10 Haziran 2016 Cuma

Orantısız zeka



Türk tipi mizah anlayışını çok seviyorum. Konuştuğum diğer yabancı dillere ve kültürlere bu kadar hakim değilim tabii, işin o boyutu da var. Yani mesela güldüğümüz şeyin arkasında koca bir kültür ve gündelik hayat rutini, yaşanmışlık, şive-aksan-argo, kelime oyunları falan yatar. Espiriyi anlamak ve esprinin size hitap etmesi için tüm bu alt yapıya hakim olmak gerekir. 

Şimdi "nereye sıçacaklar" olayına gülmek için en az 20 yıl Türkiye'de yaşamak lazım. Onun başka dile çevirisi yok!  "Where are they gonna shit?" diye motamot çevirirsin. Belki bu haliyle de birazcık komik olur. Ama O Adamın tipi, sokakta gördüğümüz birlikte yaşadığımız insanlara benzerliği, belediyelerin işleyişi, bürokrasinin boktanlığı ve o isyanın haklılığıdır asıl komik gelen. 

Cehalet ve gerzeklik başlı başına en çok güldüğümüz şeyken bir de bunun üstüne espriler patlatılır, olay yürür. Ayrıca ne yaparsan yap bazı şeylerin motamot çevirisi de yok aslında. Olmuyo yani, orda bi kelime oluyo, onu çeviremiyosun. Duyguyu veremiyosun.




Birkaç yıl önce burada bi tv şovu vardı. "Geschäft mit der Liebe" diye. (Love buisiness/aşk işi olarak çevireyim) Avusturya'lı sap sap barzo tipler, slovakya Slovenya falan gibi daha az gelişmiş, nispeten fakir ülkelerden kız bakmaya gidiolar. Date yaşıyorlar, yemeğe diskoya falan gidiyorlar. Anlaşırlarsa evlenip Avusturya'ya gelin getirecekler işte. Böyle bir konsept. Bayaa Acun medya yapımı falan leşliğinde bi şov. Ama Nası tuttu, Nası izleniyo var ya! Beyim anıra anıra gülüyo izlerken, arkadaşlarıyla telefonda muhabbetini yapıyo, o şovdan replikler falan söylüyorlar, referans verip günlük hayatta kullanıyolar. 
Bana hiç komik gelmedi, hiç hitap etmedi. Çünkü o prototipi tanımıyorum! Amaan salak salak tipler işte nesi komik diyorum. Bunun gibi bişey işte anlatmaya çalıştığım. 

Sonra yok efendim Alman'ların espri anlayışı kötü, yok efendim amerikalıların komedisi absürdlük, abartı, sakarlık üzerine kurulu parodi skeç gibi. Yok efendim en komik en biziz. Değil işte o öyle sanırım. Dile hakim olmaktan öte, kültürü bilmek, içinde yaşamak, karikatürize edilen karakterleri gerçek hayatta gözleyebilmekle alakalı durumun komikliği. 

Başka dillere tam çevirisi olmayan en sevdiğim Almanca kelimeyi yazayım bir de.  Madem serbest çağrıştı, alın size o kelime: 

Schadenfreude: schaden "kayıp, hasar" demek. Freude "sevinç" demek. Schadenfreude de; başkasının üzüldüğü bir olaya sevinmek, dalga geçmek, zevk duymak anlamında. Hemen bir örnekle açıklayayım: mesela bir oyunda kaybeden tarafın üzülmesi, bozulması, sinirlenmesiyle kazanan tarafın daha da keyfe gelmesi. Kazanmaktan çok karşı tarafın hezimetine, üzüntüsüne sevinmek daha keyiflidir. (Oyun dediğim de tabu, okey, tavla falan mesela. Hadi mektebe öğren de gel falan diye koltuğun altına tavla sıkıştırmak mesela) Böyle tırt şeyler için kullanılıyor tabi genelde bu kelime. Büyük acılar kederler için kullanılmaz. 
En sevdiğim schadenfreude temaları: pek hazetmediğiniz hatunların kilo alması, eski sevgilinin saçlarının dökülmesi, bok gibi yere parkedenlerin arabasının çekilmesi falan mesela benim :-))) 

Türkçede en sevdiğim kelime :kıtipiyöz! (TDK ya göre dogru yazilisi bu degil, ama bana göre bu :))
Daha şahanesi yok! :) 








9 yorum:

  1. Yanıtlar
    1. Çok emin değilim ama yine de. Bence en komik biziz :-))))

      Sil
  2. "O zaman Dans!" karikatüründen sonra farklı bir düşünce yapımızın olduğunu gördüm, mizah cidden iyi olabiliriz. Ayrıca yaklışım cidden mantıklı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O kadar çoklar ki :) yani benim başyapıtlar arasında saydığım en az 100 karikatür var yiğit özgür ve umut Sarıkaya çizimlerinden özellikle :) mizah zekamız gerçekten özel galiba ;) bir de "ağlanacak halimize gülüyoruz" deyimi de bir tek bizde var sanırım ve durumu özetliyor :)))

      Sil
    2. Ya o ağlama hali her yerde aynıdır sanmam ama bizdeki farklılık bölgesel olarak farklı insanlarla doluyuz yok olmaması gereken insanlar ki şuanda bu imkansızlaşıyor gelecek neslin tek tip tüketici bir yapı olduğunu düşünürsek halimiz kötü, oysa bizde bu fıkra gibi hayatı çıkran şey farklılıklarımız, misal ben karadenizliyim daha düz çalışan bir insan görmedim bende dahil :)))

      Sil
    3. aradenizlilerin espri anlayışına ve dobralığına bayılıyorum :) yeni nesil için bu yönde bi korkum yok :)) cehalet ve otantiklik daha uzuuuun yıllar götürür bizi :) sizin dediğiniz tek tipleşme olayı ve tüketici yapı, büyük şehirlerde ve belli bir sosyoekonomik refah düzeyindeki kesim için geçerli olabilir. Milyonlarla ifade edilen koca bir genç nüfus var ülkede. Ve bu nüfus da kolay kolay eğitilecek, modernleşme ve Batılılaşma içinde asimile olacak gibi değil :)

      Sil
    4. Tabi orası öyle ancak kitle kültürü denen şey çok hızlı ilerliyor, millet olarak kalıba sığmama durumu var ancak artık şu lanet akıllı telefonları eline alan herkes mod olarak aynılaşıyor. :) Dedeler bile akıllı telefon kullanmaya, selfie çekmeye başladı, hay like'ına kurban olduklarım :)

      Sil
  3. Ya tam da bu aslında! Mesela bu dedeler Facebook'ta "vayy aslan torunum. Babangile selam söyle" falan diye yorum yapıyorlar :)) ben buna çok gülüyorum. Sonra o torunların dedelerden utanıp Facebook'ta engellemesine daha da çok gülüyorum :) hiçbir cumayı atlamadan "hayırlı cumalar" yazmalarına; anneannelerin teyzelerin "suskunluğum asaletimdendir" falan diye olaylar üzerine mesaj kaygılı manidar paylaşımlarına hep gülüyorum ben:) yaşadığım ülkede de Facebook'ta yaşlı anane dede tanıdıklarım var arkadaş listemde, onlar hiç böyle şeyler yapmıyor :))))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haha ne diyeyim bilmiyorum, dedelerin dijitalleşme süreçleri bizde hızlı olmuş o zaman :) ama ilersi için bu durumlar biraz riskli tabi bana göre bu.

      Sil