Biraz gündemden, depresif ruh hali gelgitlerinden ve dahi goygoydan kopup; annelik notlarıma döneyim isterim. Hem süreci merak edenlere kendi deneyimimi aktarmış olayım, hem de anılar kafamda tazeliğini yitirirken buraya not düşmüş olayım.
Anılarımızın (özellikle kötü anılar ve ya bizi yoran zorlayan durumların) gitgide sönmesi ne acayip... Ben mesela edonun bebekliğini neredeyse hiç hatırlayamıyorum, üzerinden sadece 4 yıl geçmiş olmasına ramen.
Yani hatırlıyorum elbet ama Bebek sesini, kokusunu hatırlayamıyorum. O an neler hissettiğimi hatırlayamıyorum.
Hamileliğim, mayanın doğumu, mayayı emzirme dönemlerim, mayanın ilk yılı ve şuana kadar geçen tüm Zaman'larda edonun kardeşini sevmediği ve varlığından rahatsız olduğu; onun yüzünden mutsuz olduğu tek bir somut an bile yaşamadık. Tek bir sözel ifadesi ve ya kardeşine fiziksel zarar verme girişimi olmadı...
Kardeşi dünyaya geldiğinde 26 aylıktı Edo. Derdini anlatsa da, düzgün uzun cümleler kuramıyor, kendini net ifade edemiyordu.
O yüzdendir ki yeni Bebek üzerine uzun uzadıya konuşmalarımız, tartışmalarımız olmadı zaten.
Bir de ilginçtir ki 4 yaşında olmasına ramen hala konuşma ve dili kullanma yetileri tek dilli yaşıtları düzeyinde değil. Bunu hem bilingualizme hem de edonun doğasına bağlıyorum.
Konuşmaya, meraklarını sorarak gidermeye dinlemeye hevesli bir çocuk değil... Günlük konuşması her ne kadar akıcı olsa da; bir atasözü-deyim kullanımıyla, ilginç bir kelime kullanımıyla ve ya zekice bir soru sorarak falan beni şaşırtmışlığı yok bugüne kadar :)
O neden öyledir? Bu Nasıl çalışır? Bebekler nerden gelir? Benim babam böyle pasta yapmayı kimden öğrendi? Falan tarzı çelıncing sorularla da henüz karşılaşmadık.
Neyse girişi çok uzattım yine. bağlamak istediğim nokta şuydu:
-mayayı daha çok seviyorsun
-onunla daha çok ilgileniyorsun
-maya yüzünden şöyle böyle hissediyorum
Gibi bir sözel dışavurum hiç almadım.
Ve mayaya bebekliğinden itibaren hiç ama hiç vurmadı, tırmalamadı, itip kakmadı. (Çünkü 2. Kardeşe yönelik bu tıp saldırılar çevremde çok gözlemlediğim olaylardı. Bizde hiç olmadı)
İtiş kakış olayı maya ayaklanıp, yürüyünce; edonun oyunlarını bozmaya yeltenince falan başladı. Ki onda bile kontrollü güç kullanıyor! İstese mayanın pestilini çıkaracağının farkında ama asla Allah yarattı demeden girişmiyor :) sadece mayayı sindirmeye yönelik bir iki itiş-kakış hafifçe kötek falan durumu oluyor :) maya ağladığı anda da geri çekiliyor. Hatta elini havaya kaldırıp, vurup vurmama ikilemi yaşıyor çocuk ya!
Ancak şuan büyük resme bakınca aslında çocuğum kardeş travması yaşamış! Bunu geç de olsa farkettim.
Kardeş travmasını iki farklı psikosomatik semptom olarak ortaya koydu Edo.
Birincisi yeme probleminin başlangıcıydı. Hamileliğimin 6. Ayında falan (ki o Zaman 2 yaşında bile değildi) karnımın belirginleşmesi, artık onu kucağımda taşımaktan çekinmem (ki gene de çok taşıdım!) ve "karnımda Bebek var, kardeşin olacak evimize Bebek gelecek" konuşmalarım onda aşırı yemek seçme, ve düzensiz beslenme sendromu olarak baş gösterdi. Maya 1 yaşına girene kadar ne yaptıysam doğru düzgün birşey yemedi...
İkincisi de mayanın ayaklanması, artık evde kendini ona bir rakip olarak boy göstermesiyle de Edo'da "kreşe gitmek istememe" dönemi başladı. Bu da çok uzun aylar sürdü. İstemeyerek, ağlayarak gidiyordu. Evde bizimle kalmak istiyordu. Haftasonları kreşin olmamasına delice seviniyor aşırı Mutlu hissediyordu.
Kreşe gitmek istemeyen çocuklarda sorun ilk önce kreş ortamında aranır. Ben de doğal olarak öyle yaptım. Edoyla konuştum, öğretmenleri ve pedagoğuyla konuştum. Hayır, kreşte hiç bir sorun yoktu. Edo orada Mutlu bir tablo çiziyordu. Oyunlara aktivitelere katılıyor; eğleniyordu. Ki onu almaya gittiğimde de Mutlu buluyordum. Tek sorun evden çıkana kadardı. Sürünüyor, ağlıyor, evde kalmak istiyorum diye diretiyordu.
Bunun nedeni de o gittiğinde, kardeşiyle benim başbaşa kalıyor, onsuz takılıyor oluşumuz; benim mayayla ilgileniyor oluşumdu.
Bir kaç gün dikkat ettim. (Haftasonları o evdeyken) mayayla günlük rutinimizin ne olduğunu göstermeye çalışım.
-mayayı yemek yerken yalnız bıraktım. Ben yedirmedim: bak işte maya böyle yemeğini yiyor kendi kendine sen yokken dedim.
-mayayı uyuttum: bak işte sen yokken mayanın uyku saati! O uzun uzun uyuyor sen gelene kadar dedim.
-ya da mesela kreş Zaman'ı evden çıkmadan maya oyun hamuru kutusunu gösterince: hayır maya şimdi hamur Zaman'ı değil, abin kreşten gelince hep birlikte oynayacağız. Abin gelene kadar bekleyelim dedim
Böyle küçük küçük detaylarla edoya, sen gidince biz aslında başbaşa çok vakit geçirmiyoruz, sen birşey kaçırmıyorsun, asıl eğlence sen gelince başlıyor mesajı verdim. Ve sorun çözüldü. Edo buna ikna olunca artık kreşe ayak diremeden gitmeye başladı.
Aslında oğlum bu süreci, üzüldüğünü kırıldığını dile getirerek bizi üzmeden; ve kardeşine fiziksel zarar verme tehditiyle bizi tedirgin etmeden; kendi içinde yaşadı.
Zanum evlağdum.
Ha kardeş sevgisi modunda da pek bi geri bildirimi olmadı ona keza:) öptüğü sevdiği kucakladığı falan çok nadirdir. Genel olarak "mayayı al, maya gitsin, mayayı uyut" söylemleri ağır basar.
Gerçi bu aralar zirve yaşıyorlar hayırlısı allahtan :))
Ayyy şu ellere bak minicik deyip mayanın elini öpmesi, durup dururken maya çok tatlı di mi diye bana sorması :) birlikte oynamaları, kahkahaları arttı son bir iki ayda.
-evet oğlum çok tatlı. Sen de çok tatlısın diyorum. İkiniz de çok tatlısınız diyorum.
-evet ben de çok tatlıyım ama maya da çok tatlı diyo:)))
(Adnan hoca sohbetlerine dönüyor ortam bir anda, inşallah hocam maşallah)
Bir anne için evlat sevgisiyle kapışacak tek bir his tanırım "iki evladının birbiriyle olan muhabbetine şahit olmak" derim.
*muhabbet kelimesini; eski dilde kullanıldığı sevgi-aşk-anlaşma anlamıyla yazdım.
Bir de artık şuan şartlar eşitlendi! Yani mayanın ekstra bir bakıma, emzirilmeye , uyutulmaya ihtiyacı yok. İkisinin de öz bakım ihtiyaçları eşit. O yüzden artık içim rahat. Bundan sonra yaptığım ve yapacağım tüm adaletsizliklerin sorumluluğu bana aittir!
Yaşları yakın kardeş avantajlarını yaşamaya başladık artık yavaştan. Oyunları aynı, parkları aynı, aktiviteleri aynı! Herşeyi birlikte yapıyorlar. Öyle olunca benim işim daha kolay, onun istediği şu program yapıldı da benim istediğim şu yere gidilmedi falan tripleri yemiyorum. İkisi de aynı şeylere okey!
Bir de artık edonun mayayı kıskandığı kadar, maya da edoyu kıskanıyor heheheh
Kimse mazlum değil. Herkes zalım. :)))
Aman birini kucağıma almayagöreyim, hemen diğeri de tepemde bitiyor. Ok gibi yerinden fırlayıp O da götün götün kucağımda kendine yer açmaya çalışıyor. O arada itiş tepiş hayır sen git bağırışları. Beni çok yoruyorlar, canıma ot tıkıyorlar. Ama ne yapayım matmazel, çok seviyorum çok aşığım.

adnan hoca kısmında kahkalarım koridorlarda yankılandı.
YanıtlaSilben de yavrumun dönemsel etkilendiği şeyleri üzerinden mevsimler geçince çakozluyorum. resmin büyüğünü göremiyor bu gözler, üzüm çekirdeğinden kurtulmaya çalışmaktan..
çok tatlı yazıydı.
Çok merci :*
YanıtlaSilYa bir de birine kızıp azarlayınca, diğeri benden hesap sormaya geliyor :)) acayip tutuyorlar birbirlerini.
Biri beni sevdiğini söyleyince "en çok hanginiz seviyor bakiyim? En çok neyimi seviyorsunuz" diyesim geliyo ya zor tutuyorum kendimi. Durun şimdi size bi şarkı açayım diyip metalika koyasım geliyo. Adnan hocalık kalp ben :)))))
Yeriim :)
YanıtlaSilBu arada haberin var mı, blog yazı boyutun pc ekranında aşırı küçük. Telefon ekranında bi sıkıntı yok.
Hadi ya ben önizleme yapınca, ya da bloğa bakınca normal gibi gibi geliyor bana. Boyut olarak da "normal" seçiyorum. Büyük mü seçsem ki? Dur bakalım araştırayım ben bu işi. Teşekkürler uyarı için. Öperin.
YanıtlaSilBen de "kimse mazlum değil, herkes zalım" kısmında çok güldüm. Aynı şeyleri yaşıyorum da.
YanıtlaSil