorduk. 






Akşam bi parti sahil, çocuklar kum oynuyor, dönüşte havuz. Ve çocuklara evde basit bir akşam yemeği yedirip 8.30 gibi yatırıyorduk. (Makarna, pilav ve ya Almanların “abend brot” dedikleri tam tahıllı ekmek üstüne peynir-şarküteri yanında çiğ sebze, süt) biz ise akşam yemeklerini pas geçip çocuklar yatınca bira-şarap-cips-kuru yemiş, poker! 

aksam qeyfi, no filter.

Hayatımda ilk kez bir tatile doyamadım... ister kayak tatili olsun, ister deniz. Hatta çocuksuzken yaptığım keyfe keder tatilleri de sayayım. Tatilin bitişinde “tamam artık yetti” modu olurdu bende. Eve döndüğüme sevinirdim. Ama ilk kez 2 hafta yetmedi... dolu dolu geçirmemize rağmen, yapamadığımız çok şey, göremediğimiz çok yer kaldı. Çok sevdik seni Güney Afrika <3 

Çocukla gidilecek en şahane ülke burası olabilir! Avantajlarını sayıyorum:

-jet lag yok. Saat farkı 1 saat. 

-iklim çocuk için şahane! Çok sıcak değil, güneş haşlamıyor. Elbette 30 derecenin üstünde günler/saatler de oluyor ama genel olarak bunalmıyorsun. Geceler serin. Rahat uyunuyor. 

-bölgenin asıl olayı Deniz-kum dan ziyade “farm”lar. Bu farm dedikleri olay şu: bir tarafta üzüm bağları, yeşilliğin ağacın içinde restorant, çocuk oyun alanı, ağaçlar, hayvanlar, şarap mahzenleri, butiklerden ve küçük dükkanlardan oluşan yerler. O kadar keyifli ki! Salıyorsun çocuğu bağa bahçeye oturduğun yerden şarap tadımı yapıyorsun, doğayla iç içesin. Ve mekanlar, yiyecekler, sunumlar her şey o kadar şık ve tarz ki... 

oyun alani diyince... akliniza plastik parklar gelmesin 
güney afrikada bir sivas kangal :)
yemek buldun ye,  agac buldun tirman.
pecete atan fedon gibi foto atmak.
son feci maya.
-hava çok erken kararmıyor. 

-fiyatlar uygun. 

-yemekler sağlıklı, lezzetli ve taze. Restoranlarda uyduruk çocuk menüsünden ziyade, yemeklerin “çocuk” porsiyonlarını söyleyebiliyorsun. İstediğini yaptırabiliyorsun, menüler esnek. 




Ay daha nasıl öveceğimi şaşırdım şu an. Ama bayıldık-bayıldık. Gelmeden önce Güney Afrika’yı kafasında bitiren ve hiç şans vermeyen beyim seneye tekrar gitmek için bilet bakıyor 3 gündür askskdkkdkf 

Bir de çocuklar ilk kez arkadaşlarıyla oda paylaştı bu tatil. Edo clarayla aynı odada yattı. Maya irisle. Araba yolculuklarında da hep 2şer li eküri olup gittiler. 1 kez bile kavga gürültü olmadı. (Tabi ki oldu asndnmdjd ama sadece 3-5 dk ağlayıp, şikayet edip susmacalı. Büyük mevzu olmadı demek istedim) Efsane oynadılar beraber. 

Dönüşte edoya sordum: tatilin en güzel anı neydi sence? Dedim
-iPad oynadığım zamanlardı dedi 

Allahım nasıl içime oturdu anlatamam. Sen çocuğunu al doğaya, oyuna, hayvana, denize doysun; hayatında görmediği yerler görsün, yeni deneyimler yaşasın diye dünyanın bi ucuna götür. Bütün programları onun rutinine, ilgi alanlarına göre yap, o keyif alsın, eğlensin diye götünü yırt: adam sana desin ki hayatımdaki en güzel şey iPad askdkdkdkkfkf 

Sinirden gülüyorum şu an yemin ederim ağlıcam. Neyse bozulduğumu görünce şaka şaka dedi zaten. Ama tatilin en güzel anı neymiş var ya: babasıyla arabada “kaka” şarkısı söylediği zamanlarmış... 

Haris bunlara arabada çok komik bi şarkı öğretti. İçinde bol bol kaka geçiyor. Clarayla ikisi katıldılar gülmekten. Her gün o şarkıyı anıra anıra söylediler, ezberlemeye çalıştılar. Tekrar tekrar söylesin diye harise yalvarip durdular.

Yani yine 2 paragraf öncesine dönersek; sen çocuğunu alıp dünyanın 7 harikasını göstermeye de götürsen, über şık lüks yerde yedirip içirsen, hatta lunaparklara, akvaryumlara, hayvanlara da götürsen; onun için en keyiflisi bir kuru ekmek, anasıyla babasıyla iletişim halinde olup, komik bişeyler konuşmak, paylaşmak. çocuk dediğine sadece bu yetiyor aslında... <3 

Geldiğimden beri hastayım, (kırgınlık, uyuşukluk, öksürük, sümük hali) bir türlü kendime gelemedim. Hava gündüz -8, gece -15 derece. Her sabah arabadan 15 dk buz kazıyıp it gibi titreyerek kreşe bebe taşıyorum. Maya her sabah gitmek istemiyorum diye ağlıyo. Dudağımda kafam kadar uçuk çıktı. Böyle bi tatilden sonra, götümün üstüne sağlam çakıldım yalnız. 
Bu yazıdan sonra “oh valla hayat sana güzel başakito” demeden önce bunu da dikkate alın tatlı qısslar asndndmkfkf. 2 haftalık tatil kelebek ömrü misali nabarsın. Bahar dönemi ciğer solması kayıtlarımız başlamıştır :D 






13 yorum:

  1. hiç bir 'yöre' yazısını okumam. senin bu cape town yazını çok sevdim. benim gibi haftasonları şurdan şuraya gidemeyen birini bile heveslendirdin. bir gün gidersem farm'ın birinde senin şerefine şarap açtıracağım. adını ağaçlara kazıyacağım.

    fotoların hepsi pek tatlı, bebeler tatlı, sen fıstık, ortam güzel. içim ısındı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ciddili Yöre yazısı ben de sevmem. İşin magazin kısmını takip ederim eheheheh

      Şurdan şuraya gitmek daimi nasip olsun beybi. Ya biraz fix olacak ama cennet vatanımıss muhabbeti yapacağım izninle:(

      İnsan gezip gördükçe daha da iyi anlıyor. Bizde de var ulan bunlar! Hem de alası var. Ama vizyon yok, tarz yok, gafa yok...
      çok mu zor amk şöyle geniş bi bağ bahçeyi farm yapmak, çocuklara oyun alanı yapmak... ama yok işte :(

      Çok mersi yavrum, siz de ana-oğul pek datlususunuz <3

      Sil
  2. yine döktürmüşsün :)
    resmen en iyi motivasyon yazılarından daha çok gaz veriyor bu yazıların :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gaza gelmeye devam, üşenmek yok, döt gezdirmek var! :)))

      Teşekkürler efenim <3

      Sil
  3. off nasıl özlemişim, yazıyı kuru kuru okumayayım diye ekmek arası ballı kaşarlı sandviç bile yaptım. yavaş yavaş okudum ama hemencecik bitti be :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek hemen bitti huysuz kuzu hanımcığım? Etli yaprak sarması mı bu? Askdkdmkdkd
      Yazması 2 saat sürüyor, hüpletmesi 5 dakika :D
      Afiyet şeker olsun <3

      Sil
  4. güney afrika hayatımda en cok merak ettiğim yerlerden biri, district 9 izledikten sonra da kafayı takmıştım bayağı araştırıyodum, iklimi, doğası ve çokkültürlü olması (tabii ki çileli bir apartheid döneminden sonra) ne kadar güzelse suç oranları ve no-go zone'ları o kadar iç burkucu. bu ülke bunu haketmiyor, bu kıta bunu haketmiyor diyesi geliyor insanın. keşke herkes gerçekten eşit olsa ablam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence de merak edilesi, gidilip görülesi bir yer nikiciğim.
      Ama tabii biliosun bizde böyle seyahatler için ya döt baş şov yapan daş bi sponsorlu vlogger olacağn, ya da babadan zengin olup aileyle tekne turu...

      Townshiplere üzülene kadar kendi gençliğimize yanak :,(

      Sil
    2. sizleri okuyunca teselli buluyorum işte, bir avrupa ülkesine kapağı atıp çok çalışırsam hayatımı düzeltebilirim diye... bir de asıl yorumda yazmayı unuttum soy-sopa ben de baktım babamın baba tarafı KONYALI onun dışında herkes göçmen adam doğu avrupalılığıma gölge düşürdü resmen shdhfhc

      Sil
  5. Basak bi dahaki tatile beni de gotuuurrrr! Hic ariza yapmam, sana detayli betimlemelerle en guzel anlari siralarim elime ipad telefon hic bise almam :))))))
    Ok mi?
    Ahahhahaha, zaten minnak biseyim cocuklarindan ayort edemezsin ( bu israrlarla tüm uyuzlugumu ifsa etmis oldum galiba :p )
    Yaa hepsi bi tarafa o tespit beni benden aldi. Cidden tek istedikleri yanimizda olmak ve mutlu olmak degil mi..? Hem de minicik seylerden... Hic bi halta yetemiyorum duygusana merhem gibi tespit 💓

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eheuheue iPad diye darlamıycaksan her yere götürürüm, söz :)))

      Mızmız’ım beni de en çok o tespit çarptı ya. Böyle bi aydınlanma geldi bebelerimizin en çok sevdiği şeyin bizimle zottirik anlar paylaşmak olduğunu anlayınca...

      Aslında asıl tam tersi tatilde daha çok ihmal edioz bence yavruları. Çünkü biz de “öte git yeaa biz de tatildeyiz azıcık da biz qeyif yapak” kafasında oluyoruz :))) ya da gelmişken gezelim görelim diye ordan oraya sürüklüyoruz. Ay ne bilem be, ah bu analıque! Ne yapsan kendine yaranamıyon :D

      Sil
  6. Okuduğumdan beri sayfan hep açık yorum yapacağım diye ama yapamadım. Nasıl güzel anlatmışsın aslında tatil anlayışlarımız çok benziyor sizinle. Valla haftalardır buz gibi havadan sonra okumak bile çok iyi geldi, hepiniz çok tatlısınız ❤️

    YanıtlaSil
  7. ohh be kardesim icimiz acildi, ne gzel yazmissin be basak eline saglik. Ozlemistik...Opuldunuz cicim

    YanıtlaSil