3 Mayıs 2018 Perşembe

Kuşak çatışması, teknik müze ve diyet raporu





Ergen gızların instasına bakıyorum. Var öyle 15-16 yaşlarında tanıdıklarım. 
Aşırı zayıf olma takıntıları, seksi pozlar, giyim kuşam makyaj... ürküyorum ve üzülüyorum ne yalan söyliyim... 
bana bişeyler yanlış geliyo. 


Bizim zamanımız çok güzeldi gibi geliyo sonra. Bi kere teknolojiye doğal ebeveyn kilidi kontör bitmesiydi asldlflgllg 

Kafana göre kimseyi stolklayamazdın. Telefon numarasını bulman ve yürek yemiş olman gerekirdi. Her zaman ulaşılabilir değildin. Konuşmak istemediğinde “KnTRm bTio Cnm” diyip dehleyebilirdin aansjsnjd

Görsel ve foto olayı zaten hiç yoktu. Basılı fotoları scanleyerek ve ya dijital kamerayla çekilmiş tek tük fotoyu binbir zahmet yükleyerek bikaç foton olurdu belki bilgisayarda, icq için... 

Ne bileyim bana bunlar şimdi en güzeliymiş gibi geliyo.. acaba “bizim zamanlar ne güzeldi” olayı yaşlılıq alameti mi ya? 

Mesela ananeme göre de onun gençliği en güzeliydi. Görücü usulü evlenmek, bir beyin seni görüp beğenip haber yollaması, mektuplaşmak falan güzeldi. “Şimdiki kızlar oğlanlarla geziyolar” diye panik oluyodu o da... 

“Oğlanlarla gezmek” evladının başına gelmesinden korktuğu, gençliğin sonunun nereye varacağından endişelendiği bi durumdu. 

Kuşak çatışması dediğimiz şey bu işte. Bir tarafın kabusu, diğer tarafın rutini oluyor. 

Yani modern ebeyeyn olcaz, kuşak çatışması yaşamayız yeaa dediğim şey, ergen çocuğumla aynı kitapları okumak, oldies but goldies ortak zevkler yakalamak, seks drugs rockn roll kafalara bi tık (kontrollü) anlayış gösterebilmek falan gibi geliyor. Ama alakası yok aslında. 

Aynı yollardan yürümediğin durumlarda, hiç yaşamadığın tecrübelerle nasıl anlayış gösteresin ki? 


Kaldı ki bizim bebelerin kuşağı da aynı çatışmaları yaşıycak. Black mirror teknolojileri gelirse mesela onların ebeveyn olduğu dönemde; "bizim zamanımız çok güzeldi yaa, manitamıza nude yollardık, Twitter’da 500.000 takipçimiz vardı, kokoyin etkisinde ferrariyle kaza yapıp helikopterle kaçardık. Çok masumduk." falan diyebilirler aasjdjjdjdkf (ay allah korusun be) 
-------------------------



Bugün çocuklarla teknik müzeye gittik. İtiraf etmeliyim ki ben müze gezmeyi seviyorum askdkkfkf 

Giriş ücreti kişi başı kol gibi 13€ ödedikten 5 dk sonra çocukların mızıklaması, sıkıldık gidelim demesi tahmin edersiniz ki kaşımı gözümü seğirtti ansjsjdjdj 

Neyse ki yalvar yakar yarım saat ilerledikten sonra oyun odasını keşfettik. Babamla, çocuklara sırayla bakarak olup, yarımşar saat de kendimiz gezdik. 

Şimdi tabi ki küçükler, zaten çocuklarıma bilim-ilim-irfan öğretem diye gitmemiştim. Bize değişiklik olur, babam sever, çocukları da bi şekil oyalarız umuduyla seçmiştim teknik müzeyi. Ama bayıldım! 

Özellikle okul çağındaki çocuklara (acıcık ortaokul kafası falan olacak ama) muazzam bilgiler var. 

Bi kere bütün basit makine düzenekleri vardı. Hani kaldıraçlar, makaralar falan. Bizzat kullanarak görerek çözüyosun yük-ağırlık-kuvvet-hız olaylarını. Bana da böyle Bilal’e anlatır gibi anlatılsaydı severdim belki fiziği :/ 

Gezinin sonunda çocuklara kafeteryada pasta yedirme sözünü tutmamız gerekiyordu elbette. Hep beraber indik kafeye. 

Yan masadaki genç modern ve bilinçli Türk aile bebelerini çorbasını içsin diye o kadar darladı ki, kendilerine istemsiz olarak Face Palm yaptım ve göz belerttim sanırım :( 

Çocuk 3 yaş civarlarındaydı ve pusete sabitlenmişti. Aile ilk önce yarım saat dil döktü. Aşşşşırı ısrar ettiler yesin diye. 


Bu esnada çocuk sürekli ağlıyordu. Sonra tabi sinirler gerildi. Ve istediğin kadar ağla, yemeden pusetten inemezsin, kalkamazsın” falan kısmına geçildi. (Tutarsızlık olmasın diye, geri adım atmama prensibi eheueh-ki bence bu çok overrated bi yöntem. Tutarsızlığı yanlış yorumlayıp ağızdan çıkan her “hayır”ın arkasında durcaz diye eziyet etmek yanlış bence.)

Neyse tabi ki bana ne amk. Kim nasıl isterse öyle yetiştirsin çocuğunu. Ama ben nedense bu argadaşları içten içe dev eleştirdim. Baya da şiştim. 

Onlar sanırım çocuğun ağlamasından rahatsız olduğumu ve it bi insan olduğumu düşündü ansjsjdjdj 

Aslında çocuktan değil onların ebeveynliğinden darlanmıştım. İlk kez bu dank etti bana! 

Mesela biz uçakta, insan içinde, 2 yaş krizinde vs çocuğumuz ağlayınca göz belerten insanlara “anlayışsız köpek” diye kuruluyoruz ya! Hah belki de o insanlar çocuğu susturamıyoruz diye değil de, bir takım bazı salaklıklar yapıyoruz diye bize tepkililerdir akakdjdjfjfj o gözler ondan beleriyordur. 
----------------------------


Sağlıklı beslenmede 1 ayımı devirdim. 2 kilo verdim. (As bayrakları as as as) 
Ama kilo vermek ne zor işmiş arkadaş yaaaa. 

2 haftaya yakın ketojenik beslendim ve hiç kilo veremedim eheueheu. (Bi 300-500 gram veriyor sonra ertesi gün hop geri alıyordum) Sonra pes ettim! 

Ketojenik beslenmenin bana uygun olmadığını düşündüm. Yediklerim güzel ve sağlıklıydı ama fazla kalorili ve yağlıydı (yağ dediğim tam yağlı peynir, coconut oil, avokado, tereyağ, zeytin yağı) o yüzden porsiyon küçültmem ve yağı azaltmam gerekti. Bunları yaparsam karbonhidrat eklemem şarttı, yoksa ajlıktan nefesim kokardı. Ve ufak ufak, yulaf-kinoa-karabuğday ekledim mecburen. 

Bende spor götü olmadığından ve ne yaparsam yapayım bi düzene oturtamayıp sürekli kaytardığımdan gittim bi fitbit saat aldım kendime. 
fitbit sehat.

Bu saatlerin yalan dolan olduğunu biliyorum aslında eheheheh. Yıllar önce Nike’ın bi modelini kullanmıştım. Adımları çift vurup tek sayıyordu allahsız. Temsili rakamlar gösterip enayi kandırıyordu resmen, uyuz olmuştum. Neyse şimdi dedim teknoloji gelişti, belki fitbit bi tık daha iyidir. En azından motivasyon olur. 

Hakkaten de öyle oldu. Telefondan da app.le senkronize gidiyo. Fazla hareketsiz kalırsan saat başı titreşip “çok oturdun, hadi kalk bi 250 adım at” diye hizaya getiriyo. (Evin içinde koğuş ağası gibi volta atıyorum ajsjdkdkfjf)

Günlük 10bin adımın ve ya 8km’nin altında kalmışsam “hadi bi çıkıp 3km koşayım bari yarım saat” falan dedirtiyo. Yani eğlenceli ve motive edici buldum kullanımını. Kıpssss (kalori sayma olayı yine yalan da, adımları doğru sayıyo) 

Akmasa da damlıyo be hacılar. Beni şimdilik idare ediyo. Böyle böyle kondüsyonum gelişir, zamanla ağlanmadan spor yapar hale gelirim, ay hadi inş :)) modundayım bağalım. 

Diyette (diyet diyip duruyorum da öyle listeli, diyetisyen kontrollü diyet değil aslında; daha çok "yediğine içtiğine dikkat etmece" diyelim. Ama yok ben kısaca diyet diyim, siz anlayın) moralimi bozan 2 mevzu vardı. 

1-kilo verememek askskdkkdkf 

Şimdi benim bildiğim leşo beslenme alışkanlığını bırakınca, aburu cuburu her gün gereksiz yere aldığın boş kalorileri kesince azıcık da götünü hareket ettirince zınk diye gitmesi lazım küloların. 

Diyet yapan herkesten duyduğum, ilk başta takır takır veriliyor (en olmadı ödem atıyosun) tartıda her hafta güzel rakamlar oynuyor. Ancak belli bi yerden sonra tıkanıyor. Kilo verme hızı zamanla azalıyor. Hah işte beklentim buydu! 

Bende tam tersi oldu. 3 hafta hiç veremedim ayol doğru düzgün... kafaları yiyorum. Nasıl olur aq diyorum. Fizik kurallarına aykırı diyorum. Çöktüm üzüntüden. Ama sonra vermeye başladım. Meğersem, sonra diyetisyenle çalışan 1-2 arkadaşım da teyitledi, olabiliyormuş öyle. "Biz de ilk ay veremedik sonra vermeye başladık" falan dediler. Ok dedim yine bi güç geldi. 

2-İkinci nokta kilo vermeyi aşırı takıntı haline getirmek. Bu da engelliyor bence. 

Bütün gün kendine “kilo vericem, onu yemiycem, bunu ağzıma sürmiycem, şunu gördüğüm yerde depar atarak kaçıcam” dedikçe beyin panikliyor amskdkdkfj 

Beyin diyor ki “ay bu salak koydu kafaya, kesin beni aç bırakıcak, cağnım metabolizmanın anasını skerticek” diye korkup kendini koruma moduna alıyo. Zinhar depolanmış yağları yaktırmıyo. Akskdkdk teoriye gel. 

Ama öyle bence! Bu konuda kendimi aşmaya, fazla düşünmemeye, her gün tartılmamaya çalışıyorum. Ne kadar becerebiliyorum bilmiyorum.

Benim beynim çok çakal yaa, kandıramıyorum beynimi. “Korkma bebişim, aç kalmıcaksın, sen bana bikaç kilo verdir. Azıcık aç kesenin ağzını, yak şu yağlardan. valla arada balla börekle beslicem seni. Kuşbaşılı pide bile yedircem kız, o kadar da diil, rahat ol sen. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” falan diyorum ama ikna oluyo mu bilmem aajsjdjjdjdjf 

Neyse tatlıqısslar, yolum uzun, zor ve acılı. Ama pes etmek yok. 

Bu yaz plajlarda 54 külo, dümdüz karınlı, sıkı popolu bir başakito görürseniz bilin ki o benim... (selülitlerimden tanırsınız zaten, ona yabacak bişey yok aaksmmdmfkfkkf) 

















9 yorum:

  1. ay cok hossun Basak, gul gul fena oldum valla... Cok opuyorum!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim robinsacığım <3 ben burda çile dolduruyorum siz orda gülüyonuz yaaa ayıp ayıp ahajsjjsjdjd

      Sil
  2. onumuzdeki yillarda kusak ve kultur catismasinin kalmayacagini dusunuyorum..teknoloji oyle hizla ilerliyor ki degisimler oyle hizli oluyor ki arada bir kusak gecmesine firsat kalmiyor ve globellesen dunyada birak ayni ailedeki insanlari farkli ulkedeki insanlar tek tiplesiyor:)yani herkes uyumlanmak zorunda kaliyor..benim ananem cep telefonunu zor kullanirken teknolojiye acik bu ulkede 70-80 yasindaki insanlar bilgisarda islemlerini yapiyorlar..yani bu hizdaki teknolojinin elinin degdigi yerde catismalar kusaklar arasi degil teknoloji insan arasi oluyor:)
    tabii bu benim tezim:)
    sorunsa etik degerler..bencilik ve bireysellik..o baska bir konu:)
    Ben de muzelere uye olanlardanim..nerdeyse iki ziyaret fiyatina uye olup sinirsiz erisimin oluyor..
    Fitbiti de sadece tel. erisimi icin kullaniyorum:) birisiyle konusurken,tel sesi olmadan,teli eline almadan kimin aradigini gormek kolaylik benim icin..
    diyetin de kolay gelsin saglik getirsin!

    Basak bu ikinci yazisim olabilir..diger adresimden yazmistim ilk yorumumu..sana ulasti mi bilemiyorum ama gene yaziyorum:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de tam tersini düşünüyorum nedense.
      Teknolojinin hızlı, ivmeli gelişimi kuşak çatışmasını daha da artırır gibime geliyor...

      Evet insanlar her yaşta teknolojiye bi şekilde uyumlanıyor (annelerin Facebook açması, whatzaptan Emoji göndermesi, fotoğraf beğenmesi gibi eheheh) ama teknolojinin gençler arasındaki iletişimdeki konumu; kendi gençliklerinden referans alabilecekleri bir nokta değil... uf bilemiyorum ya, tırsıyorum ben :/

      Burada her müzede geçerli olan müze kartlar yok ya :( keşke olsa...

      Sanırım daha önce yazdığını hatırlıyorum <3 mail kutuma düşmüştü yorum, ama sayfada görünmüyordu. O yüzden cevap yazamamıştım.. Bi süre öyle bi durum oldu ya, ben de anlamadım. Yazdığımız yorum görünmüyor diyenler olmuştu :( şimdi düzeldi ama bence ehehhe. Yani inş düzelmiştir.

      Sil
  3. Klasik bir "ah bizim zamanlarımız ne güzeldi" nostaljisinden çok gerçek ve haklı bir kaygı seninkisi, 2000lerdeki pre-teen/teen idollerle bugünkü pre-teen idolleri karşılaştıran bir kaç tweet okumuştum, 2000'lerde 15-16 olan ashley tisdale böyle giyinirken:
    https://www.buzzfeed.com/briangalindo/17-photos-of-ashley-tisdale-that-prove-she-was-the?utm_term=.yjd38b9jJ&sub=0_6382455#6382455
    2018'de 14 yaşına basmış olan millie bobbie brown böyle giyinmiş:
    http://extratv.com/2017/10/27/stranger-things-premiere-millie-bobby-browns-new-do-and-winona-ryders-15-red-carpet-dress/
    genç kızların üstünde neyin getirdiğini bilmediğim kaygı verici derecede bir baskı var gerçekten de, sanki tuhaf çirkin ergenlik evresini atlayıp bir anda küçük kadınlar oluyorlar, her nesil kendi çocukluğunu yüceltir ama burada daha dramatik bir olgu var sanki.

    o "anne bana somun ekmeği ver" postunu sana atacaktım feysten görünce ilk aklıma sen geldin dkfjkdhfjk diyetinde de başarılar <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çocuk-ergen-yetişkin kıyafetleri ayrımı son yüzyılda gelişen bi olay aslında.. 1920 ve öncesine ya da, ne biliim 17-18. Yüzyıl dönem filmlerine falan bak; oğlan çocukları kasket-ceket-rugan ayakkabı babaları gibi giyiniyorlar aynı. Saç traşları babaları gibi. Kızlar desen yine öyle. Endüstri devriminden önce alternatif de yok zaten. Büyüklerden eskiyenleri kesip küçüklere göre yapıyorlar büyük ihtimal :/

      ergenlikte “yetişkinliğe özenme” durumu normal de, “seksilik” boyutu geriyo beni ya...

      Sex objesi, fetiş objesi pozları ve giyimleri ürkütüyo :(

      Ya somun ekmek twitine koptum askdkkdkfkf beni doğru tanımışsın bebişim ansndndn

      Sil
  4. Cok sevdigim yasca benden buyuk kuzenlerimin falan kizlari var o yaşlarda, toplasan 3-4 tanesini takip ediyordum, ama gercekten daha fazla bakmaya tahammul edemedim ve takipten cikardim Başak... Aslinda resmen korktum dedigin gibi, lan bunlar benim yari yasimda, 30larini gecince ne yapacaklar diye düşündüm sonra... Erkek ergenler yine bi nebze kurtarmis gibi, hepsi kaslarini almış cirkin çirkin şekillerde ama yine de ürkütücü degiller... Cidden biz cok minik porsiyonlarda bilgisayar internet sosyal medya/ortam baskisinda olduğumuz icin yirttik galiba. Kac yasinda insanim, instada gordugum mükemmel momlar, asiri saglikli yiyen hatunlar, asiri cevreci gruplar falan bana zaman zaman kendimi ise yaramaz hissettiriyorsa daha beyni zipzip gibi ziplayan ergenler ne yapsin... Üzülüyorum yeminle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya mızmız ne kadar doğru dedin, bizi bile bu kadar darlıyosa sosyal medya; ergenler napsın hakkaten :/

      Sağlıklı beslenenlere, daş vücutlu olanlara hasetlenmekten kurudum kaldım. Diyet yapcam diye heder ediyom kendimi anajsndjjdjd

      O değil de olay ciddi gerçekten. Bi tanıdığımın kızı ciddi bi yeme bozukluğu geliştirdi instagrama seksi fotolar atabilmek uğruna :(

      Sil
  5. yeni nesil genşlerimizin sıkışık kokuşuk eğitim tempolarını, ebeveynlerin kendilerinden beklediği sonsuz halleri ve hırslılık kat sayısını hesaba koyarsak, bence makul bir kirlenme var. aslında bizim zamanımızda da vardı.. sadece ortamlarda bilinen fenomenlikler. zannımca 23 yaş sonrası her dejenere nesilde düzelme oluyor.

    kısacası demem o ki, aslında hepimiz aynı akıştayız. çok da fark yok.

    --

    şu çocuklara baskı ve zulüm olayında ben de acaip kabarıyorum kendi içimde. bazen kendi çocuğumun 'doydum ben anne' çağrısına 'okey hadi kalk masadan' diyor oluşuma bile tepki alırken :D nasıl kabarmam.

    YanıtlaSil