Bunu bir psikolog kankitom geçen bir sosyal medya hesabında paylaşmış.
Sormadım gerçi hangi kitap ve yazarı kimdir diye ama freud var dediler geldik.
Neyse işte bunun üstüne düşündüm biraz. Yazayım bunu bloğa dedim. Hatta tuttum blog üzerine de düşündüm sonra.
Ben bu bloğu neden ve ne amaçla yazmaya başlamıştım sahi?
Bir kere ilk hamileliğimde benim en iyi dostum içkim sigaram olamayacağından; en iyi dostum turşum, Nutellam ve internetimdi.
İnternetten bolca, aylara göre gebelik semptomları ve anne karnında bebek gelişim zımbırtıları falan okuyordum. Sonra gebelik günlükleri ve anne bloglarını keşfettim.
Konuşacak, danışacak, paylaşacak kimsem olmadığından bu okumaları biraz abarttım. Bunu her anne adayı benim kadar yapıyor mu; Yoksa ben gurbette ve yapayalnız olduğumdan mı bu kadar sardım bilmiyorum gerçi... Ancak dediğim gibi her şeyi ıcık cıcık okuyor, kendimden benzerlikler yakalamaya çalışıyordum.
Beni bir uzmandan, bilimsel verilerden, kitap cümlelerinden daha da çok ikna eden birşey varsa o da "kaynımda da var" teorisidir. Yaşanmış gerçek olaylardır. Kalp gözüdür. Sırlar dünyasıdır. Asdfghjkk
Yani işte benzer problemi yaşamış insanların boylamasal bir anlatımla: "şu şu oldu bizde ama sonra sonucu şöyle gelişti, en sonunda da bu oldu" tarzı yazıları beni çok motive eder. Tamam derim aynısı, haa derim demek zamanla böyle evrilebilir ve ya çözülebilir.
Neyse işte, hem sorularımın cevaplarını arıyor; hem de insanların hikayelerini okumaktan keyif alıyordum. Zamanla ben de yorum bırakmaya başladım.
Sonra baktım olacak gibi değil, yazdıkça yazasım geliyor. Yazdıkça rahatlıyorum. Bir de artık yorum bıraktığım blog sahiplerine ayıp oluyor gibi geldi :) yani uzun uzun yorumlarla hem onlardan rol çalıyor (rol çalmak dediğim; aşık atıyorum anlamında değil tabi ki. Yani o kadar emek harcanıp yazılmış yazıların üstüne yada o yazıların spin Off u olarak ayrı bi yazı yazmış kadar oluyorum.) hem de insanları onlara göre gereksiz olan noktalara dikkat çekip, cevap vermek zorunda hissettirip bunaltıyor olabilirim gibime gelmeye başladı.
Dedim ben de bir blog açayım, içimi oraya dökeyim. Aklımda hep (ve ya en çok) çoluk çocuk üzerine yazmak vardı. Kendi deneyimlerimi yazayım dedim işte. Ama tabi bu bir feyizli blog değil :) bir pilavlı sohpet değil. O yüzden de zaten çok bilinsin, okunsun istemedim (hala istememekteyim gerçi)
Hazır kaptırmış gidiyorken biloğumun adının hikayesini de kakıştırayım. İşte ben ani bir kararla blog açmaya karar verince, Saçmasapan ve alakasız bir isim bulayım dedim. "X anne" kalıbı içeren birşey istedim ilk ama dünyadaki bütün sıfatlar kapılmış ayol :-)) neyse aklıma o ara okumuş olduğum bir İhsan Oktay anar kitabından cümle geldi : "mevrüde'nin çekilmez hoppalığı" (canım uzun ihsan efendi isim babalığı yaptı) genel olarak hoppa bir insandım ve Zaman Zaman da çekilmezdim. Bu neden ben olmayaydım?
El clasico! Yine çok dağıttım. Şimdi başa döneyim de şu freudyen analizimizi yapayım.
Önce bi benim gerçekleştiremediğim rüyam ne ola ki dedim? Çocuklarımın benim yaşayamadığım neyi yaşamasını isterim?
Bir kere, özel yetenek, kariyer, para pul, beyaz atlı pirems rüyalarım olmadı benim. Aşşşırı realist bi insanım. İyi ki de böyleyim. Yaşayamadığım hayallerimin tezahürü, proje çocuk isteğim de yok o yüzden.
Peki ne isterim? Mutlu olsunlar, çok eğlensinler, dolu dolu kahkahalar atsınlar hep, ömürlük komik anıları olsun 20 yıl sonra bile anlatırken altlarına işesinler, sağlam dostları olsun, güzel aşık olsunlar (o kör kütük aşık olunan İnsanla happily Ever after şart değil. Hatta bence olmasa daha iyi ;) ama aşık olup saçmalasınlar, özgür ruhlu ve hafif asi olsunlar, zottirik dertleri olsun hüzünlü şarkılarda ağlasınlar, bütün dünyayı gezsinler, çok okusunlar, çok görsünler, güzel yemekler yesinler, hayvanları sevsinler, insanları çok da sevmesinler, değer verdikleri tarafından çok sevilsinler, kendi problemlerini çözsünler, pratik olsunlar, pozitif olsunlar, çevresindekilere enerji ve güç versinler, bencil olmasınlar, ayık olsunlar ama en en en çok Mutlu olsunlar!
Peki bunlar benim yapamadıklarım mı? Bilakis tam da benim yaptıklarım :) benim gibi bi hayatları olsun isterim. Ben kendi imkanlarım dahilinde bunların hepsini yaptım. Öyleyse benim çocuklarım en az bu kadarını hatta bi tık üstünü yapabilir! Çünkü daha modern ve Rafah bi toplumda, daha anlayışlı aile ve çevre yapısıyla, daha eleştirel bir eğitim sistemiyle, daha rahat maddi olanaklarla ve seyahat özgürlüğüyle büyüyecekler!
Diyeceksiniz ki çocuklarına mükemmel bir dünya inşaası ebeveyn narsizminin yeniden doğmasıydı hani? Senin narsizm hiç ölmemiş ki! Asdfghjk işte o noktada tıkandım ben de kız bacılarım.
Ya makara kukara bir yana, ben zaten benim gerçekleştiremediğim şeyleri (evet mesela kariyer, iki üç kelime kısaltmasından oluşan akademik titr, bol para ve saygınlık kazandıran iş, şahane sosyal çevre, ve tekrar ediyorum rüya gibi bir beyaz atlı prens) gerçekleştirmeyi hiç istemedim. O yüzden bunların hiçbiri benim içimde ukde değildir. O yüzden çocuklarım İçin de bu yönde Arzularım yok.
Dönüp aileme bakıyorum. Onlar da aslında kendi gerçekleştiremediği değil; kendilerine benzer hayatlar/karakterler istediler bizden...
Babam iyi eğitimli, taşaklı bir Üni mezunu, çalışkan, disiplinli, başarılı bir adamdır. Bizim de öyle olmamızı istedi. Okuduğumuz okul, aldığımız mesleki "ünvan" onun gibi olsun istedi. (Yani biz okuyamadık onlar okusun kafası değil tam tersi "benim kadar" okusunlar)
Annem sosyal çevresi geniş, yardımsever, herkesin her işine koşar, biraz da aktivist bir kadındır. Bizim de öyle olmamızı istedi! Fanatik Bir Dünya görüşümüz olsun ve bu uğurda eylemler yapalım, çok okuyalım çok tartışalım istedi (Tam da kendi gençliğinde yaptığı ve kendini topluma faydalı hissettiği şeyler)
Hatta yardımseverlik kısmında da bıkmadan usanmadan ve hala (hiç hazetmediğimizi bildiği halde) hatır-gönül-hayır işleri kitler durur bize :)))
Neyse uzun analizin kısası: çocuklarımdan onların mesleği, kariyeri, parasal durumları, evlenecekleri insanların statüsü gibi beklentim ve ya onlar adına hayalim yok! Ve bu konuda netim.

Ay Freud'u hala okuyan var mı yahu :D Geç bunları Başakito, yepisyeni ruhbilimcilerin çok daha "cuk oturan" teorilerine odaklanalım, nedir bu insanlardaki Freud takıntısı yaw.. Freud'un kardeşi Anna bile "Freud beni ve kadınları hiç anlayamamış bir adamdır" dedi çıktı işin içinden biliyorsun :D Olayı pipiye bağlamadan da oluyor yağni.
YanıtlaSilLakin şu konuda haklısın, aileler tabii ki çocuklarından beklenti içine giriyorlar, bu kendi sosyo ekonomik durumları yükseldikçe ve eğitim seviyeleri arttıkça "en az benim şartlarıma sahip olsun, hayatta darlanmasın üzülmesin" odaklı, genellikle manevi amaçlara dönüyor, mutlu olsun.. Lakin mesela benim ailem de malum iki doktor insan evladı, vallahi beni bitirdi onların bu "aman yavrum mesleğini eline al, bak biz rahattayız sen de bizim gibi rahat ol" hali çünkü şunu keşfettim, mutluluk da ekonomik ve entellektüel seviye arttıkça artan bir durum değil şu hayatta ;) Yalnız bunu iki master bi doktora tecrübesinden sonra gayet ayaklarım üstünde durabilme garantisi olunca keşfettim, o da ayrı. Yani insan denizde boğulmaktayken pek felsefi düşünceler gelmiyor aklına, önce can sonra canan durumları. Şu an ben kendimi geçindiremez koca eline mahkum bir hatuncağız olsam, şu kendime güvenim, şu "aman nolcak canım para saadet getirmez" burnu havadalığım olur muydu, asla.. O nedenle, diyeceğim, bilmiyorum yaaa, biraz çocukları ittirmek, aman evladım bak kendi ayakların üzerinde durmak hayattaki en önemli şeydir, sonrasını sen kurarsın kafana göre demek de lazım sanki ama öteyandan diyorum kız artiz bile olsa mutlu olsun da, valla komaz bana.. Ama samimi hislerim mi, kendime bile itiraf edemediğim endişelerim var mı, işte onu Freud amca çözer anca :D
Freud okuyan hala var. Anna, kardeşi değil kızı :D babasının annesiyle olan ilişkisindeki çatışmalardan, hatta (hiç kabul etmemiş olsa da iddialara göre) lezbiyen olmasından kaynaklı babasından ayrıldığı noktalar var ancak; babasının ekolünün önemli bir öncüsüdür.
YanıtlaSilBen entelektüelite ve eğitim odaklı düşünmüyorum. Çok daha basit ve sade "hayattan zevk almak" olarak özetleyebilirim hayalimi. Bunun tabi parayla da alakası var. Ama koca eline bakan bir kadınceğiz olarak söylüyorum :)) koca eline bakıyor olmak bende bir özgüven eksikliği, eziklik, mutsuzluk yaratmıyor. Hayat ve ev müşterek, "evi geçindirmek için gerekli olan" parayı kimin kazandığı önemli değil.
Bir de çocuklarımızın içine doğduğu ve onları yetiştirdiğimiz toplumda "koca eline bakmak" diye bir deyim de yok. "Selbstständig" denilen kavram var "kendi ayakları üstünde durmak" ki bu da unisex bir kavram. Bunun da tam olarak parayla ve meslekle ilgisi yok. En basitinden bir kreşin tanıtım bültenini al oku, el kadar bebelere kazandırmayı amaçlayan vizyon "selbstständig" olmadır. Kendi işini görme, kendi problemini çözme manasında.
Sana bir hışımla katılıyorum Başak. Ben de annemden bana geçen mirası sürdürüyor, çocuğumdan hiçbir beklentiye girmiyorum. Onu kendi devamım görmüyorum.
YanıtlaSilLakin yine de basit, öz bir mesleği olmasını istemek elimde değil.
Freud okuyordum. Ebeveynlikten sonra direk Freud olmasa da onu takip eden başka yazarların kitaplarını okudum. Ağrıma giden lafları oluyor sindiremiyorum onu ben. Yine de bazı şeyler var ki- örneğin boşanmanın çocuk tarafından algısı- oha diyor ve parıl parıl aydınlanıyorum.
Freud candır ya 😝 Şiddet ve cinsellik zaten tüm olayın kaynağı olacak netlikte bi konu. Konu tartışmaya kapalı :))) ha bebekte ve çocukta psikoseksüel gelişim kuramları, oral evre, anal evre benim de ağırıma gitmiyor mu? Gidiyor :))) ama aman anal evreye zeval gelmesin diyerek yaptığım takıntılar da beni bu yaştan sonra obsesif yapacak, haberim yok :)
SilBen de bu kitaplardaki emosyonel kompülsatif gibi laflara hastayım 😁
YanıtlaSilHaha öyle valla gece ya! Biz mektepteyken, bu kelimeleri kullanmadan basitleştirerek anlamaya çalışırdık da hocalar "bakkal gibi ne o öyle, terminoloji kullanacaksınız. Ha bire böyle alengirli kelime kaktıracaksınız" derlerdi. Tabi açık açık demezlerdi ama, ne kadar bu tarz kelime kullanırsan o kadar yüksek not kapızlardın 😂
Sil